ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL8°C
Çok Bulutlu
MAGAZİNTÜMÜ
  • GÜNCELLEME: 04 Kasım 2014 Salı 14:02

Çocukluk arkadaşı Müslüm Gürses’i anlattı

Müslüm Babayı bir de ondan dinleyelim!

Adanalı bağlama oyma ustası Lokman Ziya Savaş, arabesk müziğin fenomen ismi Müslüm Gürses’in çocukluk ve gençlik yıllarını anlattı.


Geçen yıl Mart ayında hayatını kaybeden ünlü sanatçı Müslüm Gürses’in çocukluk arkadaşı Lokman Ziya Savaş, kendisi 7, Müslüm Gürses 11 yaşındayken aynı atölyede aynı ustanın çırağı olduklarını belirterek, “Çok yakındık. O da çıraktı, ben de çıraktım. Müslüm abi ile biz ekmeğimizi de paylaştık, ceketimizi de paylaştık” dedi.

Adanalı bağlama oyma ustası Lokman Ziya Savaş, hastanede 4 ay boyunca yaşam savaşı veren ve 3 Mart 2013 tarihinde aramızdan ayrılan, milyonların sevgilisi, arabesk müziğin fenomen ismi Müslüm Gürses’in çocukluk ve gençlik yıllarını İHA’ya anlattı. Çocukluk ve gençlik yılları Adana’da geçen, 25 yıldır Mersin’de yaşayan Lokman Ziya Savaş, rahmetli Müslüm Gürses ile tanışıklığının 1962’de başladığını söyledi. 1961 yılında henüz 6 yaşındayken çırak olarak verildiği Yuvasız Evi adlı atölyede, bir yıl sonra ‘Müslüm Abi’ diye hitap ettiği Müslüm Gürses ile tanıştığını anlatan Savaş, “Ben o zaman 7 yaşındaydım, Müslüm abi 11 yaşındaydı. Rahmetli ustam Günaydın Can Gürgen, sokakta arkadaşlarına şarkı söylerken duymuş Müslüm abiyi, sesini keşfetmiş, dinlemiş. Mahallede o zaman çocuklar türkü, şarkı söylerdi, bunun sesi dikkatini çekmiş ustamın. Bunun elinden tutuyor, dükkana getiriyor, 15-20 gün uğraşıyor ve bir şarkı öğretiyor zorla. O zaman dükkana gelip giden çok. Rahmetli Bebili Mehmet (Adanalı sanatçı Mehmet Genç) vardı ‘Sevda Yüklü Kervanlar’ın bestekarı. Sevda Yüklü Kervanlar şarkısını Müslüm abiye ezberlettiler. Bunun yanında o günün birçok türküsünü de ezberlettiler. Müslüm abiyi o zaman Adana’da Ulus Parkı’nda aile çay bahçesinde programlara çıkartmaya başladılar. Güzel kıyafetler diktirdiler, giydirdiler ve Müslüm abi o yıllarda boy göstermeye başladı” dedi.


“MÜSLÜM ABİNİN SERÜVENİ ‘SEVDA YÜKLÜ KERVANLAR’ İLE BAŞLADI”

Müslüm Gürses’in, çıktığı günden itibaren sesiyle başta ustalar olmak üzere bütün gönülleri fethettiğini dile getiren Savaş, “Daha sonra Müslüm abinin kadersiz olayları başladı, başına talihsiz işler geldi ve sahipsiz, kimsesiz gibi kaldılar. Benim ustam bunu daha çok sahiplendi ve yatağını, yorganını sırtına sardılar, trene bindirdiler İstanbul’a, o da rahmetli oldu Uğur abi vardı, Kör Uğur derler nam-ı diğer, Beyoğlu’nda kebap dükkanı vardı, onun yanına gönderdiler. Uğur abiye, ‘Bunu götür Unkapanı’na, elinde Bebili Mehmet’in ‘Sevda Yüklü Kervanlar’ şarkısının notası filan da var. Buna plak yapın, bu çocuk sefildir, yoksuldur’ diyorlar ve Müslüm abinin serüveni öyle başladı. Sevda Yüklü Kervanlar plak oldu, ondan sonra yıllarca Türk Sanat Müziği repertuarının halk tarafından bilinen hit olmuş şarkılarının yüzde 80’ini kayıt altına aldı, seslendirdi. Kendi şarkılarını, kendi bestelerini yaptı. Bestecilerin, yorumcuların şarkılarını en iyi şekilde yorumladı ve nihayetinde yorumlanamaz denilen şarkıları Sezen Aksu, Teoman şarkılarına varana kadar hepsini en güzel şekilde yorumladı. Allah gani gani rahmet eylesin” diye konuştu.

“MÜSLÜM ABİ MANA ALEMİNDE DUYGULARI EN İYİ ŞEKİLDE İFADE EDERDİ”

“Müslüm abi çok derinliği olan bir insandı” diyen Savaş, Gürses’in (ilkokul mezunu) hiç tahsil görmemiş olmasına rağmen gökyüzü bilimlerinde dahi bilgi sahibi olduğunu dile getirerek, mana aleminde duyguları en iyi şekilde ifade edebilen iki insan tanıdığını, bunlardan birinin, “Onunla tanışmak kısmet oldu bana” dediği Türkiye’nin ilk atom profesörü olan Ahmet Yüksel Özemre, diğerinin de Müslüm Gürses olduğunu vurguladı.

Müslüm Gürses’e okuması için hüzzam makamında bir şarkı yazıp bestelediğini de aktaran Savaş, Gürses’in bu şarkıyı okuyacağını, ancak ömrünün buna yetmediğini kaydetti. “Ne desem masal olur, ne söylesem hikaye. Sensiz geçen günlerde ne mana var ne gaye. Sen olmazsan şarkılar anlamını yitirir. Sen olmazsan hasretin ömrümü yer bitirir” dizeleriyle başlayan şarkısının sözlerini de okuyan Savaş, “Rahmetli okuyacaktı ama olmadı işte” ifadesini kullandı.

“MÜSLÜM ABİ İLE BİZ EKMEĞİMİZİ DE PAYLAŞTIK CEKETİMİZİ DE”

Müslüm Gürses ile çocukluğunda ve gençlik yıllarında çok yakın olduklarını da söyleyen Savaş, aynı atölyede Gürses’in de kendisinin de çırak olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti: “O da ben de rahmetli ustamız Günaydın Can Gürgen’in çırağıydık. Bunu bütün ustalar teyit eder. Örneğin Hacı Ahmet Tekbilek, dünyanın sayılı neyzenlerinden, kardeşi Ömer Faruk Tekbilek, hep beraber büyüdük. Bunlar bizim çocukluk arkadaşlarımız, mesai arkadaşlarımız.”

“Müslüm abi ile biz ekmeğimizi de paylaştık, ceketimizi de paylaştık” diyerek çocukluk ve ilk gençlik yıllarında Gürses ile yaşadıklarını anlatan Savaş, şunları söyledi: “Ben Müslüm abiyi omzumda gecelerce taşıdım, yıkılırdı. Bunu çevresi, arkadaşları düşürürlerdi alkol alemine. Biz de o zaman çalışıyoruz gazinolarda, Müslüm abi de çalışıyor. Gençlik yıllarımız. Müslüm abi zaten saf bir adam, bir de buna alkol verdiğiniz zaman adam ayakta duramıyor. Sahnede iki garson sağlı-sollu tutardı o şekil okuturlardı. Ben Müslüm abinin en yıkık zamanlarını da bilirim, en görkemli zamanlarını da bilirim ama benim gözümde Müslüm abi hep bir görkemdir. Başka Müslüm gelmez, mümkün değil.”

“ÇOK ÇİLELİ BİR HAYAT YAŞADI”

Müslüm Gürses’in hayatındaki acıları anlatmak istemediğinin altını çizen Savaş, “Çünkü rahmetli kendisi de anmazdı. Bunlar bir aile sırrı gibidir, açmaya, ifşa etmeye bizim dinimiz de elvermez. Herkesin kendi kaderi, kendi yazgısı vardır. Fakat Müslüm abi çok çileli bir hayat yaşadı. Kardeşini de kaybetti, rahmetli Ahmet’i. O da ayrı bir acı” dedi.

Gürses ile Adana’da sinema konserlerinde çıktıklarını da belirten Savaş, “O zaman yaşım ufaktı benim. Benim de elime bir saz verirlerdi, sahnede otururdum Müslüm abiyle beraber olmak için. Yani çalıyorum ama o zaman mikrofon denen bir aygıt vardı, böyle elektrosazlar yoktu, bir tane sazın mikrofonu olurdu, arka delikten atarlardı, bir de mendil kapatırlardı, sadece o sazın sesi duyulurdu. 10 tane de saz olurdu, hep boş saz onlar, ‘kelle saz’ derlerdi. Ben de Müslüm abiye çok kelle saz çaldım düğün salonlarında, sinema salonlarında, piknikte, Emirgan’da. Yani o şerefe nail oldum” şeklinde konuştu.





KAYNAK:
İHA
ÖNCEKİ HABER

"Hamileyim ama..."

SONRAKİ HABER

Anasının kızı!