ÖNE ÇIKANLAR :

YAZARLAR

Türkiye Kupası’nın Asları

Asım Çalık

06 Aralık 2013 Cuma 11:55
  • A
  • A

Öncelikle kazanları tebrik edelim. Balıkesirspor, İnegölspor, Bucaspor, ve Fethiyespor’un futbola gönül veren talebelerine alkış tutalım. Onlara futbol oynamanın anlamının “onur ve gurur” ‘da saklı olduğunu aşılayan hocalarının önünde saygıyla eğilelim. Galatasaray’ı iki farklı geriden takip edip yakalayan ve “penaltı tecrübesizliği” ‘ne kendilerini kurban eden Gaziantep’in Belediye takımına selam yollarken, Fethiyespor’a ayrı bir parantez açalım göğüslerine yazdıkları “Yüce Atatürk” sözüyle hem Türk Halkının göğsünü kabarttıkları, hem de Ata’mıza; “rahat uyu yattığın yerde” mesajını yolladıkları için.

Bizler her ne kadar böyle skorlara alışık değilsek de, İngilizler; Lig Kupası ve Federasyon Kupası maçlarının sonucunda gelen bu tür sonuçları çok da yadırgamıyorlar açıkcası. Hatta alt liglerden gelip; üst turlara çıkan, İngiltere’nin beş büyüğü diye bilinen; Manchester United, Arsenal, Liverpool, Chelsea ve Manchester City takımlarını yenerek finalleri gören takımların başarısı, onlar için gurur kaynağı olabiliyor. Ancak İngilizlerin sürpriz yapan ekipleri de hakikaten enteresanlar. Geçen sene Federasyon Kupası’nda finalde Manchester City’i 1-0’lık skorla yenen Wigan Athletic’in sezon sonunda Premier Ligi 18. sırada bitirip, bir alt lig olan The Championship’e düştüğünü biliyor musunuz? Ya da geçtiğimiz yıl İngiltere’nin dört liginin sonuncusu olan Lig 2’yi 7. sırada bitirerek, play off’lar sonucunda Lig 1’e çıkan Bradford City’nin Lig Kupa’sında Premier Lig takımlarından Wigan’ı, Arsenal’i, Aston Villa’yı saf dışı bırakarak yoluna devam edip; kupa’yı kazanmasa bile “final rüyasına” tanıklık ettiğini takip edebildiniz mi? Nasıl oluyor da bu ekiplerin başarısı; “işte İngiliz liginin” başarısı şeklinde lanse edilirken, bizdeyse elenen büyüklerimiz için; “yazık! rezil ettiler kendilerini” dedirten başlıklar atılabiliyor basınımızda? . Neden mi? En basit ifadeyle “futbol anlayışında ki kültür farkı” diyebiliriz buna. Diğer bir sebebde; onlar kaybetseler bile profesyonellikleri doruk noktasında yaşadıkları ve hedeflerini yüksek tuttukları için yaşanılan kayıplar onların futbol kültüründe “futbolun ivme artışı” olarak değerlendirilirken, bizde tam tersine kaybedenler özellikle büyükler olduğunda, teknik adamlar da futbolcular da ağır eleştirilerden nasiplerini alıyorlar. Bizimkiler profesyonelliği en düşük seviye de yaşadıkları için hedef tahtası haline geliyorlar. Futbolumuzun sadece büyüklerimizin etrafında dönmesi ne acı aslında.

Arsenal futbol takımının efsanevi hocası Arsene Wenger ideal takım terbinde 17-18 tecrübeli futbolcu olması gerektiğini, diğerlerinin de gençlerden oluşmasını savunuyor. Gereksiz sayısıda “senior” yani “tecrübeli” oyuncu olmasının gençlere açılabilecek yolların kapanacağını söylerken, “eğer 25 kişilik tecrübelilerin olduğu bir ekibiniz varsa, o zaman alt yapıda gençler için kurduğunuz akademiyi aya yolculuğa göndermeniz gerekir çünkü kimse yeterli oynama şansı bulamayacaktır” şeklinde ironi yaparak gençlere verdiği önemi vurguluyor sözlerinde. Peki Mösyö Wenger yaşları 20-25 arası değişen; Wilshere, Ramsey, Walcott, Oxlade-Chamberlain, Bendtner gibi isimlere olabildiğince yer verip, onları parlatarak dünya yıldızı olmaları yolunda vitrine çıkartırken; 22 yaşındaki Pedro Franco, 18 yaşındaki Muhammed, 24 yaşındaki kaleci Mert, 23 yaşındaki Hasan Ali, 19 yaşındaki Salih ne zaman hazır olup sahne alacaklar ya da Arsenal’in yukarıda saydığım gençleri gibi sadece Türkiye Kupası’nda değilde, Süper Lig’de de oynacaklar ilk 11’de yeşil çimene ayak basarak? Eğer “öfke yönetimini” beceremeyen Caner kırmızı kart görene kadar Hasan Ali oynamayacaksa, Volkan’ın omzu tekrar çıkana kadar Mert kalesini savunamayacaksa, Fernandes’in “oynasam mı oynamasam mı? ” diye papatya falı açtığı performans yoksunu haftalarda yerini Muhammed’e bırakmayacaksa o zaman bu kayıpların suçlusu; “ben ağzımla kuş tutsam da yaranamam hocaya” psikozuna girmiş oyunculardan çok onları “efektif” olarak kullanmayan hocalarındadır. Trabzon’un hocasını ayrı tutuyorum çünkü onlar çok as futbolcuyla çıkmalarına rağmen Balıkesirspor’un önüne, Avrupa maçlarının kafalarında oluşu sebebiyle turistik geziye gitmişler besbelli. Ama Biliç ve Yanal tam suçludurlar oyuncularını oynatmak için sadece kupa maçlarını bekledikleri için. Fenerbahçe’de Baroni ve Webo dışında hepsi yedek. Beşiktaş’da da Escude’yi saymazsak Serdar ve Hutchinson haricindekiler ilk 11’i görme özürlü. Bir de üstüne hem Bilic, hem de Yanal tek forvetle çıkıyorlar rakiplerinin karşısına. Sanırsınız birisi Hollandalı Feyenord’la oynuyor, diğeri İspanyol Betis’le. Bir de maçtan evvel ağız birliği etmişler gibi; Bilic 62’de çift forvete dönüyor, Yanal da 64’de. Bu iki sebebten ötürü Kartal’ın ve Kanarya’nın hocalarını affetmek mümkün değil bence. Yoksa yenilmek de yenmek kadar normal.

Ne diyelim Kupa Asları, Maça krizleri yaratarak futbolumuzu renk kattılar... Sağolsublar, varolsunlar. Bence üzülmesin büyüklerin taraftarları. İngilizleri örnek alıp, övünsünler bu şehirleri, ilçeleri, bütçeleri küçük ama yürekleri kocaman adamların görev aldığı ligleri ikinci ama kaliteleri birinci olan takımlarımızla.

6 Kasım 2013 Cuma, New York, 04:16

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.