ÖNE ÇIKANLAR :
GÜNDEMTÜMÜ
  • GÜNCELLEME: 26 Aralık 2012 Çarşamba 22:39

Banliyönün son makinistleri metro vatmanı oluyor


Sabah erken saatlerinde vapurdan iniyoruz. İstanbul sessiz ve sakin. Martıların sesine yalnızca vapur düdükleri eşlik ediyor. İskeledeki çay bahçesinden yeni demlenmiş çay kokusu yayılıyor dört bir yana. Kim bilir kaç kişinin büyük hayallerle indiği merdivenlerin basamaklarını çıkıyoruz. Anadolu’nun her bir yöresinden gelen trenleri ağırlayan Haydarpaşa’da artık sükunet hâkim. Sanki şehrin göbeğine bir film seti kurulmuş gibi hissediyoruz. Haliyle tek bir jetonla sahnelerden birine düşüyor adımlarımız. Sağ peronda sırasını bekleyen vagonlar rollerinin hakkını veriyor. Her biri mahzun ve yalnız. Haydarpaşa-Pendik arasında gidip gelen trenler onlar. Bir yanda Marmaray’da kullanılacak modern vagonlar, diğer yanda 40 yıllık banliyö trenleri var. Yıllarca Haydarpaşa-Gebze ve Sirkeci-Halkalı arasında çalışan banliyö tren hattı 2013’ün sonunda kapanıyor. Bütün istasyon manzaraları, seyahat öyküleri ise, şarkı ve şiirlere ilham veren Haydarpaşa ve Sirkeci garları gibi anılarda kalacak. Ancak yenilenen hat artık Marmaray olarak hizmeti sürdürecek. Hasılı, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demir Yolları (TCDD) İstanbul Banliyösü tanıklık ettiği binlerce anıyla birlikte tarihe karışacak. 29 Ekim 2013’te Marmaray’ın açılması ile birlikte banliyö trenlerine tamamen veda edeceğiz. Banliyönün makinistleri biraz hüzünlü. Evlatları gibi gördükleri emektar trenlerden ayrılmak kolay değil. Marmaray’da kullanılacak son derece modern ve teknik donanıma sahip araçları kullanmak için eğitim alıyor. Banliyö hattında güzel anılarını yanlarına alan makinistlerin Marmaray’a alışması biraz vakit alacağa benziyor.

Devlet Demir Yolları’nda 33 yıldır makinist olan Hasan Bektaş, 1990’dan beri İstanbul banliyösünde çalışıyor. Banliyö ile uzun yol makinistliği bir birinden oldukça farklı. Ömrünün yirmi yılını teşkil eden banliyö makinistliğinin en önemli kuralı vaktinde istasyona varmak. Zaten dakik olunmazsa herkesin işi aksıyor ve acısı makinistten çıkarılıyor. “İkisi de makinistlik aslında ama asıl makinistlik uzun yolda yaşanıyor. Tabi banliyöde vakit her şeyden daha mühim.” Diyen Bektaş, zamanla nasıl yarıştıklarını şöyle anlatıyor: “Eğer biz bir dakika bile gecikirsek yolcu karşıya geçeceği vapuru kaçırıyor. Kimi evibne kimi de okuluna yetişemiyor. Yani tam zamanında ulaştırmak zorundayız. Banliyö trenlerinin kötü yanı bir dakika geç kalsak bile vatandaşlar rahatsız oluyor ve yemediğimiz küfür kalmıyor. O anda sabırlı oluyoruz. Yolcu ile tartışmıyoruz.”

GÖZ BEBEĞİ A14 BİNLER

Yıllar geçtikçe trenler de değişiyor ama A14 bin modelleri asla unutulmuyor. Bu kırk yıllık tren makinistlerin ilk göz ağrısı. Trenleri artık evlatları gibi gördüklerini söylüyor makinistler. Bektaş “Aslında Marmaray metrolarının bazıları hatta kullanılıyor. Tabi yeni metrolar ile A14 binler arasında 40 yıllık teknoloji farkı var. Kıyaslamak doğru değil. Metroların kullanımı da seyahati de oldukça konforlu. Trenin hızlanması, duruşu çok rahat. Ancak eski trenlerimiz bizim ilk göz ağrımız. Onları unutmak mümkün değil. Mümkün olsa onlarla çalışmak isteriz, çok hizmet ettiler, yıprandılar artık.” şeklinde konuşuyor.

Trenlere sevgisinin çocuk yaşlarda başladığına değinen Bektaş’ın makinistlik hikayesi ise tesadüf değil. Meslektaşlarının birçoğu gibi o da çocukluğunda sevdalanmış trenlere. Babasından aldığı mirası devam ettirmeye karar verince de demir yollarıyla tanışmış: “Babam demiryolcuydu. Erzincan’da küçük bir istasyonda çalışıyordu. Çocukluğum trenlerde, rayların kenarlarında geçti. Demiryolu Meslek Lisesi’nde makinistlik okudum. 1979 yılında Sivas’ta 17 yaşındayken bu ağır mesleğin altına girdim. Reşit olmadığım için anne babamın mahkemeden alınmış bir izni ile başladım.”

BANLİYÖ KAPATILINCA YAKINIMIZI KAYBETMİŞ OLACAĞIZ

Her iş gibi makinistliğinde zorlukları var elbette. Makinistliğin zorlukları ise herkesin bayram yaptığı zaman çalışmak, herkesin uyuduğu zaman siz mesaiye başlamak. Aslında makinistlik aile ile yapılan meslek diyorlar. Zira eşleri, çocukları onlara göre hayatlarını düzenliyor. Aileden demiryolcu olan bir başka makinist Şevket Aktaş, 26 yıllık meslek hayatını ailesinin hoşgörüsü ile sürdürdüğünü aktarıyor. Makinistlerin birbirleriyle ilişkisinin kuvvetli olduğunu anlatan Aktaş “Burada herkesin arasında çok güzel bir ilişki vardır. Kimsenin kalbini kırmazlar. Ailemizden fazla arkadaşlarımızla birlikte oluyoruz. Bizdeki arkadaşlık ortamı çok farklıdır.” diyor. Devlet Demiryolları’nın emektar makinistlerinden biri de Mustafa Karaaslan. Banliyönün kapanması ile adeta bir yakınını kaybetmiş gibi olacağız, diyor. Karaaslan banliyöden Marmaray’a geçişlerini şöyle anlatıyor: “32 yıldır Haydarpaşa’da makinistim. Biz gözümüzü burada açtık. Kapanmasını istemeyiz, üzülüyoruz. Sanki bir yakınımızı kaybetmiş gibi olacağız. Yeniler daha güzel ama eski trenlerin de kendine göre güzellikleri var. Her bir köşesinde anılarımız var bizim. Bazı arızalarına yoldayken hep biz müdahale ettik. Kendimiz yapabileceğimiz bazı arızaları var.”

“KİLOMETRELERCE UZAKTA OLSAM SESİNDEN TANIRIM”

26 yıldır Devlet Demiryolları’nda makinist olan bir başka isim ise Zeki Ulusoy. Tüm makinistler gibi söze “Biz raylara sevdalıyız.” diye başlıyor. Raylardan kilometrelerce uzakta olsa bile her treni sesinden tanıdığını ifade eden Ulusoy “Biz belli işaretlerle anlaşırız. İşaretlerin büyük bir kısmı düdükledir. Mesela sefere gidecek bir tren 3 düdük çalarsa frenlerini kontrol ettirmek istiyor. 2 düdük çalsa frenleri test edildi ve bir sorun yok. Uzun bir düdük çalarsa benim işim bitti hareket etmeye hazırım demek. Bizim için metro veya banliyö fark etmez. Eğitimini aldıktan sonra her treni kullanırız.” diyor. TCDD’de çalışan akrabasının yanına gidip geldikçe bu mesleğe merak sardığını anlatan Ulusoy, 1986’da ilk sefere çıktığı günü unutamıyor: “O kadar heyecanlıydım ki bildiğim yollar bana çok farklı gelmişti. İlk sefere çıktığımda çok heyecanlıydım. Gece seferine çıkmıştım. Tabi o zamanlar yardımcı makinisttim. 4 yıl sonra makinist olarak sefere çıkınca yaşadığım duygular çok farklı oldu. Bu kez siz sorumlu oluyorsunuz. Bu da çok güzel bir his”

Makinistlerin dostlukları ise adeta ömürlük. Makinist odasında sefer saatini bekleyen Zeki Ulusoy, Şevket Aktaş’ı gösterip “Biz 26 yıllık yoldaşız. Bizim arkadaşlığımız diğer mesleklerdeki gibi değil. Biz yemeği beraber yiyoruz, çayımızı birlikte içiyoruz. Her yolculukta aynı kaderi paylaşıyoruz.” diyor. Tabi makinistliğin zorlu bir meslek olduğu aşikar. Hikayesini dinlediğimiz makinistler yılların yorgunuydu belki ama hepsinde aynı huzur dolu bakışları görmek mümkün. Unutamadıkları anılarını sorduğumuzda ise istisnasız her birinin gözlerine bir hüzün yerleşiyor. Belli ki unutulmayan anıların başında demiryolu intiharları geliyor. Çünkü raylar nicelerine son durak olmuştu. Anlatmak istemiyorlar ama hissettiklerini Şevket Aktaş’ın şu sözleri en güzel şekilde özetliyor: “Ölümler çok zor. Kadıköy-Gebze arası gitmediğimiz karakol yoktur.”
 

KAYNAK:
CİHAN
ETİKETLER:
ÖNCEKİ HABER

SONRAKİ HABER