ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL31°C
Gök Gürültülü Sağanak Yağışlı
GÜNDEMTÜMÜ
  • GÜNCELLEME: 02 Kasım 2013 Cumartesi 11:18

"Acilde ücretsiz sağlık hizmeti yaşam hakkı"


Yargıtay, maddi imkanı ve sosyal güvencesi olmadığı için başkasının yeşil kartıyla acile giden ve haklarında dolandırıcılıktan dava açılanların haklarını savundu. Yüksek Mahkeme kararında, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin, taraf devlete yaşamı korumak görevi verdiğine işaret edilerek, bu görevin, sağlık konusunda tedbir almayı da içerdiği belirtildi
Erzurum'da oğlu elektrik akımına kapılan bir baba, sosyal güvencesi bulunmadığı ve maddi durumu yetersiz olduğu için arkadaşının yeşil kartıyla çocuğunu devlet hastanesi acil servisine götürdü.
Başkasının kartını kullandığı anlaşılan baba hakkında dolandırıcılık suçundan dava açıldı. Yargıtayın daha önce bu suçtan ceza verilenlere ilişkin bozma kararlarının ardından yerel mahkemeler bu tür davalarda beraat vermeye başladı.
Erzurum 1. Ağır Ceza Mahkemesi de söz konusu baba hakkında da beraat kararı verdi. Bu kararın temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay 15. Ceza Dairesine geldi.
Daire, yerel mahkemenin kararını onadı, gerekçeli kararda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) hükümlerine atıf yapıldı.
-Karardan
Dairenin kararında, dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerektiği vurgulandı.
Hilenin nitelikli bir yalan olduğu belirtilen ve fail tarafından yapılan hileli davranışın belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olması gerektiğine işaret edilen kararda, hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığının olaysal değerlendirilmesi, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin niteliklerinin ayrı ayrı nazara alınması gerektiği belirtildi.
Türk Ceza Kanunu'ndaki kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçunun işlenmesinin, nitelikli hal kabul edildiği hatırlatılan kararda, şu tespitler yapıldı:
"Hangi kurum ve kuruluşların, kamusal nitelik taşıdığı, o kurumun kadro bakımından bağlı olduğu durumu düzenleyen mevzuata göre belirlenir. Bu nitelikli halin oluşması için eylemin kamu kurum ve kuruluşlarının mal ve varlığına zarar vermek amacıyla işlenmesi gerekir. Zarar vermek, kamu kurum ve kuruluşlarından hakkı olmayan bir parayı almak ya da bir borcu geri vermemek şeklinde olabilir. Bu suçun zarar göreni kamu kurum ve kuruluşunun tüzel kişiliğidir. Kamu kurum ve kuruluşlarının zarar görmesi söz konusu değilse bu suç oluşmayacaktır."
-"Milletlerarası anlaşmalar herkesi bağlar"
Milletlerarası anlaşmaların kanun hükmünde olduğuna ve Anayasa'nın 90. maddesine göre de kanunlardan üstün tutulacağına vurgu yapılan kararda, buna göre iç hukukta doğrudan hukuksal sonuçlar yaratan uluslararası sözleşmelerin, yasalar üstü konumda olduğuna ve iç hukukun bir parçası olarak yürütmeyi ve yargıyı bağladığına dikkat çekildi.
İç hukukun parçası AİHS'in, insan haklarının korunması ve haklara yönelik ihlallerinin engellenmesini amaçladığı belirtilen kararda, AİHS'in 1. maddesine göre, sözleşmeye taraf devletin, hangi yolla olursa olsun sözleşmede öngörülen haklara riayet yükümlülüğü bulunduğu, 2. maddesine göre her ferdin yaşama hakkının kanunun himayesi altında olduğu hatırlatıldı.
AİHS'in 3. maddesinde, hiç kimsenin aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamayacağının, 8. maddesinde ise herkesin özel ve aile yaşamına saygı gösterilmesi hakkına sahip olduğunun öngörüldüğü kaydedilen kararda, "AİHS, taraf devlete yaşamı korumak görevi vermektedir. Bu görev, sağlık konusunda tedbir almayı da içermektedir. Bu yükümlülük, devletin hastaların yaşamının korunması için uygun tedbirler alması konusunda sağlık kuruluşlarının uyması gereken kuralları öngörmesini de gerektirir" değerlendirmesi yapıldı.
Sağlık Bakanlığının 11 Mayıs 2000 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan Acil Sağlık Hizmetleri Yönetmeliğinde, "yataklı tedavi kuruluşları, acil sağlık hizmetlerinin bedelini hizmet sundukları kişinin ödeme imkanları çerçevesinde tahsil ederler" hükmünün yer aldığı belirtildi.
Konuyla ilgili Başbakanlık Genelgesi'nde ise "acil sağlık hizmeti vermekle yükümlü sağlık kuruluşları, acil vakaları hastanın sağlık güvencesi olup olmadığına veya ödeme gücü bulunup bulunmadığına bakmaksızın kabul edecek ve gerekli tıbbi müdahaleyi kayıtsız-şartsız ve gecikmeksizin yapacaktır. Hiçbir sağlık kuruluşu acil olarak gelen hastalara yeterli personeli veya donanımı olmadığı, ilgili birimi veya boş yatağı bulunmadığı, hastanın sağlık güvencesi olmadığı ve benzeri sebepler ile gerekli acil tıbbi müdahaleyi yapmaktan kaçınmayacaktır" ifadesine yer verildiği vurgulandı.
Kararda, genelgenin 9. maddesinde ise "Herhangi bir sağlık güvencesi olmayan vatandaşlardan ödeme gücü bulunmayanların acil sağlık hizmeti bedelleri kendilerinden talep edilmeyecektir. Bunlardan kamuya ait sağlık kuruluşlarından acil sağlık hizmeti alanlarnı hizmet bedelleri, sağlık kuruluşunun bulunduğu yer sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfından talep edilecektir" hükmünün yer aldığı kaydedildi.
Olayda sanığın yaralanan oğlunu başkasına ait yeşil kartla tedavi ettirdiğinin anlaşıldığı belirtilen kararda, "Sanığın sosyal güvencesinin olmaması ve ödeme gücünün bulunmaması nedeniyle kendisinden acil sağlık hizmet bedellerinin alınamayacağı ve bu nedenle herhangi bir zararın söz konusu olmayacağı anlaşılmakla, dolandırıcılık suçunun yasal unsurlarının oluşmadığına yönelik kabulde Anayasa, AİHS ve kanuni düzenlemeler dikkate alındığında bir isabetsizlik görülmemiştir" değerlendirmesinde bulunuldu.
 

KAYNAK:
AA
ETİKETLER:
ÖNCEKİ HABER

SONRAKİ HABER