ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL16°C
Sağanak Yağışlı
MEDYATÜMÜ
  • GÜNCELLEME: 19 Kasım 2012 Pazartesi 18:46

O "beyefendi" kim?

O "beyefendi" kim?

Taraf gazetesi yazarı Mehmet Baransu Şubat ayında kendisini takip eden MİT'çileri yakalatmıştı. Baransu bugün o olayla ilgili hiç açıklamadığı bir detayı açıkladı...


8 Şubat'ta Taraf yazarı Mehmet Baransu çarpıcı bir iddia ortaya atmıştı. İddiasına göre, kendisini takip eden iki kişi MİT elemanlarıydı. 

O iki MİT'çi polise yakalatılmış, MİT elemanları olduğu doğrulanmış, birinin ayakkabısının altına da dinleme cihazı yerleştirilmişti. Daha sonra o dinleme cihazının çipi değiştirilmek istenmiş, olaya MİT Müsteşarı Hakan Fidan da dahil olmuş, Baransu'yu takip eden iki MİT personeli hakkında soruşturmaya izin verilmemişti. 

Taraf yazarı Mehmet Baransu, bugünkü köşesinde, o olayla ilgili ilginç bilgiler paylaştı. Buna göre; Baransu dinlendiğini ve takip edildiğini bildiği için bir arkadaşıyla kurmaca bir randevu ayarlamış, MİT'çilerin oraya geleceğini bildiği için de onları orada yakalatmıştı. 

Peki Baransu'yu takip etme emrini veren kimdi? Neden o MİT personeli hakkında soruşturma izni verilmedi?

Mehmet Baransu'nun o yazısı için tıklayıınız...

BEŞER ZULMEDER, KADER ADALET EDER

Tarih 8 Şubat 2012. Yer, Bakırköy İncirli. Hatırlarsanız, o gün iki MİT görevlisi tarafından takip edilmiştim. Biri kadın iki kişiden şüphelenmiş ve polisi aramıştım. Olay yerine gelen polisler şüphelileri gözaltına almış ve Bahçelievler Asayiş Büro’ya götürülen kişilerin MİT’çi oldukları ortaya çıkmıştı. Erkek olan ayakkabısının altına dinleme cihazını saklamaya çalışmış ancak yakalanmıştı. Üzerlerinde ayrıca kağıt parçalarına yazılan bilgisayar şifreleri, yazılımları çıkmıştı.

Kendilerinden şikâyetçi olmam üzerine, Asayiş Büroya MİT’in üst düzey isimleri gelmiş ve benimle görüşmek istediklerini İlçe Emniyet Müdürü’ne bildirmişlerdi. Görüşme taleplerini reddetmiştim. MİT’çiler hakkında şikâyetçi olmuş ve Bakırköy Başsavcılığı da soruşturma başlatmıştı.

Savcılığın konuyla ilgili soruşturma başlattığını gören MİT, bu kez ikinci bir hamle yapmış ve iki üst düzey yetkilisini aynı gece nöbetçi savcıya göndermişti. Ziyaretin olduğu saatlerde nöbetçi savcı karakoldan ilginç bir talepte bulunmuştu. Erkek MİT’çinin ayakkabısının içerisine sakladığı dinleme cihazı dâhil, delillerin savcılığa getirilmesini istemişti.

Bu gelişmelerin yaşandığı saatlerde güvendiğim bir kaynaktan, ayakkabıya saklanmak istenen dinleme cihazının içerisindeki cip’in değiştirilmek istendiği bilgisini almıştım. O gece yetkililere ulaşmak istememe rağmen, savcı dâhil tüm isimler telefon ve masajlarıma dönmekten kaçınmışlardı.

Ertesi gün delillerin değiştirilmek istendiği bilgisini kamuoyuyla paylaşmıştım. Nöbetçi savcı hakkında suç duyurusunda bulunmuştum. Ancak bu konu da kapatılmıştı.

Bu kadar hatırlatmayı şunun için yaptım. Nöbetçi savcının ardından dosya soruşturma savcısına intikal ettirildi. Savcılık yaptığı araştırma sonucunda Ömür Plaza’da yakalattığım iki MİT görevlisinin beni takip ettiklerini, telefonumu dinleyip, maillerimi izlediklerini tesbit etti. Yargılanmaları, haklarında dava açılması için Başbakanlığı yazı yazdı, izin istedi.

Savcının talebine önce MİT Müsteşarı Hakan Fidan cevap verdi.

Fidan’ın yazısı şöyleydi:

“...Yapılan inceleme neticesi derlenen bilgiler doğrultusunda müşteki Baransu tarafından beyan edildiği şekilde kişilerin huzur ve sükûnunu bozma eylemini gerçekleştirecek bir fiilin bulunmadığı, şikâyete konu müsteşarlık personelinin ise görevlerini yerine getirmede herhangi bir ihmal ve kusurlarının olmadığı anlaşıldığından; MİT İstanbul Bölge Başkanlığı Takip Memuru M.U.G. ve Ç.Ç. hakkında soruşturma izni verilmemesinin uygun olacağı değerlendirilmektedir.”

Fidan’ın bu yazısının ardından Başbakanlık, savcılığa bir yazı yazdı ve iki MİT’çinin yargılanmasına izin verilmediğini bildirdi.

Suçlu kendisinin yargılanmasına izin verir mi? Tabii ki hayır.

Şimdi gelelim bugüne kadar kamuoyuna açıklamadığım bir bilgiye. Sayın Fidan. Siz de, takip etme emrini veren “Beyefendi” de çok iyi biliyor ki, o iki MİT görevlisi benim için oradaydı. İş üstünde yakalandılar. Eğer yargılansalardı takip emrini İstanbul eski Bölge Müdürü’nün verdiği ortaya çıkacaktı. MİT’çileri yakalatmamın ardından görevden aldığınız o bölge müdürü de takip emrini Ankara’dan ve kimden aldığını söylemek zorunda kalacaktı. Ankara’daki kişi de emri veren “Beyefendi’yi” açıklayacaktı.

Bunların olacağını nereden mi biliyorum? O üzerlerinde çıkan bilgisayar şifreleri ve yazılımları hangi bilgisayara aitti? Bu satırların yazıldığı bilgisayar olabilir mi? Peki mail adresleri? Dinlenen telefon, takip edilen mailler?

Siz ne demek istediğimi çok iyi anladınız.

Gelelim bugüne kadar kamuoyuna açıklamadığım bilgiye.

Sayın Fidan, Sayın “Beyefendi.” Ömür Plaza’ya o iki MİT’çiyi ben çağırdım. Daha doğrusu yem attım ve o yeme geldiler.

Nasıl mı?

MİT’in beni takip ettiği bilgisini önceden öğrendim. Bu bilgi üzerine sizleri birkaç kez test ettim. Telefonda yer ve saat vererek, bazı arkadaşlarla randevulaştım. Ne gariptir ki elemanlarınız, randevu yerlerine benden hemen sonra geldiler. Hele Halkalı’daki olay. Telefonumu unuttum bahanesiyle arabama tekrar giderken o erkek MİT’çiyi gördüm ve yüzündeki ifadeyi, şaşkınlığı, kaçmasını unutamıyorum.

Ömür Plaza’da yakalandığınız çarşamba gününe gelince. Hatırlarsanız size yemi cumartesi günü öğlen saatlerinde o dinlemiyoruz dediğiniz telefondan atmıştım. Arkadaşımı aradım ve çarşamba gününe randevulaştık. Neden çarşamba mı? Siz ve gazeteci elemanlarınız bu olayı MİT-ifade kriziyle ilişkilendirdi, ancak arkadaşım öğrenci olduğu için çarşamba günü dersi yoktu. Bu yüzden o gün randevulaştık. Yani MİT kriziyle, polisle bir ilgisi yok.

(Radikal’de yazan MİT’çi beyefendi. Sebep bu, ekranlardan komplo kurup, milleti kendine güldürme.)

O gün de elemanlarınız Ömür Plaza’ya benden sonra geldiler ve mekâna girdiklerinde ağzımdan şu cümle çıktı: “Kuşlar yuvaya girdi.”

Benim için en sıkıntılı anlar polisi aradıktan sonraki saatti. Kuşların kaçma ihtimali vardı. Korumamın telefonundan polisi aramamın nedeni de buydu. Vakit kazandım. Sizden elemanlarınıza telefon gidene kadar, polis geldi ve tam kaçmak üzerelerken yakalandılar.

Bu olayla ilgili yazacağım çok şey var ama şimdilik zamanı değil.

Said-i Nursi’nin şu cümlesiyle yazımı bitireyim. “Beşer, zâhirî esbaba bakar; bazen yanlış eder, zulmeder. Fakat kader, başka noktalara bakar, adalet eder.”  (Mehmet Baransu-Taraf)

KAYNAK:
ÖNCEKİ HABER

SONRAKİ HABER