ÖNE ÇIKANLAR :

YAZARLAR

Gönül ilmi (Tasavvuf)

Muhammed KAYA

09 Nisan 2013 Salı 09:44
  • A
  • A

Değerli kardeşlerim hepinize saygı ve hürmetlerimizi iletirken, Mevlevi geleneği olan derviş selamı ile de hepinizi selamlıyorum. Huu.

Bundan 15 yıl önce radyoculuk yıllarımın başıydı. Saf bir gönül, biraz macera, biraz insanlara faideli olma duyguları ile sunuculuk yaparken program konuklarımız çok çeşitli kesimlerden yani her ilim grubundan mevcut idi. Hadis ilmi, fıkıh ilmi, tefsir ilmi ve tasavvuf ilmi.

Program yapan hocalarımızda da ilginç bir ittifak dikkatimi çekmişti. Tasavvuf yani tarikatleri satır aralarında aşağılamaya çalışma, içeriğinin hurafelerle dolu olduğunu ima etme gayretleri hakimdi. Bu hocalarımız ilginçtir ki ehli sünnet olduklarını söyleyen kişiler olmakla birlikte İbni Teymiyenin ve onun görüşlerinden etkilenen Seyit Kutup gibi bilim adamlarının eserlerini kendilerine rehber edinmişlerdi. O dönemlerde tasavvufa yeni girmişliğimin ve tarikatlarımızdaki edep ve erkanın hikmetini, ne anlama geldiğini, amaç ve gayesini henüz sindiremediğim, anlayamadığım için üzerime inanılmaz bir kuvvetle gelir, aklımı ve gönlümü darmadağın eder beni tasavvuftan soğutmaya çalışırlardı.

Kaderin cilvesidir ki aynı hocalarımız halkla hiçbir zaman iç içe olamadılar, kendilerini sevdiremediler, programları hep sönük geçti, 5 – 10 kişi dışında dinleyiciden istedikleri teveccühüde bulamadılar.
Allah rahmet eylesin tasavvufi yönü kuvvetli olan, Rahmetli bir hocamızın da programı çok ilgi görür, anlatımlarına hep Resulullah sevgisi hakim olduğu için programın beğenilmesi bir kenara, bizzat tanışmak için radyoya gelen ve tasavvuf hakkında daha geniş bilgiler almak isteyenler, dinleyicilerimizin çoğunluğunu teşkil ediyordu.

O kadar canlı programlar yapılırken Radyomuzdaki en çok takip edilen program ise Evliyaullahın hayatını anlatan bant tiyatroları idi.

Şimdi ey kardeşim, bizene senin radyo anılarından diyebilirsiniz ama yinede demeyin çünkü tasavvuf ilmi olan Tarikatlere halkın bu büyük teveccühünü ve bu teveccühü kırabilmek için belki kıskançlıktan belki başka sebeplerden bazı medrese hocalarımızın yaklaşımlarını size ancak böyle anlatabilirdim.

Birkaç yıl önce özel bir televizyon programında Ehli sünnet olarak bildiğimiz meşhur bir hoca, program sunucusunun oruç baba türbesine ziyarete giden halkımızın bilgisizlikten kaynaklanan eşarplarını, cüzdanlarını, anahtarlarını türbe demirlerine sürtmesini izlettirip “Bu görüntüler hakkında ne diyorsunuz?” sorusuna bir cümleyle cevap verişi izleyicilerde ve bende soğuk duş etkisi yaptı. Cevap aynen şu. “Bu insanların yaptığı hareket şirk ve bu insanlarda müşrik olmuşlardır.” Buyurun, iki dakika içerisinde o kadar insan müşrik oldu. Allaha şükürler olsunki cennetin anahtarları bu insanların elinde değil.
Şimdi siz bu insanlara sevgi duyarmısınız? Hocam diye bağrınıza basıp gönülden bağlanırmısınız? Programın bir diğer konuğu ise tasavvufi kitapları ile bilinen bir sosyolog ki yüreğimize su serpen cevap ondan geldi. Sunucunun siz ne diyorsunuz sayın cüceloğlu sorusuna “Ben hocamızın görüşüne katılmıyorum. Bilakis bu insanların imanı belki bendende hocamdan da kuvvetlidir. Ama bu insanlara dinleri öğretilmediği için kalplerindeki ruhi aksiyonlaşmayı böyle yanlış hareketlerle dışa vuruyorlar” dedi.

Mürşidi kamiller bu tür insanları dünyaya yabancı, savunmasız bir bebek gibi görürler. Onları önce terbiye etmek yerine, ihtiyacı olan gıdayı, yani süt içirirler. Geceleri uyumaz evlatlarının ağlamalarına dayanamaz onları teskin edinceye kadar rahata ermezler. Derken yavaş yavaş büyüyen bu bebek diğer gıdalarıda almaya başlar hadis, tefsit ve ilmihal bilgilerini öğrenir, kısaca kaçınması gereken yanlış hareketleri ve yapması gereken güzel işleri sevgi dili ile öğrenir.

Şunu belirtelimki Sufiler inanç konusunda hadisçiler ve fakihlerimizle asla ayrılmazlar. Çünkü sufiler, her sünnetin terkini bir bid’atin dolduracağı inancına sahiptirler. Böylelikle kütübi sitte ve mezhep imamlarımız olan ehli sünnet imamlarına derinden bağlıdırlar.

Sufilerin diğer ilim erbabından farklı özelliklerinden ilki, sadece farzlar ve haramlara dikkat etmekle yetinmezler. Boş ve anlamsız meşguliyetleri terk eder, Allah ve Resulünün sevgisiyle için için yanarlar bu sevginin arasına girmeye çalışan her türlü sevgiyi de geri plana atarlar.

Tasavvufun halkımızın gönlünde taht kurma sebeplerinden bazıları şunlar olabilir,
- Üstünlük ve büyüklüğe rağbet etmemek,
- İtibar ve makam heveslisi olmamak,
- Yaratılmışlara şefkat ve merhametle yaklaşmak,
- Büyük küçük herkese tevazu göstermek,
- İhtiyacı anında bile başkalarını kendine tercih etmek,
- Dünyaya dalanlara aldırış etmemek kendi kusurları ile uğraşmaktan başkasının kusurlarınıgörememek.

Hepimizin içinde bulunan nefis ve şeytan kişinin ilmine, boyuna posuna bakmadan her türlü dünyevi techizatla donanmış Allahın kullarını cehenneme sürüklemek için var güçleri ile çalışmaktadır. Geliniz şu şiardan şaşmayalım.

Satır ilminde derya olan bir ilim adamıda olsak, geceleri uyumayan, hep ibadet eden abidde olsak, kitleleri yöneten bir idarecide olsak Allahın (c.c.) rahmetini celbeden Tevazu, ihlas, sadakat gibi güzellikleri yakalamk, yine Rabbimizin Gazabını çeken kibir, riya, ücup gibi hastalıklardan kurtulmak niyeti ile bir Mürşidi Kamile bağlanması şarttır.

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.