ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL6°C
Kar Yağışlı
GÜNDEMTÜMÜ
  • GÜNCELLEME: 05 Şubat 2013 Salı 11:56

Türkiye'de İfade ve Medya Özgürlüğü Konferansı


Adalet Bakanı Sadullah Ergin, demokratik hoşgörünün, yeri ve zamanı geldiğinde vazgeçilebilecek bir lütuf olarak değil, bireysel özgürlüklerin başlıca teminatı olabilecek, ihmal edilmesi imkansız bir görev olarak algılanması gerektiğini belirterek, ''Bir fikri veya bir fikrin ifadesini yasaklamak, bu rekabet dengesini bozar ve sanılanın aksine yasaklanan fikre haksız bir avantaj sağlar'' dedi.
     ''Türkiye'de İfade ve Medya Özgürlüğü Konferansı''na, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Yargıtay Başkanı Ali Alkan, Danıştay Başkanı Hüseyin Karakullukcu, Adalet Bakanı Sadullah Ergin ve Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Thorbjorn Jagland ile yüksek yargı organı ve askeri yargı üyeleri katıldı.
     Konferansın açılışında konuşan Ergin, Avrupa Konseyi'nin temel felsefesini ve insan hakları alanında uluslararası işbirliğinin temelini, hiçbir ülkenin bu alanda kusursuz olmadığı ve işbirliğinin üyelerin ortak yararına olduğu anlayışının biçimlendirdiğini söyledi.
     Ergin, bu itibarla, Avrupa Konseyi'ne taraf devletlerin Sözleşme ihlallerinin önlenmesi bağlamında yapısal sorunlarını çözerken edindikleri tecrübelerinin ve iyi uygulama örneklerinin paylaşılmasını önemsediklerini ifade etti.
     Temel hak ve özgürlüklere ilişkin konuların, devletlerin saklı yetki alanından çıktığı, küresel ve bölgesel düzeyde güçlü kurumsal teminatlara bağlandığı bir çağda yaşandığını dile getiren Ergin, insana, onun doğuştan gelen haklarına ve onuruna saygının, uluslararası toplumun üzerinde ittifak ettiği temel değerler olduğunu vurguladı.
    
     -Hukukun evrensel dili-
    
     İnsan hakları hukukunun, 2. Dünya Savaşı'ndan sonra hızlanan ulusüstü kurumsallaşmasıyla, insanlığın kozmik vicdanı ve hukukun evrensel dili haline geldiğini belirten Ergin, şöyle devam etti:
     ''Günümüzde bu evrensel dilin sesiyle konuşanlar, Kartacalı ünlü şair Terentius, 'insana dair hiçbir şey bana yabancı değildir' sözüne nispet eden bir bilgelikle, hiçbir bireysel trajedinin artık umursanmaz uzaklarda olmadığını söylemektedir.
     Günümüzde iyi işleyen bir adalet sistemini kuramayan, insan hak ve özgürlüklerini olması gereken düzeyde koruyup geliştiremeyen ülkelerin uluslararası alanda da söz sahibi olması mümkün değildir.''
     Sadullah Ergin, yaşam hakkıyla birlikte, çoğu hak ve özgürlüğün adeta bir ön koşulu olan düşünce ve ifade hürriyetinin, günümüz demokratik sistemlerini var eden temel bir meşruiyet kaynağı olduğunu vurguladı.
    
     -''En iyinin kazanması''-
    
     Toplumda kanaat oluşumunun ve kamusal tartışmanın varlığının bu kaynaktan beslendiğini, tıpkı ekonomide olduğu gibi fikir piyasasındaki rekabetin de ''en iyi''nin kazanması, yani hakikatin galip gelmesi için yegane yöntem olduğunu söyleyen Ergin, şunları kaydetti:
     ''Bu modern yaklaşım, toplumumuza hakim olan geleneksel değerler ve kadim kültürümüzle tam bir uyum içindedir. İhtilaflarımız öteden beri rahmet kaynağı olarak görülmüş; hakikat kıvılcımının, fikirlerin çarpışmasıyla doğacağı varsayılmıştır. Şu halde, hoşa gitmeyen, rahatsızlık veren, hatta şok eden fikirlerin, en az zararsız ve etkisiz gibi görülen, makul ve makbul sayılan fikirler kadar hoşgörüyle karşılanması gerekir.
     Demokratik hoşgörü, yeri ve zamanı geldiğinde vazgeçilebilecek bir lütuf olarak değil, bireysel özgürlüklerin başlıca teminatı olabilecek, ihmal edilmesi imkansız bir görev olarak algılanmalıdır. Bir fikri veya bir fikrin ifadesini yasaklamak, bu rekabet dengesini bozar ve sanılanın aksine, yasaklanan fikre haksız bir avantaj sağlar.
     Yasaklanan her fikir, akılcı yoldan eleştirilme riskini bertaraf etmiş, kendine bir dokunulmazlık kazandırmış olur. Hatta yasaklarla çoğu zaman, yasaklanan fikir ve ifadelere haksız bir itibar ve cazibe de atfedilmiş olur.''
    
     -Düşünür John Locke'den örnekler-
    
     Ünlü düşünür John Locke'un, ''Hakikat, yasalarla öğretilemez ve onun insanların zihinlerine girmesini sağlamak için herhangi bir güce de ihtiyacı yoktur. Hakikat kendi ışığıyla kendi idrakinin yolunu çizemezse, ödünç alınan vahşi gücün ona ilave edecekleriyle kuvvetini yitirecektir'' sözünü örnek veren Ergin, ''Unutulmamalıdır ki hakikatin reddi bile kendi içinde bir hakikat iddiasına dayanır'' dedi.
     Toplumu, seçkinler eliyle geliştirilmiş ve doğruluğundan şüphe edilmeyen ilkeler etrafında şekillendirme isteğinin, ideolojik devletlerin özelliği olduğunu vurgulayan Ergin, ''Demokrasi ve günümüz demokrasilerinin alametifarikası olan çoğulculuk fikri, her şeyden önce hiç kimsenin hakikat tekeline sahip olmadığı bir toplum modelini işaretlemektedir. Bu model içinde devletin amacı ve fonksiyonu, resmi olarak 'iyi, makul ve makbul' vatandaşlar üretmek değil, vatandaşlarının kendi 'iyi, makul ve makbul' anlayışlarını geliştirebilecekleri bir sosyal, siyasal vasat oluşturmakla sınırlıdır'' diye konuştu.
     Yine John Locke'un ''kanunların işi, kanaatlerin doğruluğunu temin etmek değil, toplumun ve her bireyin can ve mal güvenliğini sağlamaktır'' sözünü de anımsatan Ergin, şunları söyledi:
     ''Öyleyse, toplumun ürettiği 'ortak iyi'ye açık bir saldırı, toplumsal güvenliğe yakın ve somut bir tehlike oluşturmadığı sürece, her fikre, her inanışa, her düşünceye en geniş ifade zemini sağlanmalıdır. Demokrasi fikrinin, ifade özgürlüğü talebini olabildiğince dar ve güvenlik ihtiyaçlarını ise belirsiz bir genişlikte ele alınmasına tahammülü yoktur. Zira bireysel özgürlük talepleri, temelde bireyin dokunulmaz ve güvenlikli bir alan oluşturma ihtiyacına dayanır. Buna kısaca bireysel güvenlik talebi diyebiliriz.
     Ulusal güvenlik kaygılarıyla, işte bu bireysel güvenlik taleplerine sırt çeviren toplumlar, bireyle devlet arasındaki gerilimi tırmandırarak, sonuçta ulusal güvenliği sağlayacak bir sosyal destek ve siyasal meşruiyetten yoksun kalabilirler. Yakın siyasi coğrafyamız, bu sebep sonuç ilişkisinin aktüel ve dramatik örnekleriyle yüklüdür. Kaba kuvvetin bükülmez sanılan bileği, bilgi ve teknolojinin dönüştürücü etkisi karşısında günümüzde artık çaresiz duruma düşmüştür.''
     Bakan Ergin, teknoloji geliştikçe bilgi edinme kanallarının genişlediğini, bu kanallar genişledikçe hür düşüncenin önündeki engellerin kalktığını söyledi.
     Bu sayede sivil toplumun haberleşme ve organizasyon kabiliyetinin arttığını ve otoriter yönetimlerin ''bir ahtapot gibi'' toplumu sımsıkı saran kollarının çözülmeye başladığını ifade eden Ergin, ''Özetle ideolojik devletlerin toplumlarına, neyi ne kadar düşünmesi ve ifade etmesi gerektiğini deklare etmelerinin yanlışlığı kadar anlamsızlığı da tarihi bir tecrübeye dönüşmüştür'' dedi.
     

KAYNAK:
AA
ETİKETLER:
ÖNCEKİ HABER

SONRAKİ HABER