ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL13°C
Hafif Sağanak Yağışlı
GÜNDEMTÜMÜ
  • GÜNCELLEME: 18 Ocak 2017 Çarşamba 18:53

Dink cinayetinin üzerinden 10 yıl geçti

Dink cinayetinin üzerinden 10 yıl geçti

Agos gazetesi genel yayın yönetmeniyken 19 Ocak 2007'de uğradığı silahlı saldırıda hayatını kaybeden Hrant Dink'in öldürülmesine ilişkin dava, cinayetin 10. yılında da devam ediyor.


Agos gazetesi genel yayın yönetmeniyken 19 Ocak 2007'de uğradığı silahlı saldırıda hayatını kaybeden gazeteci Hrant Dink'in öldürülmesine ilişkin dava, cinayetin üzerinden 10 yıl geçmesine rağmen devam ediyor.

Hrant Dink'in, genel yayın yönetmeni olduğu Agos gazetesinin bulunduğu Şişli'de, hükümlü Ogün Samast'ın silahından çıkan kurşunla 19 Ocak 2007'de öldürülmesinin üzerinden tam 10 yıl geçti.

Bu 10 yıllık süreçte, Dink'in ölümüne ilişkin yürütülen soruşturmalar sonucunda açılan dava, yasayla kapatılmasına karar verilen dönemin özel yetkili İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin verdiği hükmün bir kısmının Yargıtay tarafından bozulması, bir kısmının da onanmasının ardından, kimi kamu görevlilerinin katılmasıyla, 35 sanıklı olarak, yapısı değişen İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam ediyor.

AA muhabiri, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) soruşturmaları kapsamında görevden uzaklaştırılan ve hakkında yakalama kararları çıkarılan eski İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekili Fikret Seçen ve dönemin özel yetkili İstanbul cumhuriyet savcısıyken kendi isteğiyle düz savcılığa geçen Selim Berna Altay'ın ortak yürüttüğü Dink cinayeti soruşturması kapsamında hazırlanan iddianameyle görülmeye başlanan davanın, 19 Ocak 2017'ye kadar geçen 10 yıllık sürecini derledi.

Ogün Samast 20 Ocak'ta yakalandı

Hrant Dink'in, 19 Ocak 2007'de Şişli'deki Agos gazetesinin önünde uğradığı silahlı saldırıda hayatını kaybetmesinin ardından bölgedeki güvenlik kameralarında görüntülerine ulaşılan ve daha sonra kimliği belirlenen 17 yaşındaki Ogün Samast, 20 Ocak 2007'de Samsun Otogarında yakalandı.

Samast'la birlikte gözaltına alınan Yasin Hayal, Zeynel Abidin Yavuz, Ersin Yolcu ve Ahmet İskender, 24 Ocak 2007'de tutuklandı. Savcı Selim Berna Altay'ın yürüttüğü soruşturma kapsamında, Dink'in eşi Rakel, kızları Sera ve Delal, oğlu Arat ile kardeşi Orhan Dink'in şikayetçi sıfatıyla ifadelerine başvuruldu.

Sanık sayısı 20'ye yükseldi

Davanın ilk duruşması 2 Temmuz 2007'de yapıldı. Ogün Samast'ın yaşının küçük olması nedeniyle kapalı yapılan ve yaklaşık 12 saat süren duruşmada, tutuklu sanıklardan Salih Hacısalihoğlu, Osman Altay, İrfan Özkan ve Veysel Toprak tahliye edildi.

Yasin Hayal'in eniştesi Coşkun İğci hakkında 2009'da hazırlanan ek iddianame, bu davayla birleştirildi. Böylece davadaki sanık sayısı 19'a yükseldi. Türkiye'de ilk defa sesli ve görüntülü kayıt sistemi, davanın 11 Şubat 2008'de yapılan 3'üncü duruşmasında kullanıldı.

Davadaki ilk "örgütlü yapı" iddiası

Aynı duruşmada tutuklu sanıklardan Mustafa Öztürk, Zeynel Abidin Yavuz ve Tuncay Uzundal'ın tahliyesine karar veren mahkeme heyeti, müdahil avukatlarının 12 Ocak 2009 tarihli dilekçelerinde belirttikleri hususları göz önüne alarak, ''Hrant Dink'in öldürülmesinin arkasındaki örgütlü yapının ortaya çıkarılabilmesi için eski Trabzon Jandarma Alay Komutanı Albay Ali Öz'ün kullandığı telefon veya telefonlarla yapılan görüşmelerin tespit edilmesi'' ve ''banka hesap hareketlerinin devam etmekte olan Ergenekon soruşturmasını yürüten cumhuriyet savcıları eliyle araştırılması" için, İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekilliği'ne yazı yazılmasına hükmetti.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki Ergenekon davasında yargılanan Sevgi Erenerol'un, Genelkurmay Başkanlığı ve Hava Kuvvetleri Komutanlığında verdiği ''Türkiye'deki misyonerlik faaliyetleri'' başlıklı seminerlerin kayıtlı olduğu CD'lerin de delil olarak istenmesini, CD örneğinin mahkemeye ulaştırılması durumunda müdahil avukatı Fethiye Çetin'e verilmesini kararlaştıran heyet, Ergenekon davası sanıklarıyla bu davada yargılanan sanıklar arasında irtibat olup olmadığının belirlenebilmesi açısından, Ergenekon davası sanıklarına ait telefon numaralarının HTS raporlarının ve dijital kayıtlarının delil olarak istenilmesi için, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne yazı yazılmasını da karara bağladı.

Yaşı küçük Samast'ın dosyası ayrıldı

Davanın 11'inci duruşmasında, cinayette kullanılan tabanca, sanıkların eline jandarma kontrolünde verilerek tanıyıp tanımadıkları soruldu. Sanıklardan Ogün Samast, silahı hatırlayamadığını, Yasin Hayal ise silahın cinayette kullanılan suç aleti olduğunu söyledi.

Heyet, 13'üncü duruşmada, sanıklardan Ersin Yolcu ve Ahmet İskender'in tahliyesine karar verdi. Böylece davada tutuklu olarak Yasin Hayal, Erhan Tuncel ve Ogün Samast kaldı. Davanın 25 Ekim 2010 tarihli duruşmasında ise mahkeme heyeti, 6008 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 8. maddesiyle, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 250. maddesinin 4. bendine eklenen fıkradaki hükmünü hatırlatarak, Ogün Samast hakkındaki dava dosyasının ayrılmasına ve ayrılan dava açısından mahkemenin ''görevsizliğine'' karar verdi.

Samast'a 22 yıl 10 ay hapis cezası

İstanbul 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi, 25 Temmuz 2011'de Ogün Samast'ı, ''tasarlayarak öldürmek'' ve ''ruhsatsız silah taşımak'' suçlarından 22 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırdı. Karar, temyiz incelemesini yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından onandı.

Bir sanığın unutulduğu mahkeme kararı

Mahkeme heyeti kararını, 17 Ocak 2012'de açıkladı. Tutuklu sanık Yasin Hayal, "Hrant Dink'i tasarlayarak öldürmeye azmettirmek" suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılırken, "silahlı terör örgütü yöneticisi olmak" suçundan beraatına karar verildi.

Tutuklu sanık Erhan Tuncel'i, "patlayıcı madde imal etmek ve kullanmak" suçlarından 10 yıl 6 ay hapse mahkum eden heyet, "silahlı terör örgütünün yöneticisi olmak" ve "tasarlayarak öldürmeye azmettirme" suçlarından beraatını kararlaştırdığı Tuncel'i tahliye etti.

Karar duruşmasından bir süre sonra mahkeme heyetinin, 19 sanıklı davada 18 sanıkla ilgili hüküm kurduğu ve sanıklardan Coşkun İğci hakkında karar vermeyi unuttuğu ortaya çıktı. Bunun üzerine yeni bir dosya açarak İğci ile ilgili kararını 13 Şubat 2012'de açıklayan heyet, tutuksuz sanık Coşkun İğci'nin de beraatına hükmetti.

Başkan Eryılmaz'ın, "Karar, örgüt yoktur anlamına gelmez" açıklaması 

Savcı Hikmet Usta, yerel mahkemenin kararına itiraz ederek, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderdiği dilekçeyle, "Erhan Tuncel ve Yasin Hayal'in örgüt liderliği ve yöneticiliğini yaptığının, sanıkların, Ergenekon soruşturmalarında yakalanan ve haklarında dava açılan sanıklarla amaç birliği içinde bulunduğunun, ana yapı Ergenekon ile Trabzon'daki hücresel yapının aynı suç işleme DNA ve gen özelliklerine sahip olduğunun anlaşıldığını" öne sürdü.

Mahkeme Başkanı Rüstem Eryılmaz, kararı eleştirenlere "Verdiğimiz karar, 'örgüt yoktur' anlamına gelmez. Verdiğimiz karardan rahatsız değiliz. Sadece tatmin edici olmadığını belirttim. Elbette bu cinayeti basite indirgeyemeyiz." sözleriyle karşılık verdi.

Başkan değişti, Tuncel yeniden tutuklandı

Yargıtay'ın bozma kararının ardından, 17 Eylül 2013'te davanın yeniden görülmeye başlandığı mahkemeye, HSYK kararnamesiyle görev yeri değiştirilen başkan Rüstem Eryılmaz'ın yerine Hadi Çağdır başkanlık yaptı. Hakkında yakalama emri çıkarılan Erhan Tuncel, 24 Ekim 2013'te tutuklandı. Tuncel, 3 Aralık'taki duruşmada, tanık koruma programına alındığını söyledi.

Davanın 7 Ocak 2014'teki duruşmasında, sanıklar Osman Hayal ve Zeynel Abidin Yavuz hakkında yakalama kararı çıkartıldı. Trabzon'da tutuklanan Hayal ile Yavuz, davanın görüldüğü mahkemece, SEGBİS aracılığıyla cezaevinde ifadeleri alınarak serbest bırakıldı.

İstanbul merkezli 17/25 Aralık 2013 soruşturmaları sonrası dönemin yetkilileri, belirli bir yapıya işaret ederek, "Ergenekon ve Balyoz gibi davaların, orduya yönelik kumpas davaları olabileceği" yönündeki açıklamalarını ve gündeme gelen "paralel yapılanma" tartışmalarını hatırlatarak, dosyanın yeniden ele alınmasını istedi.

Dink ailesi, 6 Mart 2014'te cinayette sorumluluğu bulunduğu iddia edilen kamu görevlileri hakkında İstanbul Valiliğinin soruşturma izni vermemesinin ardından, idare mahkemesine yapılan itirazın da reddedilmesi üzerine Anayasa Mahkemesine, kamu görevlileri hakkında etkin soruşturma yürütülmesi talebiyle başvurdu.

Terörle Mücadele Kanunu'nun 10. maddesiyle görevli ağır ceza mahkemelerini kaldıran kanunun yürürlüğe girmesi üzerine, 5 yılı aşan sanıkların tutukluluk durumlarını ele alan İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, 7 Mart 2014'te verdiği kararla Erhan Tuncel'i tahliye etti.

Mahkemenin kapatılması nedeniyle Dink cinayeti dava dosyası İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderildi. Bu mahkemede ilk duruşma, 18 Nisan 2014'te yapıldı.

Kamu görevlilerine yargı yolu açıldı

Dink cinayetinde ihmali olduğu iddia edilen, dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah ve İstanbul Vali Yardımcısı Ergun Güngör ile emniyet görevlilerinin de aralarında bulunduğu 9 kamu görevlisi hakkında açılan soruşturmaya ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekilliğince verilen takipsizlik kararı, Dink ailesi avukatlarının itirazı üzerine Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesi'nce 6 Haziran 2014'de kaldırıldı. Böylece, cinayette ihmalleri olduğu belirtilen kamu görevlilerinin yargılanmasının yolu açıldı

Ogün Samast'ın ''terör örgütü üyeliği'' davasından yargılandığı İstanbul 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, 27 Haziran 2014 tarihli duruşmada, Dink cinayetine ilişkin TBMM ile paylaşılan belgelerin "devlet sırrı" olup olmadığı yönünde yazı gönderdiği ve "görüş bildirilmesinin mümkün olmadığı" cevabını aldığı MİT Müsteşarlığı'na, "açık ve net olmalarına" dair yeni bir yazı gönderilmesine karar verdi. MİT Müsteşarlığı'nın, 17 Ekim 2014'te mahkemeye gelen cevapta, "Dink cinayetine ilişkin TBMM ile paylaşılan belgelerin devlet sırrı olup olmadığının Genelkurmay Başkanlığı'na sorulmasını istediği" ifade edildi.

Ana davanın görüldüğü İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi ise 30 Ekim 2014 tarihli duruşmada, Yargıtay'ın bozma kararına uyulmasına hükmetti. Heyet, İstanbul 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi'nde Ogün Samast'ın "terör örgütü üyeliği" suçundan yargılandığı dava dosyası ile bu davanın birleşmesi talebini de uygun gördü. Dosyalar, 9 Aralık 2014'te verilen ara kararla birleştirildi.

Samast, Akyürek ve Yılmazer'i işaret etti

HSYK kararıyla açığa alınan ve FETÖ/PDY soruşturmaları kapsamında hakkında tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkarılan dönemin özel yetkili İstanbul cumhuriyet savcılarından Muammer Akkaş'ın yetkisinden, 3 yıllık süreç sonunda alınan Dink cinayeti soruşturma dosyası, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu savcılarından Yusuf Hakkı Doğan'a verildi ve soruşturma hızla ilerlemeye başladı.

Savcı Doğan bu süreçte, cinayetten yaklaşık 8 yıl sonra yargılama yolu açılan, aralarında eski İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek, eski İstihbarat Daire Başkanlığı C Büro Müdürü Ali Fuat Yılmazer ve eski İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah'ın da aralarında bulunduğu şüpheli kamu görevlilerinin ifadelerini aldı.

Savcılıkça 9 Aralık 2014'te, tanık olarak ifadesi alınan Ogün Samast, "Bu cinayeti bana işlettirdiler. Yasin, suçu üzerine alıyor, 'Ben işlettim.' diyor, arkasındaki isimleri söylemiyor. Arkasındaki isimler, benim dediklerim araştırılsın, bulunur. Sicil numaralarını verdiğim polis memurları, Ramazan Akyürek, Ali Fuat Yılmazer ve bu dosyada adı geçen diğer kişilerin ilişkileri araştırılınca gerçek ortaya çıkar." dedi.

Kamu görevlilerine açılan yeni dava

Doğan'dan sonra dosyayı devralan aynı büro savcılarından Gökalp Kökçü ise Cerrah, Akyürek ve Yılmazer'in yanı sıra, eski İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun, eski İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler ve eski emniyet müdürü Coşkun Çakar'ın da aralarında bulunduğu 26 kamu görevlisi hakkında, "tasarlayarak kasten öldürmek, silahlı örgüt kurmak ve üye olmak, resmi belgede sahtecilik, resmi belgeyi yok etme, görevi kötüye kullanma ve kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi" gibi suçlardan iddianame hazırladı.

Ramazan Akyürek 27 Şubat, Ali Fuat Yılmazer de 28 Mayıs 2015'te, bu soruşturma kapsamında tutuklandı.

Davanın hükümlülerinden Yasin Hayal de avukatı aracılığıyla İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi'ne 22 Mayıs 2015'te verdiği dilekçeyle, "birtakım kişilerce Erhan Tuncel vasıtası ile açıkça kullanılmış olduğunu" iddia ederek, yeniden yargılanma talebinde bulundu.

Mahkemenin 3 Eylül 2015 tarihli duruşmasında, Dink ailesinin avukatlarınca, kamu görevlileriyle ilgili soruşturmanın neticelendirilmesinin beklenilmesi talep edildi.

Kocaeli'deki cezaevinde tutuklu bulunan Ogün Samast, duruşmalara katılabilmek için 16 Kasım 2015'te İstanbul'daki bir cezaevine nakledilmeyi talep etti.

Savcı Kökçü'nün kamu görevlisi 25 şüpheliyle ilgili hazırladığı iddianame, eksiklikler olduğu gerekçesiyle iade ve yeniden gönderme süreçlerinin yaşanmasının ardından, 3. kez gönderildiği başsavcılıkça onaylanarak, İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki davayla birleştirilmesi talebi olmasına rağmen 9 Aralık 2015'te İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderildi.

Kamu görevlisi sanıklara istenen cezalar

Hazırlanan 168 sayfalık iddianamede, Ramazan Akyürek ile Coşgun Çakar'ın "tasarlayarak kasten öldürmek" suçundan ağırlaştırılmış müebbet, "silahlı örgüt kurmak, resmi belgede sahtecilik, resmi belgeyi yok etme ve görevi kötüye kullanma" suçlarından da 23 yıldan 44'er yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi.

Sanıklardan Ali Fuat Yılmazer'in "tasarlayarak kasten öldürmek" suçundan ağırlaştırılmış müebbet, "silahlı örgüt kurma, resmi belgeyi yok etme ve görevi kötüye kullanma" suçlarından, 19 yıldan 32 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması öngörülen iddianamede, dönemin Trabzon İstihbarat Şube Müdürü olan Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Engin Dinç ve eski İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler'in "kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi ve görevi kötüye kullanma" suçlarından, 15 yıl 6'şar aydan 22'şer yıla kadar hapisle cezalandırılması istendi.

Dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah ve eski İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun'un, "görevi kötüye kullanma" suçundan 6 aydan 2'şer yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edilen iddianamede, dönemin Trabzon Emniyet Müdürü Reşat Altay ve eski Trabzon Emniyet Müdürlüğü İstihbarattan Sorumlu Müdür Yardımcısı Hasan Durmuşoğlu'nun "kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi, görevi kötüye kullanma ve resmi belgeyi yok etme" suçlarından 18 yıl 6'şar aydan 29 yıl 6'şar aya kadar hapis cezasına çarptırılması öngörüldü.

Cinayetin işlendiği dönemde İstihbarat Daire Başkanlığında görevli komiser Yılmaz Angın, İstihbarat Daire Başkanlığı C Büro Şube Müdür Yardımcılığı görevini yürüten Tamer Bülent Demirel ve Osman Gülbel, Trabzon'da polis memurluğu yapan Muhittin Zenit, Mehmet Ayhan, Onur Karakaya, komiser yardımcısı Özkan Mumcu, Trabzon İstihbarat Şube Müdür Yardımcısı görevini yürüten Ercan Demir ve Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü yapan Faruk Sarı hakkında, "tasarlayarak kasten öldürme" suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep edilen iddianamede, bu sanıklar hakkında ayrıca ''silahlı örgüte üye olmak, resmi belgede sahtecilik, resmi belgeyi yok etme ve görevi kötüye kullanma'' suçlarından çeşitli hapis cezaları istendi.

İddianamede, dönemin İstihbarat Daire Başkanlığında görevli Şube Müdürü Yunus Yazar, eski İstihbarat Daire Başkanlığı C Şube Müdür Yardımcısı Ali Poyraz, o dönem komiser olan Hamdi Egbatan, Mehmet Akif Yılmaz, Serkan Şahan, Ömer Faruk Kartın, polis memuru Mehmet Uçar ve dönemin mülkiye müfettişi Şükrü Yıldız'ın ise "silahlı örgüte üye olmak, resmi belgede sahtecilik, resmi belgeyi yok etme ve görevi kötüye kullanma" suçlarından çeşitli hapis cezalarına çarptırılmaları talep edildi.

Mahkemeler arasındaki anlaşmazlığa Yargıtay ayarı

İddianamenin gönderildiği İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, 15 Aralık 2015'te verdiği kararla, 26 sanıklı Hrant Dink cinayetine ilişkin yeni davanın, İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki ana dava dosyasıyla birleştirilmesini kararlaştırdı. İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi de muvafakat talep edilmediği için yeni dava dosyasını İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'ne iade etti.

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi de mahkemeler arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi amacıyla dosyanın Yargıtay 5. Ceza Dairesi'ne gönderilmesine hükmetti. Bu sırada İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam eden ana davanın 22 Aralık 2015 tarihli duruşmasında, Dink ailesinin avukatlarınca dosyaların birleştirilmesi talep edildi.

Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 26 Ocak 2016'da, Hrant Dink cinayetine ilişkin iki davanın birleştirilerek İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülmesini kararlaştırdı. İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki 8 sanıklı ana dava dosyası da bu mahkemeye gönderildi.

Bu süreçte, iddianameyi hazırlayan soruşturma savcısı Gökalp Kökçü, adliyedeki iş bölümü değişikliği çalışmasıyla Hazırlık Büro savcısı olarak görevlendirildi, Dink dosyası başka savcıya verildi. Kökçü daha sonra terör ve örgütlü suçlar bürosuna geçerek, yeniden bu dosyayla görevlendirildi.

Birleşme kararı sonrası ilk duruşmada iki tahliye

Dava dosyalarını birleştiren İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, Akyürek ve Yılmazer'in de aralarında bulunduğu 26 kamu görevlisi ile Yargıtay'ın bozduğu ana davanın 8 sanığının da aralarında bulunduğu 34 kişinin yargılanmasıyla ilgili ilk duruşmayı, 19 Nisan 2016'da yaptı.

Davanın ilk duruşmasında tutuklu sanıklardan Özkan Mumcu ve Muhittin Zenit'in, adli kontrol uygulanarak tahliyesi kararlaştırıldı.

Hakkında soruşturma yürütülen Ordu Vali Yardımcısı eski Mülkiye Başmüfettişi Mehmet Ali Özkılınç hakkında, teftiş raporlarında, Dink'in "mutlak suretle öldürüleceği" bilgisi yer alan F3-F4 raporlarını bilinçli kullanmadığı ve FETÖ/PDY'nin amaçları doğrultusunda hareket ettiği iddiasıyla yürütülen soruşturma sonunda hazırlanan ve Özkılınç'ın "silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte bilerek ve isteyerek yardım etme" suçundan 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapisle cezalandırılması istenen iddianamenin de dosyaya eklenmesiyle sanık sayısı 35'e çıktı.

31 duruşmada 19 sanık savunma yaptı

Davanın 24 Mayıs 2016 tarihli ikinci duruşmasında, kimi sanıkların reddi hakim talebi kabul edilmedi. İddianamenin okunmasının ardından sanıkların savunmalarına geçildi.

Davada bugüne dek 31 duruşma gerçekleştirildi. Sanıklardan Reşat Altay geçen yıl 26 Mayıs'taki 4, Muhittin Zenit 20 Haziran'daki 5, Ercan Demir 21 Haziran'daki 6, Özkan Mumcu 11 Ağustos'taki 10, Mehmet Ayhan ve Onur Karakaya 26 Eylül'deki 12, Engin Dinç 10 Ekim'deki 15, Faruk Sarı 13 Ekim'deki 17, Hasan Durmuşoğlu 14 Ekim'deki 18, Ahmet İlhan Güler 7 Kasım'daki 19, Sabri Uzun 10 Kasım'daki 21, Celalettin Cerrah 11 Kasım'daki 22, Tamer Bülent Demirel ve Ali Poyraz 28 Kasım'daki 23, Osman Gülbel 29 Kasım'daki 24, Ramazan Akyürek 2 Aralık'taki 26, Şükrü Yıldız 20 Aralık'taki 28. ve Mehmet Ali Özkılınç da 23 Aralık'taki 30'uncu duruşmada savunma yaptı.

Tutuklu sanıklardan Ali Fuat Yılmazer ise yeni yılda 16 Ocak tarihli 31'inci duruşmada savunmaya yapmaya başladı ve mahkemede devam eden duruşmada halen savunması devam ediyor.

Duruşmalardaki ayrıntılar

Tutuklu sanıklardan Ercan Demir, 23 Haziran 2016 tarihli 7'nci duruşmada verilen ara kararla tahliye edildi.

FETÖ'nün 15 Temmuz'daki darbe girişiminin ardından yapılan 8 Ağustos 2016 tarihli 8'inci duruşmada, tutuklu Akyürek ve Yılmazer'in de bulunduğu bazı sanıkların avukatları, mahkemeye dilekçe vererek avukatlıktan çekildi. Daha önce onlarca avukat tarafından savunulan sanıkların avukatsız kalmaları ve CMK'dan avukat atanmasının beklenilmesi savunmalarının alınmasını da geciktirdi.

Savunma yapan sanıklardan Ercan Demir'e soru soran Mahkeme Heyeti Başkanı Canel Rüzgar'ın, "Dink'in o dönemlerde, o atmosferde ciddi ölüm tehdidi aldığı belli. Trabzon'da görev yaptığınız dönemde size belgeler getiriliyor. Klasörlerde kronolojik sıraya giderseniz dosya zaten bağırıyor. Diyor ki, 'Bu adam ölecek.' Fiziki takip, yazışma belgeleri var. 'Tedbir alın.' deniyor. Roman gibi okusanız, son sayfaya gelmeden, ilk 50 sayfada ne olacağı, Hrant Dink'in öldürüleceği belli." şeklindeki ifadeleri dikkati çekti.

Eski emniyet müdürü Hanefi Avcı, 11 Ağustos tarihli 10'uncu duruşmada, mahkemeye gönderdiği mektupta, sanık Muhittin Zenit'in kendisiyle ilgili asılsız iddialarda bulunduğunu öne sürerek, bu iddiaların kaynağı olan kişi veya kişilerin ortaya çıkarılmasını talep etti.

Savcı Akkaş gitti, soruşturma hızlandı 

Dava dosyasının yerel mahkemeye geldiği süreçte İstanbul'da 2013'te 17 ve 25 Aralık operasyonları yaşandı. Söz konusu operasyonların ''Paralel Yapı'' tarafından yapıldığı dile getirilmeye başlandı. Bu sırada, Dink ailesinin avukatı Fethiye Çetin, operasyon kararı veren savcı ve hakimlerle ilgili gündeme getirilen Paralel Devlet Yapılanması (PDY) tartışmalarını hatırlatarak, dosyanın yeniden ele alınmasını istedi. 

HSYK kararıyla açığa alınan ve FETÖ/PDY soruşturmaları kapsamında hakkında tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkarılan dönemin özel yetkili İstanbul cumhuriyet savcılarından Muammer Akkaş'ın yetkisinden, 3 yıllık süreç sonunda alınan Dink cinayeti soruşturma dosyası, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu savcılarından Yusuf Hakkı Doğan'a verildi. 

Akkaş'ın görev süresi boyunca soruşturmada ilerleme kaydedilemedi. Ancak yerine atanan savcı Doğan, dosyayı yeniden incelemesinin ardından, cinayete ilişkin kamu görevlilerinin ifadesini almaya başladı. Savcı Doğan, aldığı ifadeler doğrultusunda, bazı kamu görevlilerinden şüpheli Ali Fuat Yılmazer, Ramazan Akyürek ve Coşgun Çakar'ın emniyet içinde bir yapılanmaya gittiklerini ve bu yapının söz konusu cinayete "yol verdiği"ne dair tespitlere ulaştı. Bu tespitler, şüpheli kamu görevlilerine sorulan sorular ile ortaya çıkmış oldu. 

Yargıtay'da görevlendirilen Doğan'dan sonra dosyayı devralan aynı büro savcılarından Gökalp Kökçü ise aralarında eski İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, eski istihbarat daire başkanları Ramazan Akyürek ve Sabri Uzun, eski İstihbarat Daire C Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer, eski İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler ve eski emniyet müdürü Coşgun Çakar'ın da bulunduğu 26 kamu görevlisiyle ilgili, "tasarlayarak kasten öldürmek, silahlı örgüt kurmak ve üye olmak, resmi belgede sahtecilik, resmi belgeyi yok etme, görevi kötüye kullanma ve kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi" gibi suçlardan iddianame hazırladı. 

İddianamedeki şüphelilerin, ana dava dosyasının sanıklarıyla İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesince yargılanmasına devam ediliyor. 

Kamu görevlilerine yönelik açılan davanın haricinde, alınan ifadelerle elde edilen yeni deliller doğrultusunda soruşturma sürdürüldü. Soruşturmada, Ogün Samast'ın itirafları, emniyet içindeki PDY ile Dink cinayeti bağlantısını gözler önüne serdi. Kamu görevlilerinin ifadeleri savcılığa önemli bilgiler sağladı. Savcı Kökçü, cinayet sırasında Samast’ı izleyen şahıslar ile Dink’in Bakırköy’deki evinde keşif yapıldığı iddialarına ilişkin soruşturmayı derinleştirdi. 

Yapılan incelemeler sonucunda, bir kısmı 15 Temmuz darbe girişimine katılan ve meslekten ihraç edilen 29 eski jandarma görevlisine ulaşıldı. Darbe girişiminin ardından düğmeye basan savcılık, 30'a yakın jandarma görevlisi hakkında gözaltı kararı çıkardı.

Yılmazer'in FETÖ savunması

Davanın 13'üncü duruşmasında söz alan Ali Fuat Yılmazer, "Yapılan savunmalara göre bu cinayette kusurları olduğu iddia edilen merkezdeki insanların FETÖ ile ilişkisi yoktur. Fetullah Gülen ve grubu ile ilgisi olmadığı ortadadır. Bu durumda bu cinayeti ya FETÖ işlememiştir, olaya dahli yoktur ya da bunlar (Trabzon'da görev yapan sanıklar) gizli FETÖ'cüdür." dedi.

Sanıklardan, dönemin Trabzon İstihbarat Şube Müdürü olan Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı sanık Engin Dinç de 10 Ekim 2016 tarihli duruşmadaki savunmasında, "Bu paralel yapının biz çok darbesini yedik. Trabzon istihbaratta görevliyken pasif bir göreve alındım. Bunun, 'Paralel veya derin bir yapı' tarafından yapıldığını düşünüyorum." ifadesini kullandı.

Ahmet İlhan Güler ise 19'uncu duruşmada, "Devlete sızmış bir örgütün kumpasına karşı, bu kumpası görüp de görmeyenlerin yaklaşımına karşı hem kendimi hem de devletimi savunuyorum. Ben fail değil, mağdurum." şeklinde konuştu.

Sanıklardan Sabri Uzun da 10 Kasım 2016 tarihli duruşmada, ''İstihbarat dairesini ele geçirmeden hiçbir örgütün yaşaması mümkün değil. FETÖ’nün yaşaması için daireyi ele geçirmesi gerekiyordu. Bana göre Hrant Dink cinayeti bir kumpas olarak işlendi. Adli bir vak'a gibi bakılamaz. Verilmek istenen mesaj için öldürüldü Hrant Dink." beyanında bulundu.

Devam eden duruşmalarda tutuklu sanıklardan Ramazan Akyürek ve Ali Fuat Yılmazer'in, dönemin emniyet yetkilisi olan diğer tutuksuz sanıklarla sık sık tartıştıkları ve birbirlerine suç isnat ettikleri de dikkatlerden kaçmadı. 

Jandarma şüphelisinden FETÖ itirafı

Bu soruşturma kapsamında ifadesi alınan eski jandarma Yusuf Bozca, Dink cinayetinin FETÖ/PDY üyeleri tarafından organize edildiğini, cinayete göz yumulduğunu ve bu cinayetle 15 Temmuz'da gerçekleşen darbe girişiminin temellerinin atıldığını savundu. 

Bozca, ifadesinde Dink’in evinde jandarma görevlilerince keşif yapıldığını, yine dosya şüphelilerinden jandarma görevlisi Muharrem Demirkale'nin, savcı Zekeriya Öz, MİT personelleri ve paşalarla sürekli irtibat halinde olduğunu da iddia ederek, cinayet öncesi olay yerinde görülen 15 kişiden 6'sını teşhis etti. 

Gözaltına alınan şüpheliler Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'na 2 Ağustos'ta getirilmeye başlandı. İlk şüpheliler Jandarma Uzman Çavuş Abdullah Dinç ile Esenyurt Belediyesi Zabıta Müdürü olan eski Uzman Jandarma Yusuf Bozca, "Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, FETÖ/PDY'ye üye olma ve kasten öldürme" suçlarından tutuklanmaları istemiyle nöbetçi hakimliğe sevk edildi. Hakimlik, Abdullah Dinç'in tutuklanmasına karar verirken, Bozca'nın adli kontrol şartıyla serbest bırakılmasına hükmetti. Savcılık, serbest bırakılma kararına itirazda bulundu. İtirazı değerlendiren nöbetçi hakimlik, Bozca'nın da aynı suçlardan tutuklanmasına karar verdi. 

Adliyeye 6 Ağustos'ta getirilen dönemin Trabzon Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğü görevlilerinden Ergün Yorulmaz ile jandarma astsubaylar Emre Cingöz, Mustafa Küçük ve Mikdat Özbek ile eski uzman çavuşlar Rahmi Özer ile Musa Yıldırım, "Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, FETÖ/PDY'ye üye olma ve kasten öldürme" suçlarından tutuklanmaları istemiyle nöbetçi hakimliğe sevk edildi. 

Ergün Yorulmaz ile Emre Cingöz'ün, Hrant Dink cinayetinin işlendiği 19 Ocak 2007'de olay yerinde olduğu gerekçesiyle "Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, FETÖ/PDY'ye üye olmak ve kasten öldürme suçuna iştirak" suçlarından tutuklanmasına, diğer 4 şüphelinin adli kontrol tedbirleri uygulanması şartıyla serbest bırakılmasına karar verildi. 

Yine nöbetçi hakimliğe 10 Ağustos'ta tutuklama istemiyle 8 şüpheli sevk edildi. Şüphelilerden jandarma görevlileri Volkan Şahin, Şeref Ateş, Okan Şimşek, Hüseyin Yılmaz ve Gazi Günay, "Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs ve terör örgütü üyeliği" suçlarından tutuklandı, 3 şüpheli adli kontrol tedbiri uygulanarak serbest bırakıldı. Soruşturmayı yürüten savcılık 12 ve 15 Ağustos'ta ifadelerini aldığı, aralarında cinayetin işlendiği dönemde Trabzon İl Jandarma Komutanı olan Albay Ali Öz'ün de bulunduğu 10 şüpheliyi tutuklanmaları talebiyle hakimliğe sevk etti. Nöbetçi hakimlik, Albay Ali Öz, Albay Ali Barış Sevindik ile jandarma istihbarat görevlisi Astsubay Veysel Şahin, İstanbul İl Jandarma Komutanlığı'nda görevli Astsubay Ecevit Emir ve Uzman Jandarma Adem Sarıgöl'ün "FETÖ/ PDY'ye üye olma" suçundan tutuklanmasına karar verdi. Hakimlik, diğer 5 şüpheliyi ise adli kontrol hükümleri uygulanarak serbest bıraktı. 

Soruşturma kapsamında gözaltına alınan gazeteci Ercan Gün ile yüzbaşı Metin Yıldız da tutuklandı.

''Dink cinayeti ilk kurşun''

Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Gökalp Kökçü tarafından hazırlanan şüpheliler ile ilgili tutuklama istemli sevk yazısında, kamu görevlilerinin bir kısmı hakkında dava açıldığı ancak jandarma ile ilgili olarak o dönem itibarıyla yapılan tespit ve delillere ulaşılamadığı için, cinayetin jandarma ayağının soruşturmadan ayrıldığı hatırlatıldı. 

Dink cinayetine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında bilgilere yer verilen sevk yazısında, ''15 Temmuz başarısız darbe kalkışması ile gelinen son noktada şüphelilerin eylemlerini sadece silahlı terör örgütüne yönetici ya da üye olmak, kasten öldürmeye iştirak olarak nitelendirmek hukuki tevsikten uzak olacaktır. Başarısız darbe kalkışmasına giden süreçte Hrant Dink cinayeti bu yolda, bu amaç için attırılan ilk kurşun olması nedeniyle şüphelilerin eylemlerinin 'Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs' suçu kalıbına uyduğu anlaşılmaktadır.'' denildi. 

Yazıda, Dink cinayeti soruşturmasının şüphelilerinden İstanbul İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğü görevlisi Astsubay Yavuz Karakaya ile cinayet sonrasında olay yerinde bulunarak diğer jandarma görevlilerini sevk ve idare eden İstanbul Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğü TİM Komutanı Yüzbaşı Muharrem Demirkale'nin, 15 Temmuz başarısız darbe kalkışması sırasında darbeciler safında Jandarma Genel Komutanlığı binası önünde silahlı çatışma sonucunda yakalandığı ve akabinde tutuklandığı vurgulandı.

MİT tırlarında sanık, bu dosyada şüpheli

Yine soruşturma kapsamında gözaltı kararı çıkarılan ve meslekten ihraç edilen, aynı zaman MİT tırlarının durdurulmasına ilişkin davada yargılanan Tuğgeneral Hamza Celepoğlu ile eski jandarma görevlileri Muharrem Demirkale ve Yavuz Karakaya, tutuklama istemiyle hakimliğe sevk edildi. 

Soruşturma savcısı Gökalp Kökçü'nün hazırladığı sevk yazısında, şüpheli Muharrem Demirkale'nin kullandığı iki telefon hattıyla 18 Ocak 2007 ve 20 Ocak 2007 tarihlerinde, firari olarak aranan dönemin özel yetkili savcısı Zekeriya Öz ile toplamda 7 telefon görüşme ve irtibatını, "1997-1999 yılları arasında Bitlis'in Tatvan ilçesinde görev yaptığı sırada Mutki ilçesi savcısı olan Öz ile tanıştığı ve nadiren görüştüğü ve Bitlis'ten ayrıldıktan sonra irtibatlarının kesildiği, İstanbul'a tayininin çıkmasından sonra tekrar görüşmeye başladıkları" şeklinde açıklamaya çalıştığı kaydedildi.

Jandarma şüphelisi, savcı Zekeriya Öz ile irtibatlı 

Şüpheli Demirkale'nin cinayetten 1 gün önce ve 1 gün sonra yapılan 7 telefon görüşmesinin içeriğini hatırlamadığını söylediği aktarılan sevk yazısında, şüphelinin savunmasının aksine, şu tespitlere yer verildi: 

''Şüphelinin 18 Ocak 2007'de üsteğmen rütbesinde bulunması, Bitlis'te bile nadiren görüştüğü, Bitlis'ten ayrıldıktan sonra irtibatının tamamen kesildiğini ancak İstanbul'da özel yetkili cumhuriyet savcısı olarak görev yapan Zekeriya Öz ile Dink cinayetinden 1 gün önce ve 1 gün sonra 2 telefonla 7 görüşme yapması, 19 Ocak 2007 tarihinde FETÖ şüphelileri eski emniyet müdürleri Ali Fuat Yılmazer, Erol Demirhan ve Metin Canbay ile de telefon irtibatlarının bulunması, işgal ettiği kamu görevi, üsteğmen rütbesinde bulunması nedeniyle memuriyet statüsü üzerinde çok sayıda sıralı amirlerinin yer almasına rağmen İstihbarat Daire Başkanlığı C Şube Müdürü, özel yetkili cumhuriyet savcısı ve İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli emniyet müdürleriyle görüşebilmesi hayatın olağan akışına aykırı olup, şüphelilerin FETÖ/PDY içindeki konumlarını, bağlantılarını ve terör örgütü mensubiyetleri ortaya koymaktadır.'' 

Sevk yazısında, şüphelilerin kullanımdaki cep telefonlarının sinyal ve baz bilgilerinin, HTS rapor analizleri, cinayet mahalli ve çevresindeki kamera görüntüleri, cinayetin tetikçisi Ogün Samast'ın beyanları ve teşhisi ile tüm dosya kapsamındaki deliller dikkate alındığında, FETÖ mensubu olduğu belirlenen şüpheliler Demirkale ve Karakaya'nın, terör örgütünün amaçları doğrultusunda Dink cinayetinin planlamasında, cinayet öncesi, cinayet günü ve sonrasında aktif görev aldığının ve cinayetin işlenmesine katıldıklarının anlaşıldığı vurgulandı. Şüphelilerin ''kasten öldürme'' ve ''silahlı terör örgütüne üye olma'' suçundan tutuklanmaları talep edildi. 

Talebi değerlendiren İstanbul Sulh Ceza Hakimliği, 3 şüphelinin de tutuklanmasına karar verdi. Savcılık, cinayete ilişkin soruşturmada sona doğru yaklaştı. 

Mahkemenin üye hakimine gözaltı

Davanın 26'ncı duruşmasının yapıldığı 2 Aralık 2016 günü, tutuklu sanıklardan Ramazan Akyürek, savunma yaptığı sırada duruşmaya bir süre ara verilmesiyle, o gün duruşmaya girmeyen mahkemenin üye hakimlerinden Bünyamin Karakaş'ın, FETÖ'ye yönelik soruşturma kapsamında gözaltına alındığı odasında arama yapıldığı ortaya çıktı.

Öte yandan, Mahkeme Heyeti Başkanı Canel Rüzgar da 19 Aralık 2016'daki 27'nci duruşmada, HSYK'nın aldığı son kararla İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı'na atandığını ve mahkemenin diğer heyetinin başkanı Ali İhsan Horasan'ın da bu mahkemeye başkan olduğunu duyurdu.

Mahkeme heyeti, davanın 20 Aralık 2016'daki 28'inci duruşmasından itibaren Ali İhsan Horasan başkanlığında yargılamayı yürütüyor.

KAYNAK:
AA
ETİKETLER:
ÖNCEKİ HABER

SONRAKİ HABER