ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL27°C
Çok Bulutlu
GÜNDEMTÜMÜ
  • GÜNCELLEME: 12 Haziran 2013 Çarşamba 21:38

Tüm darbelerden önce provokatif olaylar yaşandı, siyasi cinayetler işlendi


Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen 28 Şubat iddianamesinde, Türkiye'nin yaşadığı askeri darbelere genişçe yer veriliyor. Türkiye'de bugüne kadar meydana gelen darbe-askeri müdahale süreçlerinde hemen hemen tüm darbelerden önce, 'üniversitelerde provokatif öğrenci olaylarının yaşandığı, işçi hareketleri ve sendikaların kışkırtılarak toplumsal gösteri ve yürüyüşlerin gerçekleştirildiği, bunların yanı sıra halkı Alevi-Sünni, laik-anti laik ve sağ-sol şeklinde gruplara bölerek çatışmalara sürükleyen siyasi cinayetlerin gerçekleştirildiği' belirtiliyor.

'Askeri müdahale'nin, kelime anlamı olarak Türk Dil Kurumu tarafından hazırlanmış sözlükte, "Bir ülkede baskı kurarak, zor kullanarak veya demokratik yollardan yararlanarak hükümeti istifa ettirme veya rejimi değiştirecek biçimde yönetimi devirme işi" olarak açıklandığı ifade ediliyor.

20. yüzyılda askeri darbelerin yaygın olarak Latin Amerika'da Arjantin, Şili, Asya'da Birmanya, Avrupa'da Yunanistan ve Türkiye gibi özellikle gelişmekte olan ülkelerde yaşandığı belirtiliyor. Türkiye'de bugüne kadar meydana gelen darbelerin-askeri müdahalelerin bir kısmının hiyerarşik yapılanma içerisinde, bir kısmının ise hiyerarşik yapılanma dışında Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki bazı gruplar ya da cuntalar tarafından gerçekleştirildiğinin görüldüğü ifade ediliyor. 27 Mayıs 1960 darbe-askeri müdahalesi, 9 Mart 1971 darbe-askeri müdahale teşebbüsü, 12 Mart 1971 muhtırası ve son olarak 12 Eylül 1980 darbe-askeri müdahalesi sayılıyor.

1960 ASKERİ DARBESİ

İddianamede, 1960 askeri darbesiyle ilgili; Demokrat Parti'nin ülkeyi bir silahlı baskı rejimine ve kardeş kavgasına götürdüğü gerekçesi ile Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde 38 subaydan oluşan ve kendilerini Milli Birlik Komitesi olarak adlandıran grubun, 27 Mayıs 1960 sabahı ülke yönetimine bütünüyle el koyduğu dile getiriliyor.

Anayasa ve TBMM feshedilerek siyasi faaliyetlerin askıya alındığı, Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Rüştü Erdelhun, pek çok bakan ve bürokratın tutuklandığı, pek çok general ve sayısı binlerle ifade edilen subayın TSK ile ilişiğinin kesildiği belirtiliyor.

Hukuku ve demokrasiyi askıya alan, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin emir komuta zincirini bozan ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ilk askeri darbesi olarak tarihe geçen 27 Mayıs 1960 ihtilaline giden süreçte, çeşitli siyasi ve askeri olayların halkın ve ülkenin gündemine getirildiği aktarılıyor.

1960 yılı içersinde İstanbul ve Ankara'da üniversitelerde öğrenci olaylarının sıklıkla yaşanmaya başladığı, son olarak da 22 Mayıs 1960 günü harp okulu öğrencilerinin Ankara'da yaptıkları 'Sessiz Yürüyüş Eylemi'nin, 27 Mayıs 1960 darbesine giden sürecin önemli olayları olarak kayıtlara geçtiğine dikkat çekiliyor.

Darbeyi gerçekleştiren 38 alt rütbeli subayın, ellerindeki asker ve silahlarla ilk olarak ordudaki komuta kademesini etkisiz hale getirip kontrolü ele geçirdiği ifade ediliyor. Darbe ile birlikte Anayasa ve TBMM'nin feshedildiği, siyasi faaliyetlerin askıya alındığı, Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes başta olmak üzere birçok siyasetçi, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Rüştü Erdelhun, İstiklal Savaşı kahramanlanndan Ali Fuat Paşa, Kore gazisi Tahsin Yazıcı ve emekli olduktan sonra DP'den milletvekili seçilen eski Genelkurmay Başkanı Mehmet Nuri Yamut'un da tutuklananlar arasında yer aldığı hatırlatılıyor.

Milli Birlik Komitesi'nin başına Orgeneral Cemal Gürsel'in getirildiği ve komitenin, TBMM'nin yetkilerine sahip olduğuna dikkat çekiliyor. Tutuklananların yargılanması için Yüksek Adalet Divanı isimli bir kurul oluşturulduğu, bu kurulun çok sayıda ağır hapis, ömür boyu hapis ve idam kararına imza attığı dile getiriliyor.

Başbakan Adnan Menderes, bakanlar Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan'ın idam cezalarının 16 ve 17 Eylül 1961'de infaz edildiği belirtiliyor. 235 general ve 3 bin 500 civarında subayın (daha çok albay, yarbay, binbaşı) emekliye sevk edildiği ifade ediliyor. 1402 üniversite öğretim görevlisinin görevden alınması ve bazı üniversitelerin kapatılıp buralara el konulmasıyla üniversitelerin kontrol altına alındığı, 520 hakim ve savcının görevden alınmasıyla birlikte yargının kontrol altına alındığının altı çiziliyor.

12 MART 1971 MUHTIRASI

27 Mayıs 1960 darbesinden sonra Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde gruplaşmaların meydana geldiği ve bu grupların bir kısmının zaman içerisinde darbe teşebbüsünde bulunulduğunun anlatıldığı iddianamede, bu süreçte 16 Şubat 1969'da İstanbul Beyazıt Meydanı'nda ABD'nin altıncı filosunu protesto etmek için toplanan kalabalık içerisinde iki gencin bıçaklanarak öldürüldüğü, 200 kişinin ise yaralandığı belirtiliyor.

Bu olayın, dönemin gazetelerinde 'Kanlı Pazar Olayı' manşeti ile duyurulduğu hatırlatılıyor. 15-16 Haziran 1970 tarihlerinde sendikalara üye işçilerin yeni çıkan iş yasası ve sendika yasalarını protesto etmek için başlattıkları eylemlerde çatışmalar ve ölümlerin meydana geldiği ve bunun üzerine 60 gün sıkıyönetim ilan edildiği anlatılıyor.

Ayrıca, yapılması planlanan sol darbeye zemin hazırlamak için Ankara'daki mason derneğine bomba atılması, ABD büyükelçiliğinin taranması gibi olayların meydana geldiği ifade ediliyor. 15 Şubat 1971'de kimliği belirsiz kişilerce Amerikalı bir çavuşun kaçırıldığı, aynı yıllarda İstanbul Edebiyat Fakültesi sağ görüşlü bir grup öğrenci tarafından işgal edildiği, Ankara'da Ortadoğu Teknik Üniversitesi'ndeki Kennedy anıtının havaya uçurulması gibi provokatif olayların artarak ülke gündemini işgal ettiği dile getiriliyor.

Türk Silahlı Kuvvetleri içinde kurulmuş olan ve başında emekli Korgeneral Cemal Madanoğlu'nun bulunduğu gizli askeri cuntanın, 9 Mart 1971 tarihinde fiilen darbe yapmaya teşebbüs ettiği ifade ediliyor. Fakat bu durum Milli İstihbarat Teşkilatı görevlileri tarafından Genelkurmay Başkanına bildirilince, dönemin genelkurmay başkanı 12 Mart 1971'de muhtıra yayınlayarak mevcut hükümetin istifa etmesinin sağlandığı kaydediliyor.

12 EYLÜL 1980 ASKERİ DARBESİ

12 Mart 1971 muhtırası sonrası ülkede oluşan askeri ortam ve özellikle sol örgütlenmeler içinde yapılan tutuklamalar ve hükümet oluşturmadaki güçlükler nedeniyle 14 Ekim 1973 genel seçimlerine kadar kaos havasının devam ettiğine dikkat çekiliyor.

12 Eylül günü Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, tüm komuta kademesinin katıldığı bir müdahale ile yönetime el koyulduğunun anlatıldığı iddianamede, "TBMM lağvedilmiş, 1961 Anayasası yürürlükten kaldınlmış ve siyasi parti faaliyetleri yasaklanarak, 1983 genel seçimlerine kadar süren askeri dönem başlamıştır. 1980 darbesi sonucunda; bu müdahale ile Süleyman Demirel'in başbakanı olduğu hükümet görevden alınmış, Türkiye Büyük Millet Meclisi lağvedilmiş, 1970 sonrasında değiştirilen 1961 Anayasası tamamen rafa kaldırılmış ve Türkiye siyasetinin yeniden tasarlandığı bir askeri dönem başlamıştır. Meclis'in yetkilerini genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanlarının içinde yer aldığı Milli Güvenlik Konseyi, cumhurbaşkanının yetkilerini de MGK'nın başkanı kullanmıştır. 12 Eylül 1980 müdahalesinin ardından bütün siyasi partiler feshedilmiş ve yöneticilerine siyaset yasağı konulmuştur. Türk Hava Kurumu, Çocuk Esirgeme Kurumu ve Kızılay dışındaki bütün derneklerin faaliyetleri durdurulmuş. 12 Eylül'den sonra binlerce kişi gözaltına alınmış, tutuklanmış ve sıkıyönetim mahkemelerinde yargılanmıştır. Onlarca insan idama mahkum edilmiş ve bunlardan bir kısmının infazı gerçekleştirilmiştir. Birçok kamu çalışanı ile ilgili soruşturma açılmış ve bunların bir kısmı işten çıkarılmıştır. Basına yönelik ciddi kısıtlamalar uygulanmış ve birçok gazete hakkında bu süreçte davalar açılmıştır." şeklende dile getiriliyor.

"TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ DARBE YAPMAYA TEŞVİK EDİLİYOR"

İddianamede, "Türkiye'de bugüne kadar meydana gelen darbe-askeri müdahale süreçlerine bakıldığında, hemen hemen tüm darbelerden önce üniversitelerde provokatif öğrenci olaylarının yaşandığı, işçi hareketleri ve sendikaların kışkırtılarak toplumsal gösteri ve yürüyüşlerin gerçekleştirildiği, bunların yanı sıra halkı Alevi-Sünni, laik-anti laik ve sağ-sol şeklinde gruplara bölerek çatışmalara sürükleyen siyasi cinayetlerin gerçekleştirildiği, diğer taraftan, çeşitli siyasi partilere mensup milletvekillerinin etki altına alınarak istifa etmelerinin sağlandığı, böylelikle partilerin bölündüğü, yeni partilerin kurulduğu ve siyasi istikrarsızlık meydana getirildiği, ayrıca medya ve her türlü kitle iletişim araçları ile propaganda ve psikolojik harekât teknikleri kullanılarak geniş halk kitlelerini tahrik edici yayınlar yapıldığı, bu yayınlarda ülkenin her yanının işgal edildiği, vatanın elden gittiği evham ve hezeyanların uyandırılarak, halkın seçilmiş hükümete olan güveninin sarsılmaya ve 'böylelikle Türk Silahlı Kuvvetleri'nin darbe yapmaya teşvik edildiği anlaşılmaktadır." değerlendirilmesinde bulunuluyor.

KAYNAK:
CİHAN
ETİKETLER:
ÖNCEKİ HABER

SONRAKİ HABER