ÖNE ÇIKANLAR :

YAZARLAR

Tezgaha geldik!

Çetin Alkan

02 Haziran 2013 Pazar 19:17
  • A
  • A

Dün ne demişim…

Toprağı “Ana”, Devleti “Baba” bilen bir milletiz biz.

Varlığımızın yegâne temelleri olan bu iki değeri korumak, biz vatandaşların asli görevlerindendir.

“Doğruya doğru, yanlışa yanlış” demektir etik olan. Haksızlık karşısında susulması, haksız olana destek olmak ile eşdeğerdir.

…ve haksızlık karşısında suskun kalan, dilsiz şeytandır.

Dün ne demişim…

Son bir kaç yıldır, Tayyip Erdoğan'ın miadının dolduğu ve Türk milletinin sabrının taştığı, kendi denetimlerinde olmayan bir yöne gidebileceği, Batı’dan esen rüzgârlardaki uğultulardır.

Batı, bunu önlemenin tek yolunun, “kendi denetimlerine” alacakları bir “hareket” olacağını dile getirmekte.

Dün demişim.

Bir anda AB’den, ABD’den acil ve yoğun ilgi gören bu meseleyi, çevre meselesi gibi görmek ne kadar doğrudur?

Dün özetle bunları demişim.

Ortada bir haksızlık vardı. Ortada birkaç yanlış vardı.

Ve o dünkü yazım, tıpkı Taksim’e çevre için giden çevreciler gibi oradan sessizce uzaklaştı…

Dün dediğim gibi bugünde “haksıza haksız, haklıya haklı” demek gerek diye düşünüyorum.

Dün nerede, kimlere haksızlık edildi bakalım;

Montaj videolar, çalıntı fotoğraflar, milleti galeyana getirmek için sahte sosyal medya hesapları ile yazılan saçmalıklar ile “keriz” yerine koyulan Türk Halkına,

Şehirde asayiş durumlarda her zaman kapısını çaldığımız, o istenmeyen olaylara çekerek Tayyip’in askerleri gibi görmeye ve göstermeye çalışılan Türk Polisi’ne,

Bir çevre sevdası, koltuk sevdasına dönüşerek “demokrasi ile olmadı, antidemokratik yapalım” diye göreve çağırılan, Polis’ten daha iyidir diye ayrıştırılan Türk Askeri’ne,

Her ili park, bahçe, orman sayısını arttırarak cennete çeviren, “bütün ormanları yaktınız, yerine bina, alış veriş merkezleri yaptılar” denilen parti ayırt edilmeksizin Yerel Yönetimlere,

“Ağaçlar kesilecek” diye Taksim’e davet edilen tüm yurttaki çevrecilere,

büyük haksızlık edildi.

Çevre için haklıyken, ortadaydı ki hükümete karşı malzeme ve delil toplama amacından başka bir şey yokmuş ortada.
Bir bakmışız Halk yine “keriz” yerine konulmuş.

Demokrasiyi bu ülkeye kazandıran ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün askeri olarak kendini görenler bilmeliler ki seçimle gelen, seçimle gider…

21.yüzyılı yaşayan dünyada, burası Tunus, Libya, Mısır değildir.

BBC’nin ilgisi de yoğundu, anbean aktardı tüm gelişmeleri.

Ama öyle uydurulduğu gibi; Türkler savaşırsa kazanır, “Bir ağaç için bunu yapan Türkler neler yapar düşünün, Onlar Atatürk'ün çocukları ve uyandılar, Onlar her savaşı kazanırlar ve başardılar, Türkler bir inanılmaz onlar her şeyi başarıyorlar, Türkler harika onların yaptığını şu ana kadar hiç bir yerde görmedik” şeklinde çeşitli çevreleri dürtme amacı ile uydurulan başlıklarla değil.

Kendi görüşümdür.

Hatırlayacağınız gibi, Avrupa Parlamentosu (AP) Sosyalist Grup Başkanı Hannes Swoboda, "CHP liderinin, benim davetlim olarak, Türkiye Başbakanı Erdoğan'ı Esed'le kıyaslamasını kabul edemem. Bu kabul edilemez" ifadesi kullanarak, Kılıçdaroğlu ile randevusunu iptal etmesi bana göre, Kılıçdaroğlu’nu o noktada farklı çevrelere yönlendirdi.

Bana göre, iptal edilen bu toplantı sonrasında Kılıçdaroğlu, arda kalan vaktini değerlendirmek için, Türkiye’nin geleceğine ve toprak bütünlüğüne pek de saygısı olmayan çevrelerden davetler almış ve onlarla görüşüp destek almış olmalı.

Bundan olmalı ki; ülkeye dönüşünde yaptığı ilk açıklama "Bu hükümete saldıracağız ve bu hükümeti düşüreceğiz" idi.

Önce “Onlar değil, ben iptal ettim” dedi. Sonra beraberinde gerçek ortaya çıkınca, klasikleşen istifa daveti ile Hannes Swoboda’nın görevini bırakmasını istedi.

Atatürk ile kurulan bir partinin yöneticileri, “Egemenliğin kayıtsız şartsız millete bırakıldığını” unutup, “Bu hükümete saldıracağız ve bu hükümeti düşüreceğiz" diyerek seçimle olmadı darbeyle düşüreyim zihniyeti ile hareket ediyorsa, bu halk da keriz değildir.

Darbe zihniyeti ile başa gelmenin hayallerini kuran vekillerin, kimlerden akıl aldıkları da çok açık ortadadır.

İlk seçimlerde görülecektir ki kendi deyimleri ile “koyun halkın” sayısı artacak, sürüye yeni kuzular katılacaktır.

Ben ve benim gibi düşünen Türk Gençliği der ki:

Çevreyse çevre, vatansa vatan, birlikse birlik, kardeşlikse kardeşlik…

Ama bir yalan varsa ortada, bir haksızlık, bir yanlışlık varsa, yanınızda illegal bir grup varsa, siz en iyisi bizi saymayın, yokuz!

Son olarak, “Bana dostunu söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” diyor Atalarımız…

Söyleyelim bakalım, dedikleri gibi bizi tanıyacaklar mı?

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.