ÖNE ÇIKANLAR :

YAZARLAR

CESARET VE KORKU

YAVUZ KÖKSAL

03 Mayıs 2014 Cumartesi 16:55
  • A
  • A

Yoruldum artık korkaklara cesareti anlatmaktan…
Beni öylesine usandırdıki içindeki cevherden habersiz yaşayan insanların isyan halleri, gözümün gördüğü her yeri onlara kapattım. Hayatlarını kendilerinden daha yeteneksiz insanlara yeteneklerini kanıtlamakla tüketen bu şahısların vicdanlarını terk ederek ‘sosyal izolasyonda’ kaybolmaları benim kendimi keşfetmeme neden oldu.
Sesimi soluğumu kesip bir köşeden onları izliyorum.
Elinde olmayan şeyleri elinde farz edip onunla yetinmelerine hayretle şahit oluyorum. Kendilerini ileri götürmek adına rüzgara karşı yürüyemiyorlar. Rüzgara karşı yürümeye o kadar üşeniyorlar ki rüzgarın kendilerinden güçlü olduğuna inanmakla yetiniyorlar. Rüzgara karşı fütursuzca yürüyen birini gördüklerinde onu yolundan çevirmek için elllerinden geleni yapıyorlar. Çünkü o hedefine vardığında korkaklar hedefe varamamanın, yola çıkamamanın acısı ve utancıyla yüzleşecektir.
Görüyorsunuz işte korkakların korkalığı üşengeçlikten geliyor.
Kolunu kaldırmaya üşenen bir kişi nasıl hayat kavgası verebilir? Elini kolunu sallayarak hesap verme korkusu olmadan yaşayan bir kişi yumruğunu nasıl sıkabilir? Başkalarından önce kendini düşünen insan vücudunun incineceğinden çekinip kitleleri yem olarak kullanabilir. Gücünü bilmediği kişi karşısında kendinin daha güçsüz olma ihtimalini yoğun bir şekilde kafasında tutarak dut yemiş bülbüle döner. Onların korkaklıkları sahte cesurlar üretir. Evet, nasıl ki cahile bakıp alim, edepsize bakıp edepli olunursa korkağa bakarak da cesur olunur.

Bütün bunlar bir tarafa…

Taze canını elinin tersiyle itip destanlaşan kanını görmeyen bir kahraman nasıl doğar? Ulubatlı Hasan’ın savaşmak niyetinde olmayan askerleri coşkunun zirvesine çıkarmak için söylediği: “ Kırktan aşağı ok yiyen, bizden değildir” sözü İstanbul’un fethinde büyük yer kaplar. Sanki Arif Nihat ASYA, Ulubatlı Hasan’ın bu destansı tepkisini Kanatlarını Arayanlar adlı kitabının 40.sayfasında edebi bir dile dönüştürerek Ulubatlı Hasan’ın ağzından söyletir: ”O da bir gazi olmak istedi. Fakat ona anlatmak gerekti ki şehit olmayı göze almayan gazi olamaz.”

Ertuğrul Gazi’nin ağabeyleri Gündoğdu Bey’le Sungur Tekin’in Anadolu’dan dönme isteğini geri çevirmesi ve büyük bir imparatorluğun temellerini atacağına inanması cesaretin ve karalılığın ete kemiğe bürünüp cihana nam salmasıdır.

Şimdi konuşun hayata söyleyecek hiçbir sözü olmayanlar, yiğitliğin burcunda ferah ferah nefes almak mı güzel yoksa korkunun tümseğinde nefes nefese yaşamak mı?

YORUM YAZ
TOPLAM 1 YORUM

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.

  • - Emir Ayaz:24 Haziran 2014, Salı 18:28

    Çok güzel tebrikler kardesim...