ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL13°C
Kuvvetli Sağanak
GÜNDEMTÜMÜ
  • GÜNCELLEME: 23 Ocak 2013 Çarşamba 13:21

Askeri Ceza Kanunu'na kısmi iptal


Anayasa Mahkemesi'nin askerlerin işledikleri bazı suçların ertelenemeyeceği, para cezasına çevrilemeyeceği hükmün açıklanmasının geri bırakılamayacağını öngören kanun hükmünün iptaline ilişkin kararının gerekçesi Resmi Gazete'de yayımlandı.
     Askeri Yargıtay 4. Dairesi ile 31 askeri mahkemenin, Askeri Ceza Kanunu'nun bazı hükümlerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle Anayasa Mahkemesi'ne başvurmuştu. Başvurularını birleştirerek karara bağlayan Yüksek Mahkeme, kanunun bazı hükümlerini iptal etmişti.
     Yüksek Mahkeme'nin iptal kararının gerekçesi, Resmi Gazete'de yayımlandı.
     Anayasa Mahkemesi'nin gerekçesinde, kanunun 47. maddesinin (A) bendinin birinci ve ikinci cümlelerinde, kanunda belirtilen bazı suçlar nedeniyle verilecek cezaların tecil edilemeyeceği, para cezası ya da tedbire çevrilemeyeceğinin belirtildiği kaydedildi.
     5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) ''Hapis cezasının ertelenmesi'' başlıklı 51. maddesinde, mahkemelerce hükmolunacak hapis cezalarının ertelenmesine ilişkin hükümlerin yer aldığı, maddenin (1) numaralı fıkrasında, miktar ve tür bakımından hangi cezaların ertelenebileceği ile ertelemenin koşullarının düzenlendiği hatırlatılan gerekçede, buna göre, işlediği suçtan dolayı iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkum edilen kişinin cezasının ertelenebileceği belirtildi.
     Gerekçede, anayasanın 2. maddesinde belirtilen hukuk devletinin, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlet olduğu ifade edildi.
     Kanun koyucunun, ceza hukukuna ilişkin düzenlemelerde yetkisini kullanırken kuşkusuz, anayasaya ve ceza hukukunun temel ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla hangi eylemlerin suç sayılacağı, bunlara uygulanacak yaptırımın türü ve ölçüsü, cezayı ağırlaştırıcı veya hafifletici tutum ve davranışların neler olacağı, hangi cezaların seçenek yaptırımlara çevrilebileceği veya ertelenebileceği ve hangi suçların hükmün açıklanmasının geri bırakılması kapsamında kalacağı gibi konularda takdir yetkisine sahip olduğu vurgulandı.
     Bu takdir yetkisinin kullanılmasında suçun askeri suç olup olmamasının da dikkate alınacağının açık olduğu belirtilen gerekçede, şöyle denildi:
     ''Askerlik hizmetinin ulusal güvenliğin sağlanmasındaki belirleyici yeri ve ağırlığı, sivil yaşamda suç oluşturmayan ya da önemsiz görülebilecek cezaları gerektiren kimi eylemlerin askeri suç olarak kabul edilmelerini ve ağır yaptırımlara bağlanmalarını gerekli kılabilmektedir. Ancak askeri ceza hukuku alanında da suç ile suça karşılık gelen yaptırımlar ve tedbirler arasında makul, kabul edilebilir, amaçla uyumlu bir orantının sağlanması, hukuk devleti olmanın gereğidir.''
    
     -''Hakimin takdir hakkını ortadan kaldırır''-
    
     Devletin, ölçülülük ilkesiyle cezalandırmanın sağladığı kamu yararı ile bireyin hak ve özgürlükleri arasında adil bir dengeyi sağlamakla yükümlü olduğu belirtilen gerekçede, şunlar kaydedildi:
     ''Askeri disiplinin tesisinde zafiyeti önlemek amacıyla getirilen kural ve gerekçesi dikkate alındığında, belirli suçlar açısından askeri disiplinin tesisinin suçluların yalnızca hapis cezasıyla cezalandırılmalarıyla sağlanabileceği şeklinde bir yaklaşımın benimsendiği görülmektedir. Kanun koyucunun, 1632 sayılı kanunda erteleme kapsamı dışındaki suçları belirlerken suçların niteliğini, işleniş şekillerini, ağırlığını, askeri disiplin üzerindeki etkisini, öngörülen ceza miktarlarını ve suçla korunan hukuki yarar gibi etkenleri gözeteceği açıktır. Oysa itiraz konusu kuralla erteleme kapsamının dışında tutulan suçlar arasında savaş ve seferberlik halinde işlenen suçlar ile ceza üst sınırı on yıl hatta müebbet hapis cezası olanlarla birlikte cezası çok hafif olan suçlar da bulunmaktadır.
     Bu durumda, asker kişiler yönünden itiraz konusu kuralla erteleme kapsamı dışındaki suçlar belirlenirken suçların niteliği, işleniş şekilleri, ağırlığı, askeri disiplin üzerindeki etkisi, öngörülen ceza miktarları ve suçla korunan hukuki yarar gibi etkenlerin göz ardı edildiği, bu yönüyle de kuralın kamu yararı ve bireyin hak ve özgürlükleri arasında adil bir denge oluşturmadığından ölçülülük ilkesine ve dolayısıyla hukuk devleti ilkesine aykırılık oluşturduğu açıktır. İtiraz konusu kural nedeniyle, iki yıl veya daha az süreli hapis cezasına mahkum olan tüm sanıklar yönünden yargılama mercilerine erteleme konusunda hiçbir seçenek bırakılmaması her şeyden önce suçluda gözlenen iyi halin ve bir daha suç işlememeye yönelik oluşan pişmanlığın, failin geçmişinin, ilk kez suç işlemiş olma halinin de değerlendirilememesi sonucunu ortaya çıkarır.''
     Ertelemenin, cezanın kişiselleştirilmesinde hakime takdir hakkı tanıyan bir kurum olduğu da dikkate alındığında, itiraz konusu kuralın hakimin takdir hakkını ortadan kaldırdığının da açık olduğu vurgulanan gerekçede, bu yönüyle de itiraz konusu kuralda, çağdaş ceza hukukundaki ceza ve ceza yerine uygulanabilecek olan alternatif yaptırımların ve cezanın şahsileştirilmesi ilkesinin de göz ardı edildiği sonucuna varıldığı bildirildi.
     Yüksek Mahkeme heyeti, bu nedenlerle itiraz konusu kuralı anayasanın 2. maddesine aykırı buldu.
    
     -Seçenek yaptırımların uygulanmayacağına ilişkin hüküm de iptal-
    
     Anayasa Mahkemesi, kanunun, kısa süreli hapis cezasına mahkum olan sanıklar hakkında seçenek yaptırımların uygulanmayacağına ilişkin hükmünü de iptal etti.
     Gerekçede, TCK'nın 49. maddesinin ikinci fıkrasına göre, hükmedilen bir yıl veya daha az süreli hapis cezasının, kısa süreli hapis cezası olarak adlandırıldığı, 50. maddenin birinci fıkrasında ise kısa süreli hapis cezası yerine uygulanabilecek seçenek yaptırımlar gösterilerek bu konuda hakime takdir yetkisi tanındığı hatırlatıldı.
     Kanun'un 50. maddesi gereğince, kısa süreli hapis cezalarının, suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre adli para cezasına, mağdurun veya kamunun uğradığı zararın tamamen giderilmesine, en az iki yıl süreyle bir eğitim kurumuna devam etmeye, belirli yerlere ya da belirli etkinliklere katılmaktan yasaklanmaya, ilgili ehliyet ya da ruhsatın geri alınmasına veya belirli meslek ya da sanatı yapmaktan yasaklanmaya yahut kamuya yararlı bir işte çalışmaya çevrilebilmesi imkanı bulunduğu belirtildi.
     Gerekçede, itiraz konusu kuralın, kısa süreli hapis cezasına mahkum olan sanıkların toplum içinde özgürlükleri kısıtlanmadan, cezaevlerinin olumsuz etkilerinden de kurtarılarak, toplumla sosyal bağları koparılmadan ve hayatın normal akışı değişmeden ıslah edilmelerine engel teşkil ettiği ve sanıklarda gözlenen iyi halin ve pişmanlığın değerlendirilememesi sonucunu ortaya çıkarmadığına işaret edildi.
     Gerekçede, ''Sonuç olarak kısa süreli hapis cezasına mahkum olan sanıklar yönünden seçenek yaptırımlara çevrilme yasağı öngören itiraz konusu kuralın, 1632 sayılı kanunun 47. maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin birinci ve ikinci cümlelerine ilişkin gerekçede belirtilen nedenlerle ceza hukukunun temel prensiplerinden olan cezanın kişiselleştirilmesi ile ölçülülük ilkesine ve dolayısıyla hukuk devleti ilkesine aykırılık oluşturduğu açıktır. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural anayasanın 2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir'' denildi.
    
     -Hükmün açıklanmasının geri bırakılması yasağına da iptal-
    
     Anayasa Mahkemesi, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılan sanıklar açısından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının uygulanmasına engel olan kanun hükmünün de iptaline karar verdi.
     Gerekçede, bu kuralın da ceza hukukunun temel prensiplerinden olan cezanın kişiselleştirilmesi ile ölçülülük ilkesine ve dolayısıyla hukuk devleti ilkesine aykırılık oluşturduğu belirtildi.
     Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun, yargılanması tamamlanmış sanığın belli bir süre denetim altında tutulması esasına dayandığı belirtilen gerekçede, sanıkların toplumda suçlu olarak damgalanmaması ve topluma normal bireyler olarak tekrar kazandırılmasının kurumun temel amaçlarından olduğu vurgulandı.
     Gerekçede, ''İtiraz konusu kuralla, askeri disiplinin tesisi gerekçesiyle suçların işleniş şekli, ağırlığı ve korunan hukuki menfaat gibi hususlarda herhangi bir ayrım gözetilmeksizin 1632 sayılı kanunda düzenlenen tüm suçlar yönünden hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının uygulanamaması, ceza adaleti ile güdülen amaca uygun olmadığı gibi cezanın kişiselleştirilmesinde hâkime tanınan takdir hakkını da ortadan kaldırmaktadır'' denildi.
     Üyeler Mehmet Erten, Burhan Üstün ve Muammer Topal, çoğunluk görüşlerine katılmadı.
    
 

KAYNAK:
AA
ETİKETLER:
ÖNCEKİ HABER

SONRAKİ HABER