SON DAKİKA :
İSTANBUL23°C
Parçalı Bulutlu

09 Nisan 2013 Salı

Bir sevgi arıyordum;
bebekliğimde başladı bu arayış her sevgi arayanda olduğu gibi.
Bebektim , ilk sevgim annemdi, gözümü onda açmış, merhamet yüklü bakışlarıyla ilk onda tatmıştım sevginin doyulmazlığını. Uykusundan, rahatından, yediğinden, giydiğinden fedakarlık nedir o öğretti , sevdiği uğruna canını ortaya koymak, evladının, sevincine ve derdine ortak olmak nedir ondan öğrendim.
Ve büyüdüm delikanlı oldum, göz göze bakışmanın bir kızla, heyecandan kalbi neredeyse durduracak gibi oluşunu öğrendim. Bir liselinin aşık olup ta içtiği suda, yediği yemekte, yürüdüğü yollarda sevdiği kızın hayalini görüp ama o kıza arkadaşlık dahi teklif edemediği saflığı, temizliği sevdim.
Ve zaman geçti Evlendim. Bir ömür aynı yastığa baş koyacağım insanın sevgisi düştü gönlüme, ve bana verdiği, dünyanın en büyük armağanları, evlatlarımı sevdim. Şefkati, merhameti, kendin için değil bir başkası için yaşamayı öğrendim. Beni attım, bizi öğrendim. Annemi ve babamı daha iyi anladım, daha bir sevdim.

Bu sevgileri yaşıyordum, ama ruhumu rahatlatamıyor, sonsuz mutluluğu arıyordum.

Bir sevgi daha olmalıydı, bu sevgi ölümsüz olmalıydı. Benimle birlikte kabre girmeli, kıyamete şahit olmalı, diriliş gününde beni bırakmamalı, sırattan geçerken elimden tutmalıydı.

Heyecan ve macera dolu siyasi partilerde aradım bulamadım.

Binlerce insanın takımı için haykırdığı stadyumlarda aradım bulamadım.

Arkadaşı adına gözünü budaktan esirgemeyen ölümcül kavgalarda aradım, ama bulamadım. Çıktım, sabaha karşı caddelerde dolaştım, ufka doğru bakarken, kızıla bürünmüş gökyüzü sonsuzluğu işaret ediyordu.

Ücra dehlizlerde kaldırımları adımlarken yalnız kalmış kimsesizler gördüm başlarını kaldırmış havaya bakıyordu. Başımı kaldırdım gökyüzü sonsuzluğu işaret ediyordu.

İlahi bir aşk bulmalıydım kendime, sonu olmayan, sonsuz bir aşk.

Haftalar, aylar geçti böylece….

Dede yadigarı bir kitabı aldım raftan, sayfalarını çevirmeye başlayınca Ensardan, medineli bir annemizin sevgi hikayesi ile karşılaştım. Satırları okurken duygulandım, ağladım titredim, halden hale girdim. Satırlarda şunlar yazılıydı.

Ka’b kızı Nesîbe (r.anha) Müslümanlarla birlikte Uhud savaşına iştirak etmişti. Kendi elleriyle hazırladığı kaplarla Müslüman yaralılara su taşıyorken Müslümanların bozguna uğradıklarını gördü. Derhal Resulullah’ın yanına koşup atılan ok ve taşlara kendini siper etti. Atılan ok ve taşlardan on iki yerinden yaralandı.

O’nun bu örnek halini takdir eden Allah Resulü şöyle buyurdular:

“Bu gün Nesîbe, falan ve filan kahramanları geçmiştir.”

Bu nasıl bir sevgiydi, anlamaya çalıştım. Tüm sevgilerden sıyrılarak bu sevgiyi seyre daldım. Satırları çevirirken Mekkeli bir muhacirlere rastladım, onların peygamberimize olan düşkünlüğünü, sevgisini, anam babam sana feda olsun deyişini. Sözünün gereğini yerine getiren samimiyetini.
Satırları okumaya devam ediyorum. Gözyaşlarıma artık mutluluk eklenmişti, engel olmuyor salıveriyordum gözyaşlarımı.

Ashabdan Peygambeimizin azatlısı Hazret–i Sevban (ra), bir sohbeti esnasında Resulullah’a (s.a.v.) pek derin ve dalgın surette bakıyordu. Yüzüne akseden içindeki hüzünlü hal Resulüllahın dikkatini çekimişti.
Rahmet peygamberi merhametle sordular:

–Yâ Sevbân nedir bu halin? Neden böyle bakıyorsun?
Resulüllaha olan o tarifi imkansız sevdanın coşkusuyla şöyle cevap verdi Hazret–i Sevbân:

–Anam babam Sana fedâ olsun Ey Allah’ın Resulü! Senin hasretin beni öyle yakıp kavurmaktadır ki, nurundan ayrı geçirdiğim her an beni ayrı bir ayrılık ateşi ile yakıp kavuruyor. Dünyada böyle olursa ya ahrette nasıl olacak diye dertleniyorum. Orada siz peygamberlerle beraber olacaksınız. Benim ise nerede ve ne olacağım belli değil. Üstelik cennete giremezsem sizi görmekten tamamen mahrum kalacağım. Bu hal beni yakıp kavuruyor Ey Allah’ın resulü.
Sevban (ra) gibi aynı sevdayla yanıp kavrulan diğer ashabın da gönlünü ferahlatacak şu müjdeyi verir Allah resulü:

–Kişi sevdiğiyle beraberdir.

Ve ehli beyt, satırlar ilerlerken ümmetin emanı, kurtarıcısı, Velilerin, cennetin efendileri, Hz. Hasan ve Hüseyinin şerefli annesinin, fatımatüz zehranın bize olan sevgisini görüyorum. Peygamberimizin ona olan düşkünlüğünü, o geldiğinde ayağa kalkıp biricik kızına hürmet edişini. Genç yaşında her genç kızın mihir olarak altın ve gümüş istediği bir dönemde onun ümmeti Muhammede şefaat etmek isteyişini, bize olan düşkünlüğünü. Sonra nübüvvetin parçası analar anasına dönerek söylediği sözleri okuyorum.

Ya Fatıma, Allahü teâlâ senin gazabın için gazap eder, senin rızan için razı olur

Ey Kızım senin adın, “Allah seni ve sevenlerini Cehennemden korur” manasındadır.
Gerçekte sevilmesi gerekenleri bulmuştum, sonsuzluğu işaret eden caddeler, gökyüzü ve kaldırımların fısıltılarını duydum oku diyorlardı şu satırları da oku.
Resûlüllah hasretine dayanamayan bir başka sahabi Abdullah b. Zeyd’dir (ra). O’nun öte aleme göç ettiğini duyar duymaz ellerini Yüce Mevla’ya açıp; “Yâ Rab! Artık benim gözlerimi âmâ kıl ki, ben her şeyden çok sevdiğim Peygamberden sonra artık dünyada başka bir şey görmeyeyim” diye dua eder ve duası anında kabul olur oracıkta kör olur.
Kararımı vermiştim. İlahi aşkım Beni ezeli ve ebedi olan Allahın rızasına kavuşturacak biri olmalıydı.
Ahrette gözlerin korkudan faltaşı gibi açıldığı, ananın evladına fayda veremediği bir günde, ellerini rabbine açıp “Allahım bu gün senden kendi kurtuluşumu istemiyorum, kızım Fatımanın kurtuluşunu istemiyorum, ben bu gün senden ümmetimi istiyorum, ümmetimin günahkarlarını istiyorum” diyen biri
O, Peygamberimiz efendimiz iki cihan serveri, Rabbimizin habibi, ümmetin biricik peygamberi, sevgililer sevgilisi Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) olmalıydı

Ama Sıcak yatağında cennet bekleyenler gibi sevmemeliydim onu.
Peygamberimiz sünnetlerinin savunucusu olmalıydım.
Onun sünneti seniyesini harfiyen yaşasam da, sabahlara kadar gözyaşı döksemde Allah Resulünü sevmede ashabın sevgisinin damlası olamayacağımı idrak etmeliydim. Bu sevgiyi bana öğretecek bir kılavuz bulmalıydım.
Şimdi ellerimi açıp yalvarıyorum:
Allahım ben rızanı istiyorum, ben senin rızana götüren, O (s.a.v.) razı olmadan senin razı olmadığın habinin rızası sevgisini istiyorum, ben ismini isminin yanından ayırmadığın en kıymetlini istiyorum. Ben onun nurlu dudaklarından dökülen Ümmetim Ümmetim diyen şefkatini, merhametini istiyorum.
Beni habibinle buluşturacak, onun sevgisi ile yakacak, ilmi ile amil bir alim nasip et, yüzü nurani sözleri rahmani bir Allah dostu nasip et.

Amin.



ÖNEMLİ NOT : Bu sayfalarda yayınlanan yazılar okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Bu sayfadaki yazılardan YAZETE veya Yazete.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Ayrıca yazıdaki imla hatalarından YAZAR SORUMLUDUR.
Muhammed KAYA'a Ait Önceki Yazılar
Muhammed KAYA Tüm Yazıları


Kullanıcı yorumları

Henüz yorum yapılmamış.


Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.
Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.