ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL13°C
Sağanak Yağışlı
GÜNDEMTÜMÜ
  • GÜNCELLEME: 05 Şubat 2013 Salı 12:21

Türkiye'de İfade ve Medya Özgürlüğü Konferansı


Adalet Bakanı Sadullah Ergin, gazeteci olsun veya olmasın, bir tek kişinin bile düşünceleri yahut ifadeleri nedeniyle mağduriyet yaşamasını kabul etmeyeceklerini belirterek, ''İfade özgürlüğünün sınırını oluşturan, bırakın şiddete teşvik unsurunu, doğrudan şiddete bulaşmış kişileri bile gazetecilik kimliğiyle savunma refleksini, suç işlemekte imtiyazlı bir sınıf arayışı olarak görüyorum'' dedi.
    
Türkiye'de İfade ve Medya Özgürlüğü Konferansı'nda konuşan Ergin, devletin özgürlükçü ve demokratik karakterini güçlendirmekte kararlı olan hükümetin, temel hak ve hürriyetlerin en geniş hukuki korumaya kavuşması için güçlü bir siyasi istek taşıdığını söyledi.
    
Son on yıl içinde bu alanda önemli reform adımlarının atıldığını, yasal ve yapısal sorunların çözümü ile kurumsal önlemlerin geliştirilmesi noktasında önemli mesafeler alındığını anlatan Ergin, mevzuatın, demokratikleşme ve insan hakları odaklı bir yaklaşımla gözden geçirildiğini, anayasal ve yasal düzeyde gerçekleştirilen değişikliklerin, bir taraftan temel hak ve özgürlükleri daha güçlü teminatlara bağlayacak düzenlemeleri, diğer taraftan yargının etkinliğini, bağımsızlığı ve tarafsızlığını güçlendirecek önlemleri içerdiğini kaydetti.
    
Ergin, zamanın gerisinde kalan ve güncel ihtiyaçları karşılayamayan temel kanunların yenilendiğini, yargısal işleyişin etkinliğini artıran 3 ayrı reform paketinin de son iki yıl içinde kanunlaştığını anımsattı.
    
4. yargı paketi yakın zamanda Meclis'te
    
Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önündeki görünümünü iyileştirmek ve hak ihlallerine yol açan yapısal sorunları gidermek için hazırladıkları 4. Yargı Paketi'nin ise yakın zamanda Meclis gündemine geleceğini kaydeden Ergin, temel hak ve hürriyetlerin korunup geliştirilmesi ve ihlallerin önlenmesi amacıyla yapılan çalışmaları anlattı.
    
Ergin, şunları kaydetti:
    
''Konuyla ilgili çabalarımız bir taraftan geniş bir toplumsal talep ve mutabakata, diğer taraftan, ülkemizin AİHM önündeki olumsuz görünümünü iyileştirme kararlılığına dayanmıştır.
     Eksiklerimizle yüzleşme konusundaki cesaretimiz kadar, bunları tamamlama konusundaki gayretimiz de büyük olmuştur.
     Türkiye'nin, ağırlıklı olarak geçmişin yasal ve yapısal sorunlarından kaynaklanan, ifade özgürlüğü alanındaki olumsuz görünümü, elbette üzüntü vericidir. Ancak ifade özgürlüğü alanında Türkiye'de son yıllarda önemli ilerlemeler kaydedildiği gözden kaçırılmaması gereken bir gerçektir.''
     Bakan Ergin, Basın Kanunu'nun yenilendiğini, radyo ve televizyonların dilinin özgürleştirildiğini, Türk Ceza Kanunu'nun yoğun eleştirilere konu olan 301. maddesi başta olmak üzere ifade özgürlüğü önünde engel oluşturduğu söylenen pek çok hükmün gözden geçirildiğini kaydetti.
     Ergin, son olarak kısa bir süre önce parlamentodan geçen 3. Yargı Paketi ile basın yoluyla işlenen suçlarda dava ve cezaların ertelenmesi imkanı getirildiğini, eleştiri konusu olan adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs ve soruşturmanın gizliliğini ihlal gibi basın mensuplarını yakından ilgilendiren suçların da yeniden ele alınarak unsurlarının belirgin hale getirildiğini bildirdi.
    
İleriye dönük olarak yayın durdurma tedbirinin de bu paket kapsamında mevzuattan çıkarıldığını söyleyen Bakan Ergin, ''Ancak en büyük değişim, ifade özgürlüğünü de içerecek biçimde temel hak ve hürriyetler konusunda uygulamacılara hakim olan temel paradigmanın değişmesi olmuştur. Bu paradigma değişimi, adeta bir devrim niteliği taşıyan 2004 yılındaki anayasa değişikliğiyle uç vererek günümüze dek ulaşmıştır'' diye konuştu.
    
Ergin, Anayasa'nın 90. maddesine eklenen bir fıkra ile temel hak ve hürriyetlere ilişkin uluslararası sözleşme hükümlerinin ulusal mevzuat karşısındaki üstünlüğünün vurgulanmasının, kararlı bir başlangıç noktası olduğunu söyledi.
    
Dünyaya açılan, nitelik olarak gelişen ve zenginleşen yargı mensuplarının yeterliliklerinin de bu değişimi tamamlayan bir başka unsur olduğunu belirten Ergin, hakim ve savcılarla ilgili yapılan çalışmaları da anlattı.
    
Özgür ortam içinde
    
Düşünce ve ifade özgürlüğünün ideal pratiğinin, toplumun sağlıklı bilgilenmesi, bunun için gerekli iletişim kanallarının oluşturulması ve bu sayede serbest ve özgür bir tartışma ortamının yaratılmasına bağlı olduğunu kaydeden Ergin, şunları söyledi:
   
  ''Toplumu bilgilendirme görevi bulunan ve demokratik denetim işlevini ancak bu sayede kazanan medyanın özgürce var olması bu bakımdan zaruridir. Devletin karışmadığı yerde, basın kendiliğinden özgür bir ortam içinde olacak ve sonradan eklenen misyonu ile dördüncü kuvvet olarak demokrasiyi tamamlayacak, çoğulcu uygulamalarından seçmeni haberdar edecektir. Çoğulcu bir demokratik yapının tesisinde kilit fonksiyonu bulunan basın mensuplarının, mesleki faaliyetlerini özgürce ve korkusuzca sürdürmesinin önemi bu sebeple çok açıktır.''
    
     Tutuklu gazeteciler

    
 Uluslararası Gazetecileri Koruma Komitesi'nin 2012 yılı raporunda 76 kişinin tutuklu bulunduğu iddiasının yer aldığını hatırlatan Ergin, Komitenin 2011 yılı raporunda ise bu sayının 8 olarak verildiğini belirtti.

Ergin, şunları söyledi:
    
''Gazeteci olsun veya olmasın, bir tek kişinin bile düşünceleri yahut ifadeleri nedeniyle mağduriyet yaşamasını kabul etmeyeceğimizi defalarca tekrarladım. Ancak ifade özgürlüğünün sınırını oluşturan, bırakın şiddete teşvik unsurunu, doğrudan şiddete bulaşmış kişileri bile gazetecilik kimliğiyle savunma refleksini, suç işlemekte imtiyazlı bir sınıf arayışı olarak görüyorum.
    
Ülkemiz ilişkilendirilmeye çalışılanların bazılarının, silahlı terör örgütü üyeliği, adam kaçırma, ruhsatsız silah ve tehlikeli madde bulundurma, bombalama ve adam öldürme gibi ağır cürümler sebebiyle hürriyetleri kısıtlanmış kişiler olması bu değerlendirmelerin güvenilirliklerini tartışmalı kılmaktadır.
    
Bunlar arasında, hırsızlık, gasp ve sahtecilik gibi yüz kızartıcı fiiller nedeniyle hüküm giyenler de bulunmaktadır.
    
Basın ve ifade özgürlüğüyle doğrudan yahut dolaylı hiçbir ilgisi bulunmayan bu tür eylemlere müsamaha gösterebilecek bir hukuk devleti modelinin yeryüzünde bulunabileceğini sanmıyorum.
    
Demokrasi korkuların değil, şarkıların, hürriyet şarkısının rejimidir. Üretilmiş türlü vehim ve korkularla toplumun esir alınmaya çalışıldığı çok uzak olmayan bir geçmişte, güçlü bir siyasal itiraz ortaya çıkmış ve 'bu şarkı burada bitmez' demiştir. Bu şarkı devam edecek ve Türkiye, hak ve özgürlükler yolunda daha müreffeh, daha gelişmiş bir gelecek için adımlarını daha hızlı atacaktır.''
 

KAYNAK:
AA
ETİKETLER:
ÖNCEKİ HABER

SONRAKİ HABER