ÖNE ÇIKANLAR :

YAZARLAR

Sadece penaltı vardı

Asım Çalık

22 Şubat 2014 Cumartesi 23:59
  • A
  • A

Haliyle kadrolara şaşıran tüm futbolseverler gibi bende şaşkınlığı yaşadım içimde maç öncesinde. Her ne kadar “beraberliğe gitmiyoruz” desede Bilic, maç öncesi kritiğinde yazdığım “Saraçoğlu’nda Atiba’yı savunmaya attığı gibi yapmaz, defansını 3 stoper ya da ön liberodan oluşturmazsa kazanma fikrini ortaya koyar” demiştim ama fena yanılmışım demek ki. Atiba’nın değil ama Necip’in sağ kanada monte edilmesi Bilic’in “kazanmaya gidiyoruz” düşüncesini eyleme dönüştüremedi ve ağızdan söylem olarak çıkan fikri sürümcemede kaldı.

Diğer taraftan “zengin bir babanın şımarık çocuğu” görüntüsündeki Mancini elindeki onca stopere rağmen, Semih’e Hakan’ı partner seçmişti garip bir şekilde Zan ile Chedjou’yu es geçerek. Bir de her ne kadar beğenilmesede, bu maçların havasını bilen Sabri ve derbisever Eboue varken, geleceği çok parlak olsada, İstanbul futbolunun yeni “çaylağı” Veysel tercihiyse, Mancini’nin futbolu play stationa döndürdüğünün son kanıtıydı. Kısaca Necip, Veysel, Hakan tercihleri sahada; Zan, Chedjo, Sabri, Eboue, Serdar başka diyarlardaydı teknik adamların kafalarında.

Kağıt üstünde isimler böyleyken, “bu maç bebare bitmez” tezime karşı, aslında her iki teknik adam da bu tercihlerle şöyle seslenmişlerdi oyuncularına; “Gol geciksede önemli değil. Fütursuzca saldırmayalım. Yenemesek bile yenilmeyelim”. Üstelik defansını sağlama almak adına 3’lüden 4’lüye geçmişti İtalyan. Lidere bu kadar yaklaşmışken açıkcası kora kor, heyecanlı, pozisyonların bol olduğu, Tolga ile Muslera’nın sağdan sola, soldan sağa gelen şutları kurtarmaktan yorulup bitap düşecekleri bir maç düşünmüştüm inanın.

Klasik Galatasaray baskını beklenirken topa sahip olan ve orta sahayı fetheden takımdı Siyah Beyazlılar. Oğuzhan’ın antrenman eksikliğine rağmen Fernandes yerine tercihi, taktiksel açından defansın önünde, her geçen maçta biraz daha “Mehmet Aurelio” kimliğine bürünerek oynayan; pas dağıtan, top çalan adam olan Atiba’yla beraber oynayan dörtlünün bozulmamasıydı. Veli-Oğuzhan-Gökhan-Olcay’ı içine alan ve tıkır tıkır işleyen dişliydi Fernades’e ilk 11’i unutturan. Pratikte de gerçekleşti zaten. Her iki yarıdaki mükemmel Beşiktaş saha parselizasyonu ve bu bahsettiğim dinamik ekip, “Galatasaray ilk 15-20’lerde rakiplerini önde baskıyla boğar” tezini çürüttü. Ama her güzellin bir kusuru vardı ve ceza alanına kadar gelen istediği şekilde trafik sıkışıklığına takılmadan gelen Siyah beyazlılar, ceza alanına giremeden gerisin geriye dödüler. Almeida 46’da inanılmazı kaçırarak “ fakir derbi gecesinin” sadece penaltı golüne mahkum kalmasına imza atan oyuncuydu. Burak-Sneijer-Drogba üçlüsü galiba kendilerini Chelsea maçına sakladılar. Selçuk sadece penatıda vardı ve gölge oyunu oynamaya devam etti. Melo mücadeleci karakteriyle gecenin yıldızıydı Arena’da.

Gecenin Güzel Adamıyla Ne Yaptığını Bilmeyen Adamı

Öncelikle Semih’den bahsetmeliyim. Sadece saçları altın sarısı değilmiş bu çocuğun. Kalbi de, vicdanı da saf altın kaplıymış. Emeğe saygısı da, rakibinin hakkını yememe duygusu da en büyük derbi zenginliği olarak geçti tarih sayfalarına çok zamandır Ülkece unuttuğumuz. Teşekkürler asil çocuk. Bir de teşekkürde seni bu genç yaşında Türk futboluna kazandıran Terim hocamıza ve onun kocaman cesaret duygusuna.

Penaltı olayından sonra Bilic Dany için; “keşke sözleşmesinde Galatasaray’a karşı oynayamaz maddesi olsaydı da oynatmasaydım” diye iç geçirmiş midir diye düşünmeden de edemiyorum doğrusu. Aslında Dany’nin bu tarz pozisyonlara ne kadar kontrol dışı davrandığı hepimizin malumu. Geçen sene Galatasaray’ın Malaga’yla ve Napoli’yle oynadığı hazırlık maçlarında ve Emirates Cup’da Porto karşısında yaptırdığı penaltılar hala hafızalarda. Çok da garipsememek lazım dün geceki penaltıyı. Veysel’in de kısmetine işte. Böylesine bir derbide çok göze batan bir oyun oynamazken, bir penatıyla takımına üç puan kazadıran olmak da futbol şansı olsa gerek.

Kalecilerin Dramı

Önce Tolga’yı kaybeden Beşiktaş, 85’de Cenk’i de kaybedecekti ama 3. Kaleci olmadığı için zorlayarak kaldı sahann içinde. Çok şükürki bir sey olmadı genç kaleciye. Yoksa yeni bir “Pancu” bulmak zorunda kalacaktı Siyah Beyazlılar. Sahdaki her oyuncuyu çok anormal durumlarda, aynı anda olan kırmızı kart ve sakatlık gibi, birbirleleriyle kompanse edebilirsiniz çünkü elinizde 10 oyuncunuz var. Sakın “santrafordan savumacı olur mu?” demeyin. Dün Galatasaray’ın golünden sonra gelen Beşiktaş ataklarında Drogba’nın çok kritik müdahaleleri oldu. Dolayısıyla problem kaleci mevkisinde. Dün geceki olay da en güzel örnek. Üçüncü kaleci kuralı olmadığı için Cenk riske edildi devam etsin diye. Allah korusun atılan sert bir şut elinden sekip kafasına gelseydi bunun sorumlusu kim olurdu dersiniz? Teknik adam Bilic mi, Beşiktaş’ın doktoru Ertuğrul Karanlık mı yoksa hakem Çakır mı?

Bu yüzden İtalya örneğini uygulamalı Türkiye. Kenarda 12, toplamda 23 oyuncuyla sahaya çıkıyorlar. Kenardaki 12 oyuncunun ikisi kaleci olabiliyor. Einizdeki üç kaleciyle, her ihtimale karşı şapkadan tavşan çıkartır gibi; Melo’dan, Servet’ten, Pancu’dan “iğreti kaleci” yaratma derdine düşmez teknik adamlarımız. Bu uygulamayla gelecek sene değişmesi gündeme gelen yabancı sayısıyla ilgili olarak; “hangi yabancı bench’de oturur, hangi yabancı tribüne çıkar” komedisi de son bulur, tüm futbolcular daha hazır tutulabilir. Federasyon bir düşünsün bence.

22 Şubat 2014 Cumartesi, 3:40

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.