ÖNE ÇIKANLAR :

YAZARLAR

Sevgisiz din olur mu?

Muhammed KAYA

09 Nisan 2013 Salı 09:31
  • A
  • A

Değerli kardeşlerim “Her şey zıttı ile kaimdir” demiş büyük mutasavvıf Muhyiddin-i Arabi (k.s.), Mubarek üstadım, bizlere yapmış olduğu irşad sohbetlerinde seçtiği konunun mutlaka zıddını da açıklayıp, “Eğer tevazu sahibi olamazsanız, kibir, ücup kalbinizde yuva yapmaya başlar,Kalbinizde sevgiye yer bulamazsanız o vakit kin ve nefret tohumu ekersiniz” diyerek teşbihte hata olmasın bizleri adeta bir “sevgi militanı” olarak yetiştirmektedir. (Rabbim sonsuz razı olsun.)

İşte bu yazımızda Sevgiyi ve onun zıddı olan, sevgisizliği iç içe işlemeye gayret edeceğiz.

Sevgi deyince bir çoğumuzun aklına Anne, baba, eş, çocuk, akrabalar gelmektedir. Bunlar elbetteki sevilmelidir. Oysa sevgiyi yaratan, kalbimize yerleştiren, aramızda yaygınlaştıran ve bize lutfeden Rabbimiz, sevginin en güzeline layık değimlidir? Sevdiklerimizi Allah için sevdiğimiz müddetçe hakiki sevgi yi yakalamış olmazmıyız? Evet diyorsunuz değimli?
Peki sorayım size.
Sevgi nedir?
Sadece “seni seviyorum” cümlesinden ibaret basit iki kelimemi?
Bu kelimeleri cesurca söylerken ıspat etmemizde gerekmez mi?

Sorsam size Allah’ın (c.c.) hoşnut olduğu, rızasını celbeden, sevgisini kazandıran 50 hayırlı iş saysam, bunun karşısına da kötü nefis ve şeytanımızın hoşnutluğunu, sevgisini kazanacak 50 hayırsız iş saysam kaç ta kaç kalırsınız? Bu sorulara kalbinizle, yüreğinizle dürüstçe cevap verin desem sanıyorum bende dahil olmak üzere en kabadayımız 40a – 10 mağlup oluruz.
Ama biz Allah’ı seviyor, Şeytandan nefret ediyorduk hani!!! Haaa şimdi anladık mı değerli kardeşlerim “lafla peynir gemisinin yürümediğini.” Mevlana hazretlerinin “Bir kişinin dindarlığını (Allah sevgisini) sözleri ile değil, fiiliyatıyla ölçünüz” sözlerinin kıymetini.

Düşünüyorum da bulanık bir hayat yaşıyoruz kardeşlerim, günahla sevabı iç içe yaşadığımız, hayır ve şerri karıştırabildiğimiz bir zamanda yaşıyoruz. Hepimiz bu duruma girdik maalesef, peki ilaç ne?
Hakiki sevgi.
Hakiki sevgiyi yakalayabilirsek merhamete, rahmete belki de hak etmediğimiz halde kavuşabileceğimizi ümit ediyorum. Şimdi bana soruyosunuz, kardeşim az önce hepimizi nefis ve şeytana 40 a – 10 mağlup etmedin mi hakiki sevgiyi nasıl yakalayacağız o zaman. İstersen 50ye – 0 kaybet, seviyorsan o merhamet seni çeker kardeşim. Kalbine bir sızı girerde derinden bir aaah çekersin, pişmanlığın tevben olur. Hadi gelin rabbimizin sevgisine bir örnekle bakalım.

"Allahu Tealâ bir kulu sevdiği zaman Cibril'i çağırır ve ‘ben falanca kulumu seviyorum, onu sen de sev’ buyurur. Cibril de o kulu sever. Sonra gök ehline seslenerek; ‘Haberiniz olsun, Allah falanca kulu seviyor, onu siz de sevin!’ der. Onu gök ehli de sever. Sonra o kul için yeryüzünde kabul ve kullar arasında ona karşı sevgi konur.”

Birde Peygamberimiz efendimiz Resulü Erkemin sevgisine bir örnek verelim.

Bir adam Resûl-i Ekrem’e gelerek, kıyametin ne zaman kopacağını öğrenmek istedi. Efendimiz ona cevap vermek yerine kıyamet için ne hazırladığını sordu. Adam, pek bir hazırlığı bulunmadığını, yalnızca Allah’ı ve Resûlünü sevdiğini söyledi. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.) ona:
“Öyleyse sen sevdiklerinle beraber olacaksın buyurdu. Ashâb-ı Kirâm bu müjdeye derecesiz sevindi.
Değerli kardeşlerim, sevgi konusunda Allah ve Resulünün Ashab ve Ehlibeytin, İmamlarımız ve Evliyanın bize olan sevgisini biliriz de, bizleri Allah ve Resulünün sevgisine götüren bu yolların kıymetini ne yazık ki bilemeyiz.

İşte bu yollardan en kıymetlisi ve ehemmiyetlisi bizi Allah ve Resulüne götürme çabası içerisinde olan Mürşidi Kamillere, Arif olan Alimlere duyulması gereken sevgi, saygı, hürmet ve edeptir. Öncelikle şunu belirtelim ki “herkes kalbindeki iman ve takva kadar Allah’ın sevdiklerini sever.”
Bir talebe olarak mürşidimizi karizması, soyu, malı-mülkü için değil, takvası, Allah’ın emir ve yasaklarına olan titizliği, Rasulullahın (s.a.v.) sünneti seniyelerine olan bağlılığı sebebi ile severiz. Oysa bu sevgiyi çekemeyen bazı kişiler, güya tevhidi korumak adına Allah dostlarını hafife almaya varan tutum ve davranış içine girmekteler. Ümmeti de bu hürmet ve edepten men etmekteler. Kıskançlıktan kaynaklanan bu tür hareketlerin sonunda ne olacağını Allah Resulü (s.a.v.) bize şöyle haber veriyor.
“Allah adamlarını hafife alanın kendisi alçalır.” (tirmizi)

Mürşidimiz Hıristiyan ve Yahudi din adamları gibi Allah’ın hudutlarını çiğneyip kendilerine, secde edilmesi, dua ve isteklerin kendilerinden istenmesi, insanların günahlarını bağışlama yetkisi olduğunu mu savundular. Haşa!!! İslam tarihinin hiçbir safhasında böyle bir tehlike görülmemiştir. Ama her hikmetse Alimlerimize ve Mürşidimize yapılan bu hürmeti ve sevgiyi haşa putlara yapılan tazime, zalime baş eğmeye yada yağcılık yapmayla eş tutan kişileri en hafif dille ilahi edep ve erkandan habersiz, sevgiyi dimağlarına indirememiş, İslam dinini ruhsuz bir ibadetten başka bir şey saymayan cahiller olarak görüyorum. Bizler bu ümmetin büyüklerine hürmetsizliği, Allah dostlarına karşı edepsizliği güzel ahlaka sığdıramayız.

Sevginin olmadığı bir yerde kin ve nefret doğar. Hürmetin olmadığı bir yerde itaatsizlik doğar. Edebin bulunmadığı yerde edepsizlik doğar.

Ve unutulmasın ki, bizler Allah dostlarını da, Alimlerimizi de, Ashabı Güzin, Ehli beyt ve Resulü Ekrem (s.a.v.) efendimizi de yalnız ve yalnız Allah’ın rızasına kavuşabilmek adına severiz İşte asıl Tevhid’de budur. Vesselam.

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.