ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL17°C
Çok Bulutlu
OTO-MOTOTÜMÜ
  • GÜNCELLEME: 25 Kasım 2012 Pazar 13:20

Hibrit mi yoksa tam elektrikli mi?

Hibrit mi yoksa tam elektrikli mi?

Benzinli ya da mazotlu araçlar artık el yakıyor. Çere ya hibrit ya da elektrikli otomobil. Peki ya hangisi daha doğru tercih?


Diyet için artık yeni bir hedef grup var. Diyet artık sadece kadınlara özgü bir konu değil, çünkü artık otomobilli yaşam da bu konuyla yakından ilgili. Yeni otomobiller sürekli hafifliyor, motorları sürekli daha az yakıt tüketiyor. Benzinlilerdeki turbo destekli downsizing veya dizellerin ilerici enjeksiyon sistemleriyle optimize edilmesi… Bunlar, otomobilleri daha tasarruflu yapabilmekte kullanılan geçerli yöntemler.

Ancak artık “sıfır diyeti” isimli radikal bir yöntem de var: Akülerle donatılmış, hiç akaryakıt kullanmayan otomobiller. Opel ve Toyota ise klasik kilo verme ve hiç akaryakıt kullanmama tekniklerinin bir sentezini kullanıyor. Yani, içten yanmalı ve elektromotorların birlikte çalıştığı hibrid sistemlere yer veriyorlar. Ancak tek bir motor türü kullanmanın yanında bu kombinasyon daha karmaşık bir yapıya sahip.

Şimdi sıra sorularda: Bu karmaşık teknolojiye hangisi daha hakim? Opel Ampera mı yoksa Toyota Prius mu? Farklılıkları neler? Araç kullanımına etkileri nasıl? Önce ikilinin konumlandırmalarını inceleyelim. Opel’e göre Ampera, kardeş modeli Chevrolet Volt gibi, elektrikli bir otomobil. Çünkü araç sadece elektromotor gücüyle (içten yanmalı motor, sadece bir jeneratöre enerji sağlıyor) ilerliyor.

Akü boşaldığında Range Extender yani menzil uzatıcı olarak adlandırılan benzinli motor devreye girerek aküleri şarj etmeye başlıyor. Ancak hız arttıkça sadece elektromotor değil, 1.4 lt’lik 4 silindirli benzinli motor da mekanik bir bağlantı ile ön aksa güç aktarmaya başlıyor. İşte bu nedenle Ampera da aslında bir plug-in hibrid, yani gerçek bir elektrikli otomobil değil.

HABERİN GALERİSİ İÇİN TIKLAYIN....

Son haliyle adına Plug-in Hybrid ibaresi eklenen Toyota Prius da neredeyse tamamen aynısını yapıyor. Ancak normal Prius’un aksine araçta, şehir şebekesinden de şarj edilebilen lityum-iyon aküler bulunuyor.

Yaklaşık 2 saatlik şarj süresinin ardından aküde 4.4 kWh’lık elektrik enerjisi biriktirilmiş oluyor. Bu da Toyota’ya, 90 km/s’ye kadar olan hızlarda yaklaşık 20 km boyunca sadece elektrik gücü ile hareket etme yeteneği sağlıyor. Bu normal Prius’a göre gerçekten büyük bir aşama. Tamam, normal Prius 10 bin Euro kadar daha ucuz olabilir ama sadece elektrik gücüyle katedebildiği mesafe birkaç kilometreyi geçmiyor.

Prius sürücüsü motor konseptini mümkün olduğunca verimli kullanabilmek için 3 düğmeden yardım alıyor: HV/EV modu, EVCity modu ve Eco modu. Test sırasında City düğmesi seçili olduğu halde Prius, 20.5 km boyunca sadece elektrik gücüyle ilerleyebildi. Bu da Prius’u, sadece kısa mesafelerde gerçek bir elektrikli otomobil olarak konumlandırmamıza izin veriyor.

Daha uzun yolculuklarda 1.8 lt’lik 4 silindirli motor da devreye giriyor ve aracın hem ilerlemesini, hem de akülerin şarj edilmesini sağlıyor. Prius Plug-in’in şehir içi ortalama tüketim rakamı sadece 2.63 lt/100 km. Bu da 100 km’lik kullanım maliyetinin, aküleri şebekeden şarj etme bedeli de dahil, 5.29 Euro (Almanya yakıt ve elektrik fiyatlarıyla) olmasını sağlıyor.

Ampera sahipleri ise şebekeden şarj için daha fazla bedel ödemek zorunda. Opel’in 16 kWh kapasiteli daha büyük akülerinin şarj edilmesi için neredeyse yarım gün gerekli. Ancak bunun karşılığında Ampera, test sırasında 70.2 km boyunca sadece elektrik gücüyle ilerlemeyi başardı. Yani önceliği elektrikli menzile verenlerin Ampera’yı tercih etmeleri gerekecek. Ampera’da da Toyota’daki gibi birçok güç kullanım kombinasyonu bulunuyor. Normal modun dışında araçta, spor, dağ yolları ve koruma modları da bulunuyor. Koruma modunda Ampera akülerini koruyor ve elektrikli motor çalışıyor. Bu mod otoyolda ilerlerken devreye sokulduğunda, şehir içine ulaşıldığında sadece elektrik gücüyle ilerlemek için rezerv enerji akülerde tutulabiliyor.

OPEL BASIN, ÇEKİCİ VE AMERİKANVARİ BİR GÖRÜNÜME SAHİP

Ampera ve Prius’un teknik temelleri aynı olabilir ama kullanım sırasında kesinlikle çok farklılar. Örneğin Opel daha dinamik bir karaktere sahip: Elektrikli motor etkileyici bir çekiş gücü sağlıyor ve bu da neredeyse spor otomobil hissi uyandırıyor. Kalkışlar, sollama manevraları veya virajlı şehir dışı yollarda Ampera, sürücüsünü de “elektriklendiriyor.” Canlı tepkilere sahip direksiyonu ve her konumda yüksek olan gaz yeme isteğiyle Ampera, 100 km/s’ye kadar çok atak hissettiriyor. Ancak bu hızın üzerinde canlılık gerilemeye başlıyor. Ampera’nın konseptinin en güzel yanı, aküler boşalıp benzinli motor devreye girdiğinde bile tekerleklere 370 Nm’lik etkileyici bir elektro-tork göndermeye devam etmesi.

Aracın görünümü de sürüş özelliklerine uygun seçilmiş: Basık, çekici ve Amerikan. Prius ise tam tersi bir karaktere sahip. Örneğin karoser tasarımında kullanışlılığa daha fazla önem verilmiş: Bagajı daha büyük, iç mekan daha geniş ve arkada 3 adet gayet kullanışlı koltuğa (Ampera’nın arkadaki iki koltuğu pek de kullanışlı değil) sahip. Sonuç olarak Toyota, paranın karşılığında daha fazla otomobil sunuyor. Özellikle de fiyatının 10 bin Euro daha ucuz olduğu düşünüldüğünde bu etki daha da güçleniyor.

AMPERA GERÇEK BİR KEYİF MAKİNESİ

Bu avantaj uzun yolculuklar için de geçerli. Aküleri boşalmış ve şarj imkanı olmadığı halde benzinli motoruyla ilerlerken Toyota, norm ölçüm parkurunda 5.02 lt/100 km’lik bir tüketime imza attı. Ampera’da ise bu rakamı 7.19 lt olarak ölçtük: Range Extender modunda Ampera tasarruflu olmaktan kesinlikle uzak. Yani Ampera satın almak, sadece ağırlıklı olarak elektrikli modda kullanıldığında mantıklı olacaktır. Ya da keyif isteniyorsa...

Göze fazla batmayan ve daha gürültülü çalışan rakipse Prius. Tam gaz hızlanmalarda 4 silindirli motoru gayet gürültülü çalışıyor. Bu sırada güç aktarımları da en azından direksiyonu kadar indirekt hissettiriyor.

Katı bir yakıt diyeti yapan otomobillerde bazı eksikliklerin olması kaçınılmaz.

Örneğin ağırlık: Ağır aküleri nedeniyle iki rakip de hafif sıklet sayılmaz. Örneğin Prius’un ağırlığı 1.5 ton. Ampera ise tartıda 1744 kg çekiyor. Bu da yükleme kapasitesinin 256 kg gibi komik bir rakama gerilemesine neden oluyor. Yani 70’er kg’lık 4 kişi bindiğinde Ampera, aşırı yüklenmiş oluyor. Prius’un 326 kg’lık yükleme kapasitesi ise biraz daha kabul edilebilir bir rakam.

Normal bir binek otomobilin yeteneklerini isteyenler ne Ampera ne de Prius ile mutlu olabilirler. Ancak neticede hiç kimse, diyetlerin keyifli olduğunu iddia edemez.

İki model de birer teknoloji abidesi:

Pahalı, temiz, ilerici. Yani çevreci avangartlar için uygun otomobiller. Buna bağlı olarak imajları da çok yüksek. Opel’de bunlara sportif bir dizayn da ekleniyor. Prius prizden şarj edilme özelliği dışında hibrid kardeşiyle aynı görünüyor. Canlılık ve sürüş özellikleri Opel’de çok daha iyi: Daha dinamik, ele daha iyi oturuyor ve daha sessiz. Prius ise daha geniş iç mekanı, ferahlık hissi ve kullanışlılığıyla puan topluyor. Bilgisayar oyunlarını sevenler iki otomobilin de tüm fonksiyonlarını aktive edebilir ve çok sayıdaki göstergeyle meşgul olabilir. Normal vitesli şanzımanlar veya devir sayaçlarını bu ikili sadece hikaye kitaplarından hatırlıyor.

SONUÇ

Elektrik prizinden şarj edilerek şehir içinde neredeyse hiç motor sesi olmadan ilerlemek çok çekici. Diğer elektrikli otomobillerden farklı olarak Prius Plug-in ve Ampera sürücüleri, boşalmış akülerle yolda kalma endişesi taşımıyor. Şehir içi ve şehir dışı yollarda kısa mesafeli kullanımlar için Opel daha uygun. Ampera’nın benzinli motoru aslında bir acil durum elektrik üreteci. Ancak içten yanmalı motor çalıştığında Ampera, verimli çalışmamaya başlıyor. Prius her şartta daha verimli. Bunun dışında Toyota, daha fazla yeteneğe sahip: Daha olgun hissettiriyor ve daha fazla beğeni (ve puan) topluyor.

KAYNAK:
ETİKETLER:
ÖNCEKİ HABER

SONRAKİ HABER