ÖNE ÇIKANLAR :

YAZARLAR

Ava gelmez kuş olmaz, başa gelmez iş olmaz...

Çetin Alkan

25 Mart 2014 Salı 23:41
  • A
  • A

Gerek iş yoğunluğumdan gerekse konunun hassasiyetinden dolayı taşıdığım; birbirimizi kırma, gücendirme, üzme endişemden bu güne kadar uzak durduğum konulara değinme vakti geldi çattı.

Herkes konuştu, bu zamana kadar dinleyenler bile… Kıran da kırdı, üzen de üzdü, o işte bana gerek kalmadı…

Önceden yazılarımı okuduysanız bilirsiniz.

Üzerine basa basa zararlarını anlattım, o “140 karakterin”. Kurdukları modern ve zahmetsiz istihbarat ağını konuştuk birlikte. Provokasyon yuvasını, düştüğümüz büyük tuzağı konuştuk. Kültürümüzün, değerlerimizin nasıl bozulduğunu konuştuk.

O kadar vaktimizi aldılar ve alıyorlar ki yaşamaya vakit ayıramayacak olduk. O kadar gerçekleri çarpıtıp bilgi kirliliği yaratıyorlar ki kendimizi bilmesek neredeyse şüphe edecek olduk.

Sahi; güzel söz üretmek için mi, fenomen olmak için mi, en güzel olmak için mi, yoksa her zaman haklı, herkesten farklı olmak için mi yaratılmıştık?

Twitter’a ilk girdiğimde, soluk bir fotoğrafta; en arkada Mescid-i Aksa’ya benzer bir Camii, önündeki toprak sahada pet şişe ile beysbol oynayan gençler vardı. Kiminin gömleği beyaz, kiminin pantolonu lacivert, kiminin tişörtü kırmızıydı… Bunların dışında bir renk yoktu.

İşin rengi belliydi!

Ama şimdi koca adamlar, oyuncağı elinden alınmış çocuk gibi ağlamaya başlayınca, kimin arkasında durmam lazım bilemedim.

Acaba, “Gezi” zamanı iç meselelerimizi dış medyaya servis eden, bilinçli ve aleni bir şekilde hem “sözlü” hem “yazılımlı” destekleyen, olayları ateşleyen, Twitter'ın kurucusu Jack Dorsey’in arkasında mı durmam lazımdı?

“Türkçe” dilini görmezden gelip bütçe ayırmayan, çevirileri (bir çeviri ikonu için) Türk kullanıcılarına bedavaya yaptıran Twitter'ın arkasında durunca mı “milliyetçi” olacaktım?

ABD, Rusya ve AB ülkelerine ayrıcalık uygulayarak, tüm konuları "aramızda hallederiz" anlayışı ile hareket ederek; bize gelince, Türkiye Cumhuriyeti Mahkemelerinin verdiği kararları tanımayan Twitter'ın arkasında durarak mı “vatansever” olacaktım?

Din, dil, ırk vb. gibi ortak değerlerimize ya da şahsımıza yapılan küfür ve hakaretler konusunda, tek düzenleme talebini bile tanımayan Twitter'ı savunarak mı “özgürlükçü” olacaktım?

Pek bir merak ederim, “kendinize çekidüzen verin” diye uyaran bir ülkenin seçilmiş Başbakanı’nı diktatörlükle suçlayan Twitter’ı ya da kurucusu Jack’i kim seçti?

Başarı hikâyelerine inanıyor musunuz sahiden? Öğrenciydi, önce sınıf arkadaşları arasında bir ağ kurdu, sonra okul, sonra mahalle, ver elini dünya…

Burnu sürten biz değiliz, adres belli…

Youtube da böyle değil miydi bir zamanlar? Tam 2.5 yıl sürdü erişim yasağımız. Atatürk’e hakaret içeren videolar kaldırıldı ve yasak ortadan kalktı!

Üzerinize alınmayınız…

Kısıtlanan; bizim özgürlüğümüz değil, bir “kuşun” özgürlüğüdür.

Kısıtlanan; bu “kuşu” kullanarak; montajla, şantajla kendi ülkesine ihanet edenlerin özgürlüğüdür.

Ve…

Hiçbir “kuş” benim vatanımdan değerli değildir.

Yalanla, dolanla, montajla, bir ülkenin kaderi ile oynamak; “özgürlük” değildir ve hiçbir yabancının ve ülkesine yabancılaşanın da “haddine” değildir.

Bu sürecin özeti:

“Ava gelmez kuş olmaz, başa gelmez iş olmaz.”

Sanırım, anlayan anladı meseleyi!

YORUM YAZ
TOPLAM 1 YORUM

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.

  • - bahar akbulut:27 Mart 2014, Perşembe 09:08