ÖNE ÇIKANLAR :

YAZARLAR

Karlar düşerken New York’a, aklım çocukluğumda

Asım Çalık

04 Ocak 2014 Cumartesi 08:41
  • A
  • A

Saat 11:17: Treni saniyelerle kaçırdım. Dışarısı buz gibi soğuk. İnceden yağıyor kar. Hani yağmurun ahmak ıslatanı var ya. O misal. İnce ince ama toplamaya başladı yavaştan. Sevgili Kayahan’ın söylediği “gözlerinin hapsindeyim” şarkısı gibi desem doğru olur mu acaba? “Kaç gündür hasretinle alevlenirken düşünceler” demişti aşk şarkılarının babası Kayahan. New York’da belli ki hasret kalmış ne zamandır beyaz kara. Senenin ilk beyazı bu yere düşen. New York’luları evlerine hapseden.

Nihayet trenim geldi. Tren kalabalık değil. Oturdum hemen notlarımı almaya başladım unutmayayım diye. Bu yazı işi de enteresan. Ne yazarsan yaz, aklına geldiği anda o iki satırı karalamazsan eğer, hem onlar seni hem de sen onları unutuverirsin. Onun için yazma işine koyuldum acilen. Sıcakladım birden. Dışarısı buz ama tren evin oturma odası gibi sıcacık. Tek eksik soba üstünde kestane.

New Jersey, New York’a göre daha zor vaziyette muhtemelen. Genelde de öyledir zaten. Az önce arkadaşım face’ine yazmış. Arabalar polis tarafından durduruluyormuş Jersey’de. Yola çıkmayın uyarısı yapıyorlarmış. New Jersey’de olağanüstü hal ilan edilmiş. Bunca yıldan sonra şaşırmıyorum doğrusu. Az kar bile yağsa panik atakla yaşıyor Amerikalılar. Onun için normal böyle şeylerin olması. New York’da, New Jersey’de olağanüstü hal ilan edilmesi aslında olağan bir hal. Bizler de olağan karşılıyoruz artık. Alıştık. Onlara dönüştük yaşaya yaşaya. Abartı, abartmak Amerikalıların hayatlarında var olan kelimeler.

Bir de insanların alışveriş psikolojileri var bir türlü çözemediğim. Havaya göre onların alışveriş alışkanlıkları değişince, bizim gibi yiyecek sektöründe faaliyet gösteren firmaların satışları da, hava şartlarına ve müşteri hallerine ayak uydurunca değişkenlik gösteriyor haliyle. Tabii ki bizim için iyi. Yok satıyoruz her şeyi böylesine havalarda. Bugün onlar için kar fırtınası öncesi aç kalmamak adına abartılı bir alışveriş günüydü. Kasada kızlar yoruldu, nefessiz çalıştılar. Yılbaşına kadar iki hafta “kağnı yavaşlığında” giden işlerden sonra bugün satışlarımız neredeyse yılbaşı gününün rakamına ulaştı. Ne diyeyim Allah bereket versin. Alan razı, satan razı bir gün yaşadık bugün kışın soğuyan yüzünü hissederken. Sanki yarın açlıktan öleceklermiş gibi “acele ve bol alışveriş yapma” modundaydı ziyaretimize gelen tüm müşterilerimiz. Onların bu tavırlarına karşı bizlerde market çalışanları olarak elimizden geleni yaptık doğrusu “müşteri veli nimettir” klasiğine sadık kalarak. Bizdeki, “maksat karın doyurmak değil mi?” klişesi onların kültüründe olmadığı için, aç gözlü ve doyumsuz davranmaları normal aslında. Manhattan’a geldiyseniz biliyorsunuzdur ama ben bilmeyenenlere anlatayım. Yani kar, fırtına filan tamam da, burda aç kalmanız imkansız. Adım başı market, bizdeki bakkalımsı “grocery” diye adlandırılan küçük dükkanlar, dünyanın her yerinden yemek sunumu yapan irili ufaklı restoranlar, falan filan… Hani şehir dışında olsanız anlarım. Mesela New Jersey ve Long Island’da oturanlar alışverişi abartırlarsa normaldir çünkü oralarda arabanız yoksa sokakta çıplak ayakla gezen, ayakkabısı olmayan evsizlere benzersiniz. Öksüz, kimsesiz çocuk oluverirsiniz bir anda. Öyle hissedersiniz kendinizi. Ama Manhattan denilen dünyanın kalbi noktasındaki yerde öyle mi hiç? Aç kalırsanız eğer, inanın zoru başarmış olursunuz.

Amerikalılar alışveriş deliliğinin peşine düşerlerken, ben trende eve doğru yol alırken memleketim Uşak’ın ünlü tarhana çorbası geliverdi aklıma. Çocukluğumdan beri böylesine soğuk havalarda az mı yedim şu acılı tarhanayı kızarmış ekmekle. Ne kahvaltılarda, ne akşam yemeklerinde eşlik ettik hep birbirimize. Grip olduğum zamanlarda kışları ilaç niyetine az pişirmedi annemle babam tarhanayı. Çokda severim doğrusu. Karnım aç olsaydı kafamda önce tarhana çorbası sonra da sıcacık bir çay içmek vardı. Artık çay yaparım kendime ilk iş eve varır varmaz. Bu beyazın soğuğu ancak böyle geçer. Face’den demin mesaj attığını söylediğim arkadaşım Selda sıcak çikolatayla keyif yapma durumuna geçerken bu Amerikalıların olayı fazla abartmalarından keyif almış olmalı. Bu abartma konusunda yalnız değilim demek ki. Kusura bakma Selda’cım senin gibi sıcak çikolata yapma yeteneğinde değilim bu acı soguğu yedikten sonra. Çay bana yeter de artar bile. Çay deyince aklıma seksenlerin kahveci Mesut’u geldi. “Hadi boş oturmak yok. Çay vereyim, yağ gibi kaysın sıcak sıcak.” dediği gibi sıcak sıcak iyi gelecek içince.

Ah seksenler!!! Çocukluğum….!!! 70’lerin sonları, 80’lerin başlarında çocukluk arkadaşım Kemal’le az mı top oynardık mahalle aralarında. Biz iki deli fişek sadece futbola değil, Fenerbahçe’ye de aşıktık sırılsıklam. Bütün futbolcuların isimlerini ezbere bilirdik. Şimdilerde ne var bilemiyorum ama, o zamanlarda Kemal’lerin oturduğu evle bizim evin arasında kocaman bir arsa vardı. Neredeyse her Allah’ın günü top oynadığımız bizim maçlara “ev sahipliği yapan” o arsaydı. O arsarlardı yıldız yetiştiren, şimdilerde olmayan. Arada bir de mahalle mahalle gezer turnava da yapardık. Hani o meşhur “3 korner bir penaltının” olduğu mahalle maçları. Kah yener, kah yenilirdik. Futbol oynamak ekmekle su gibiydi bizler için. Bazen Kemal kaleye geçer, ben hem ona şut atar hem de o zamanın oyuncularının ismini anarak maç sunumu yapardım kendimce. Belki de “Kemal-Asım” ikilisinin başkalarına benzemeyen bir buluşuydu böylesine oynamak. Sanırım bazen de ben kaleye, Kemal şuta dönerdi. Ama maç sunumları hep bana aitti. Abartmıyorum maç yaptığımız her akşam hava kararmadan eve girmezdik. Kardeşim Kemal’in babası Necmi Amcam “pes artık karanlıkta da oynanmazki bu futbol” dercesine balkona çıkar ve hepimizi çağırırdı yakınına, hepimizin onu sevdiğini bilerek “Baba” edasıyla. İki elini birleştirip, bu ne diye sorup, biz mahallenin çocuklarının; “hamam” diye cevaplamasından sonra yine Necmi Baba’nın; “hadi, herkes evine tamam” deyişi hala kulaklarımı çınlatırken, o balkon manzarası gözümün önünde bu soğuk New York gecesinde. Unutmadan, çocukluğumda sevmeye başladığım tarhana çorbasından sonra bir de Kemal’imin Annesi rahmetli Rukiye Teyzem’in yaptığı salata vardı damaklarda yer eden. O da tarhana gibi sofraları hem sabah hem akşam dolduranlardandı. Domates, yeşil tatlı biber, zeytinyağ ve limon muhteşem dörtlüsüyle sahne alırdı Sirgeli Ailesinin mutfağında. Ekmeği bana bana doymazdınız tadına. Kemal’lere kahvaltıya gittiğimde, Rukiye Teyzemin kahvaltı masasının başrol oyuncusuydu. Tam hatırlamıyorum ama annem hep “Rukiye Salatası” derdi ismine. Belki de Rukiye Teyzemin buluşuydu. Özledim seni be Rukiye Teyzem. Bak göz yaşlarım bile özlemiş. Dünyanın bir ucunda 2-3 damlası iniverdi aşağılara doğru. Nur içinde yat……..

Annem hep söyler kış vakti gelip uğradığında; “Kış kışlığını yapmazsa; bahar gelmez, yaz da yazlığını yapmaz.” diye. Haklı bence. Dünyanın her neresine yağarsa yağsın, etrafı kaplayan bu beyazlık aslında baharın habercisi. Hadi canım sende demeyin sakın. “Bugünün işini yarına bırakmamacasına” geldiğine göre vardır bir bildiği demek lazım galiba. Beyaz yeşile gebe Annemin söylemine göre. Yeterki biraz sabredelim. Doğanın canı kar yağsın istemiş bugün. Onunda canı var. Bırakalım tabiat ana doysun beyazın aklığına, saflığına, berraklığına, parıltısına şu kirlenen dünyaya inat. Kirliliği akçe pakçe yapsın kısa bir süre de olsa.

12:17: Eve geldim nihayet. Trene bindiğim istasyonla evin arası yürüyerek 12-13 dakika. Genelde yürürüm bu mesafeyi her gün trene giderken. Yürümek sıkıntı yaratmaz bende, mesafenin uzunluğu da üzmez beni. Trenden inince anladım ki o demin ufak ufak atan kar tipiye dönmüş. Rüzgarla da kanka olunca eve gelmem kolay olmadı. Beni biraz zorladı bu birbirlerine sadık ikili. Şemşiyemi dahi açtırmadılar. Burnum da suratım da inanın dondu. Allah evsiz olanlara, dışarıda çalışanlara kolaylıklar versin. Yürürken eve doğru sanırım 8-10 dakika hiç araba geçmedi sokaklardan. Sokakların efendisiydim beyazların üstünde çocuk ruhuna bürenen.

Eve girer girmez istikamet doğru mutfak dedim ve sıcacık çay yaptım kendime Selda kardeşimin kulaklarını çınlatarak. Yudumladıkça o donan burnumu, yüzümü hissetmeye başladım yeniden. Yarın biz New York’da yaşayanları daha zor bir gün bekliyor eğer abartmadılarsa haberleri ve tahminleri. Kar yağarken melekler yeryüzüne inermiş riyaveti ne kadar doğru bilemem ama Sibel Ablam, Maral Dayım, Kemal Dayım, Sefa Amcam, Emine Teyzem, Rukiye Teyzem, Güzin Teyzem de etraftalar mı diye düşünmeden de edemedim doğrusu. Bu gece uyumadan dua edeceğim zamanlı, zamansız kaybettiğimiz bu güzel ve nesli tükenen insanlara ve onlar gibi göçüp gidenlere.

Necmi Amcam; hava çoktan karardı. Artık gece, sabaha doğru yola çıktı gün ağarsın diye. Bugün ben çocukluğumdaki gibi mahallede top oynamadım ama New York’un çocukları bu gece biriken kardan sonra yarın bol bol kar topu oynayacaklar. Kemal’i, İsmail Abimi, kendimi resmettim şu an. Sen balkonda yanında Rukiye Teyzem, üst balkonda Hatice Teyzem, belkide karşı apartmanın uzak balkonunda da Annem seyrederken hepimizi, sesini duyar gibiyim burdan taa uzaklardan; “Bu ne? Hamam. Herkes evine tamam.” Tamamdayım Necmi Amcam. Aklın bende kalmasın. Eve sağ salim ulaştım kara aldırış etmeden.

İyi geceler New York....Günaydın çocukluğumu buram buram, doyasıya yaşadığım ve sokak sokak futbol oynadığım memleketim Uşak. Günaydın Necmi Amcam. Öptüm ellerinden.

3 Aralık 2014 Cuma

New York gece 1:19 / Uşak sabah…

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.