ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL32°C
Gök Gürültülü Sağanak Yağışlı
MAGAZİNTÜMÜ
  • GÜNCELLEME: 05 Ocak 2014 Pazar 19:10

1 boşanma 5 senaryo tek gerçek

1 boşanma 5 senaryo tek gerçek

Ahu Yağtu-Cem Yılmaz çiftinin çevresinde dolandık; demeçlerinin altyazısını okuduk ortaya bambaşka bir evlilik hikâyesi çıktı


Kurak magazin topraklarında bir anda yeşeren ‘Ahu Yağtu- Cem Yılmaz boşandı’ dedikodularının ve ‘iddialara göre’ haberlerinin ucu bucağı yok. Evet, evet tam bu tabirle aynı gün (3 Ocak Cuma) beş farklı gazetede, beş değişik manşet, beş muhtelif senaryo vardı.

Ama kalıp aynı: İddialara göre! ‘Kariyer’ dedi boşandı (Habertürk Magazin): “Yağtu, bir süredir Yılmaz’a eski oyunculuk günlerine dönmek istediğini söyler. Oğlu Kemal’in bakıcıların elinde büyümesini istemeyen Yılmaz, eşine ‘Hayır’ der, ‘Kariyerimi bitirdin’ler, ‘Ben çalışmak istiyorum’lar boşanmanın fitilini ateşler.” Fazla olağan, fazla süssüz bulduysanız, işin içinde ille de bir üçüncü kişi parmağı arıyorsanız bir diğerine geçelim!

Boşanma sebebi Cansu Dere mi? (Sabah Günaydın): “Yılmaz, yedi yıl aşk yaşadığı Cansu Dere’yi bir türlü unutamamış, bir süre önce de gizli gizli görüşmeye başlamış. Ahu Yağtu, Cansu Dere’nin Yılmaz’a attığı bir mesajı yakalayınca da ortalık karışmış.” O defter kapanalı çok oldu, üzeri tozla doldu mu diyorsunuz? Daha seksi, daha Hollywoodvari bir malzeme mi lazım? O da var!

‘Gladyatör’ yuva yıktı (Posta): “Çift arasındaki ilk kriz 1.5 ay önce çıkar. Cem Yılmaz, Russel Crowe ile çekeceği film için dört günlüğüne Sydney’e gider. Crowe ile gece turuna çıkıp yaptığı çapkınlıklar her nasılda Ahu Yağtu’nun kulağına gider. Eşi ihaneti kabullenmeyince de olanlar olur.” Bir ‘fırt’ heyecan, biraz daha merak mı istemiştiniz? Buyrunuz... ‘Ayrılık nedeni başka manken’ iddiası (Akşam): “Cem Yılmaz’ı Cansu Dere’nin elinden alıp hamile kalan Ahu Yağtu, eşini bir manken arkadaşıyla yazışırken yakalamış...”

Bir ‘Takvim’ gazeteciliği örneği olan ‘BilmECE’ başlıklı haber sayesinde Ahu-Cansu-Cem üçgenine sürpriz bir isim bile dahil edilir: Ece Sükan. Yine ‘iddiaya göre’ gizliden gizliye mesajlaşmalar evliliğin sonunu getirir. Sükan, böyle bir asparagas habere cevap vermeyi bile anlamsız bulsa da dedikoduların önünü kesmek adına açıyor ağzını: “Tamamen saçmalık ve çok çirkin bir iftira! Ümit Benan ile iki yıldır beraber olduğum, evleneceğimiz biliniyor, Cansu da en yakın arkadaşlarımdan biridir, her zaman birbirimizin yanında olmuşuzdur.”

Peki neden Sükan’ın ismini kullanmışlar kısmını anlamakta zorlananlara yardımcı olalım. Zamanında Ahu ile Cansu arasında yaşanan ‘yakın arkadaşının eski sevgilisi’ hikâyesinin başka bir versiyonunu yaratma çabasında olan kurnaz magazinciler, şimdi sahaya Ece Sükan’ı sürer. Oysa o cephede durum çok çok başka: “Uydurma magazin haberinde yazılanlar tamamen hayal ürünü. Ne olursa olsun böyle yalan haberleri yazmaya ve bizim huzurumuzu bozmaya ne hakları var, delirmemek elde değil. Açıkçası biz Cansu’yla Ümit sinirlenmesin diye uğraştık valla!”

ASIL SEBEP NE?

Şimdi tüm okuduklarınızı hafızanızdan silin! Çünkü neredeyse hiçbirinin aslı astarı, elle tutulur yanı yok. Peki ne oldu da Yılmaz’ın 2012 yazında ağız/kulak mesafesi şaşmış bir halde ballandırdığı “Evliliği herkese tavsiye ediyorum” cümlesi 1.5 yıl içinde “Evlilik bana göre değil”e dönüştü? Hikâyeyi bir hız geri sarmalı, 2010’nun kasımına kadar dönmeli. Nişantaşı’nda birbirlerine sarılırken Milliyet’in kameralarına yakalanan çift, “Sadece arkadaşız” kartı yerine “Bunlar da nereden çıktı, yakalandık” şaşkınlığına sığınır, ertesi sabah çıkacak kıyametten habersiz.

Araya menajerlerin, kısa soluklu başka ilişkilerin, son derece gerekli bir Cansu Dere çıkışının ve son derece gereksiz bir “Cem’le aşk yok” pozunun girmesi resmi kavuşmanın tam bir sene rötar yemesine neden olur. Herkesten gizli buluşmalar yine bir kasım günü ayyuka çıkar, tam da Cem Yılmaz Maslak TİM Show Center sahnesinden evliliğe dair büyük büyük laflar ederken: “Evlilik zor şey. Bu zamana kadar evlenmedik, bu saatten sonra da olmaz. Biz evlilik işini beceremedik. Bir de boşanma aşamasında ‘malvarlığının yarısı benim’ demelerine sinir oluyorum. Öyle şey mi olur?”

Bebek sahibi olma hayaliyle yanıp tutuşan iki kişinin hayatı ‘bir şekilde’ kesişir ve birkaç ay içinde manşetler peş peşe atılmaya başlanır: “Ve yakalandılar” (Hürriyet Kelebek, 20 Aralık 2011), “Hamile mi?” (Sabah Günaydın, 13 Ocak 2012)

İkilinin el ele, göz göze etrafa mutluluk pozları vermeleriyse Kemal Bebek’in dokuz ay boyunca anne karnında büyüme sürecine; Bebek-Nişantaşı-İstinye Park hattında elde poşetlerle helak olma günlerine denk düşüyor. Çiftin az biraz yakınlarında, manken arkadaşlarıyla PR’cı dostları arasında dolanınca ortaya ağız sulandırıcı bir magazin klibinden ziyade buruk bir tablo çıkıyor: Paldır küldür bir evlilik, apar topar gelen bir çocuk, evlilik telaşı/bebek heyecanı arasında kaybolup giden o tatlı ‘cicim’ ayları, ‘biricik karıcım/kocacım’lardan önce gelen ‘çocuğumun annesi/babası’ lafları ve kan ter içinde geçen bir senenin ardından tüm o alışveriş merasimi bitince, el ayak çekilince, sohbetler tükenince akıllarda belirmeye başlayan o soru: Sahi biz neden evlenmiştik?

Aşk bunun neresinde?

Fotoğraftaki eksik rengin, kayıp hissin ne olduğunu bulmak baştan beri zor değildi aslında. Bakınız: İlk röportaj, ilk ‘çok mutlu bir aileyiz’ mesajı. “Lüks otomobil değil, mutlu aile hayal ettim” (Elle, Aralık 2012). Ve hemen peşinden: “Cem çok ilgili bir baba” (Vatan, Nisan 2013). Evlilik ve çocuk sonrası verdiği her röportajın gizli özneleri, sözde tümceleri değişmiyor, nedense ‘Kemal bebek’in hayatını nasıl değiştirdiğinden, Cem Yılmaz’ın nasıl bir baba olduğunu anlatmaktan ‘aşk’ kelimesini telaffuz etmeye nefesi yetmiyor.

Her iki röportajda da aşk iki kere çıkıyor ağızdan, o da muhabir koltuğundaki kişilerden! Yağtu ise Vatan’dan Ayşe Kucuroğlu’nun “Cem nasıl bir âşık” sorusuna “Olduğu gibi bir insan. Herkesin gördüğü ve güldüğü gibi...” demekle; Elle’den Suzan Yurdacan’ın kuşkulu “Bu bir aşk evliliği mi?” yaklaşımını “Ne evliliği olduğu meselesi o insanın algısıyla ilgili” diye savurmakla yetiniyor. ‘Aşk’ Yağtu’nun ağzından o kadar çıkmıyor, üzerinde o kadar durmuyor ki insanın zorla da olsa Tuna Kiremitçi’den alıntı yapası geliyor: Bu işte bir yalnızlık var arkadaş!

Huzurlu ve mutlu aile hayaliyle ilgili “Peşini bırakmadım, gerçekleşti” diyecek kadar kafasına koymuş bir kadın ve özgürlüğüne düşkün, hayatı tutkuyla yaşayan bir adam... Yakın arkadaşının eski sevgilisi uğruna dost grubunu kaybetmeyi göze alan bir kadın ve hayatından Ferzan Özpetek sofrası/Şener Şen rakısı eksik olmayan bir adam... Boşanmak isteyenin kim olduğunu da boşanma sonrası rahat bir nefes alanın hangi taraf olduğunu da kestirmek pek güç. olmamalı!

KAYNAK:
ÖNCEKİ HABER

SONRAKİ HABER