ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL9°C
Yağışlı
KÜLTÜR-SANATTÜMÜ
  • GÜNCELLEME: 17 Mayıs 2013 Cuma 13:30

‘Osmanlı’dan kalan 180 binden fazla yazma eserı’

Osmanlıdan kalan 180 binden fazla yazma eserı


 Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi ve Sanatları Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nuran Öztürk, Osmanlı İmparatorluğu’nun bıraktığı 180 binden fazla yazma eserlerin duyarsızlık nedeniyle zamanın insafına bırakıldığını söyledi.

ÇÜ İlahiyat Fakültesi tarafından ‘Başlangıcından Günümüze Vakıf Müessesesi ve Vakıf Medeniyetinde Adana Şehri’ başlıklı panel düzenlendi. İlahiyat Fakültesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen panele İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Osman Ateş, fakülte öğretim üyeleri ve öğrenciler katıldı.

Panelde ‘Kütüphane ve Vakfiyeleri Üzerinden Osmanlının Kitaba İlgisini Okumak” konulu bir sunum yapan Doç. Dr. Nuran Öztürk, insanlığın medeniyet yolculuğunda kitabın tartışılmaz öneme sahip olduğunu vurguladı. Doç. Dr. Öztürk, 600 yıl, oldukça geniş bir coğrafyada hüküm süren Osmanlı İmparatorluğu’nun, İslam inancının tesiriyle kurduğu vakıf sisteminde kitap ve kütüphane vakıflarına da yer verildiğini ifade etti. Doç.Dr. Öztürk, Fatih Sultan Mehmet’in kurduğu vakıftan başlamak üzere, 20. yüzyıla gelinceye kadar başta imparatorluğun başkenti İstanbul olmak üzere her il ve ilçede vakfedilmiş yazma eserlere rastlandığını kaydetti.

YAZMA ESERLER KORUNAMADI

Osmanlı kütüphanelerinin neredeyse tamamının vakıf eseri olduğunu ifade eden Doç. Dr. Öztürk, kaynaklarda 1914 yılında devlete ait tek bir kütüphanenin var olduğundan söz etti. Doç.Dr. Öztürk, 1962 yılında yapılan bir araştırmaya göre Osmanlı İmparatorluğu’nun 298 vakıf yazma eser kütüphanesi ve 180 binden fazla yazma eser bırakan bir kültür ve medeniyete sahip olduğunu aktardı. 18 ve 19. yüzyılda sayıları ve hizmet standartları artan daha donanımlı ve nitelikli yazma eser kütüphanelerinin ne yazık ki türlü tehlikelerden korunamamış olduğunu dile getiren Doç. Dr. Öztürk, vakıf sisteminin de dönüşmesiyle birlikte kütüphane ve yazma eserlerin oldukça duyarsız bir şekilde zamanın insafına bırakıldığına dikkat çekti. Doç. Dr. Öztürk, günümüzde bu durumu telafi etmek üzere yazma eserleri koruma bilinci ile birlikte, söz konusu eserlere ulaşma ve yararlanma standartlarının yükseltilmeye çalışıldığını memnuniyetle karşıladıklarını sözlerine ekledi.


VAKIFLARIN GELİRİ AZALDI

Adana Vakıflar Bölge Müdürü Murat Saraçoğlu, dokuz asrı aşkın süredir Türk milletine, büyük hizmetler veren vakıf kurumunun, ülkenin bir emniyet supabı olduğunu ve yıllar süren çeşitli savaşlara rağmen sosyal patlamalara engel olduğunu belirtti. Saraçoğlu, hızlı şehirleşme sebebiyle eskiden şehirlerin en merkezi yerinde bulunan vakıf mülklerinin eski mahallelerde kaldığını, gelirleri düşen vakıfların hizmetlerinin de doğal olarak azaldığını söyledi. Saraçoğlu, eskiden bir vakıf hizmeti olarak yürütülen hizmetlerin bugün çeşitli kurum ve kuruluşlar tarafından kanunla belirlenmiş bir görev olduğunu belirtti. Geleneksel vakıf müessesesinin millet için vazgeçilmez bir destek kurumu olduğunu ifade eden Saraçoğlu, vakıfların amacının zenginin malından, fakire yardım olduğunu kaydetti.

Daha sonra Doç.Dr. Muhammed Yılmaz, ‘Vakıf Müessesesini Doğuran Dini Etkenler’ başlıklı bir konuşma yaptı. Doç. Dr. Yılmaz, insanları vakıf kurmaya sevk eden amillerin başında dünya hayatının geçiciliğini, insan ömrünün bir gün gelip biteceğini ve bu dünyada sahip olunan her şeyin insana ahret hayatını kazanmak için verildiğini anlatan dini nasların geldiğini ifade etti. Doç.Dr. Yılmaz, “İslam kendisine uyanlara sürekli iyiliği emretmiştir. Dinimiz toplum içerisinde zayıf ve düşkün kimselerin elinden tutmayı ve Müslümanların manevi yardımlarının yanı sıra maddî olarak da mümin kardeşini düşünüp kollamasını emreder.” dedi.

TAŞKÖPRÜ VAKIFLAR SAYESİNDE AYAKTA DURUYOR

Doç. Dr. Gözde Ramazanoğlu da sunumunda vakıf müessesesi içerisinde, dinsel olanla olmayanın, kamusal ile özelin iç içe geçtiğini ifade etti. Osmanlı imar sisteminde, kamu ve sosyal hizmet binalarının şahıslar tarafından yaptırıldığını belirten Doç. Dr. Ramazanoğlu, eğitim, sağlık ve sosyal dayanışma hizmetlerinin finansmanı ile bu tür hizmetlerin yürütüldüğü binaların devlet bütçesinden değil, padişahların veya kişilerin kendi kaynaklarıyla ve kurulan vakıflarla sağlandığını aktardı. Doç. Dr. Ramazanolu, Adana’da anıt değeri taşıyan ve kent ikonu durumundaki tarihi eserlerin tamamının vakıf eseri olduğunu hatırlattı. Gözde Ramazanoğlu, kız lisesi, çevik kuvvet binası gibi geç tarihte yapılmış kamu yapılarının vakıf arazileri üzerinde yer aldığını belirtti. Roma yapısı olan Taşköprü’nün bile, cami vakıflarının yardımlarıyla bugüne ulaşmasının şaşırtıcı olduğunu belirten Doç. Dr. Ramazanoğlu, Taşköprü’nün tarihteki onarımlarının çoğunun, Adana’daki vakıfların gelirleriyle sağlandığının arşiv belgeleriyle ispatlandığını ifade etti.

Panel katılımcıların sorularının cevaplanmasının ardından sona erdi.
 

KAYNAK:
CİHAN
ETİKETLER:
ÖNCEKİ HABER

SONRAKİ HABER