ÖNE ÇIKANLAR :

YAZARLAR

Derin Devlet Neden Var?

Ali Güneş

05 Aralık 2013 Perşembe 02:55
  • A
  • A

Elbise hem bir ihtiyaçtır hem de saygınlık aracıdır. Uzun süren çıplak kalan kişi zamanla kendisine olan saygısını kaybedeceği gibi saygınlığını da kaybeder. Bu sebeple tamamen şeffaf olan devlet, aslında ortalık malıdır. Belgeleri ortalığa saçılan bir devleti kimsenin ciddiye alması mümkün değildir. Evlere bile izinsiz girilmezken devletin mahrem odalarına izinsiz girilebiliyor ve bu durum istisna olmaktan çıkmış ise bu devlet, ya yıkılmak üzeredir ya da başka devletlerin oyuncağı olmuştur.

AK Parti Sözcüsü Hüseyin Çelik’in “MGK Gizli Belgeleri, MİT üzerinden sızdırılmıştır” açıklamaları önemlidir. Bu durumda ya devlet, içinde devlet vardır ve Camia denilen örgüt, devleti oyuncak gibi kullanmaktadır ya da MOSSAD gibi örgütler MİT’e sızmıştır. Gerçi MOSSAD ve Camia aynı kapıya çıkmaktadır ama devletin bu duruma düşmesi düşündürücüdür. Gizliliğe riayet edemeyen bir devlet, aslında yoktur. Çeteler, devleti işgal etmiştir.

Türkiye’de devlet ile halk arasındaki sosyal sözleşme “silahların gölgesinde” yapılmıştır. Bu sosyal sözleşmeye (Anayasa) göre bütün vatandaşlar, tek tip (Kemalist, Türk ve Laik Müslüman (!)). Realite ve hakikate uygun olmayan bu durum sürekli “iç ve dış düşmanlar” üreterek ayakta kalabilmiştir. İnsanların kimi sevip sevmeyeceklerine bile karar veren devlet, nasıl giyineceğimize de karışmıştır. Kanunlarını kutsal bir forma sokan devletin, kendini bir tanrı gibi değerlendirdiğini söylemek mümkündür. Bu sahte tanrı, sahte değerleri tedavüle soktuğundan kalpazanlığının yakalanacağından daima korkmuştur. Halkın değerleri üzerine inşa edilmediğinden dış destek kendisi için daima hayati olmuştur. Darbeci Generaller bile dış destek olmadan darbe yapamamışlardır. Sermayesi buz olan devlet, güneşin doğmasından daima ürkmüştür. İşte tam bu noktada devletin üst kademelerini “güneşin” varlığıyla korkutan bir takım çevreler, devleti çeşitli yöntemlerle ele geçirmeye çalışmışlardır. Devlet, güneşten korkarken çetelerde sürekli devletin korkacağı iç ve dış düşmanlar üretmeyi başarmışlardır.

Dershaneler üzerinden yapılan tartışmalara biraz yakından bakarsak çeşitli çevreler; “dershaneler kapatılırsa PKK, Güneydoğu’ya egemen olur” propagandasını yaptıklarını görürüz. Hatta bir yazar, daha da ileri giderek Emniyet’teki kadrolaşmamıza izin verin demiştir. Nazlı Ilıcak, camia isimli yapının MİT’ten kuşkulandığını ifade etmiştir. Kısaca DEVLETİN KENDİSİNİ KORUSUN DİYE TUTTUĞU ÖRGÜT, DEVLETİ TEHDİT OLARAK GÖRMEKTEDİR. Hatta Camia’nın “Çözüm Süreci’nden rahatsız olduğu ifade edilmektedir. Çünkü Çözüm Süreci ile Kürtler arasındaki bariyer kalkarsa devletin güvenlik bürokrasinin önemi azalacaktır. 2006 yılında çıkartılan Terörle Mücadele Kanunu, Terör Örgütü ile halkı adeta et ile kemik gibi birbirine yaklaştırmıştır. Todays Zaman Yazarı Emre Uslu, “Terörle Mücadele Kanunu’nun asla kalkmaması gerektiğini” ifade etmiştir. Bugün Gazetesi Yazarı Gültekin Avcı, 30 Eylül’de açıklanan Demokratikleşme Paketi’nde “Terörle Mücadele Kanunu’nda herhangi bir değişiklik olmamasını memnuniyetle karşıladığını” söylemiştir.

Kanunlar, dava dosyalarının mahkeme başlamadan basına servis edilmesini yasaklamıştır. Hatta mahkeme varken bile yönlendirici haberler yapılmasını da önlemiştir. Kanunun amacı, “çamur at izi kalsın” basitliğine düşmemektir. Ama gerek Cübbeli Ahmet Hadisesi, Ergenekon Davaları ve KCK Soruşturmalarında kamuoyu, sanıkların baştan suçlu olduğu esasına göre oluşturulmaya çalışılmıştır. Ülkenin her tarafı adeta mahkeme salonuna çevrilmiştir. Örgüt veya siyasi davalarda genellikle bu yöntem uygulanmıştır. Amaç hem yargı eliyle muhalifleri temizlemektir hem de yeni derin devletin tohumlarını ekmektir.

Türkiye, şu an için Anayasa yapamamaktadır. İktidar, ülkenin sorunlarını realitenin şartlarına göre çözmeye çalışmaktadır. Ama en sonunda ayakları kanunların herhangi birisine takılacaktır. Zira üzerinde bulunduğu hukuki yapı realite ve hakikatlere uygun değildir. İktidar olmak için güçlü olmak dışında bir alternatif bulunmamaktadır. Dün Anayasa Mahkemesi, Mustafa Balbay’ın haksız yere tutuklu kaldığını ifade etmiştir. MGK Gizli Belgeleri’nin ortalığa saçılması bazı davaların kanuni gerekçelerini etkilemek üzeredir. 28 Şubat Davası’nın kadük bir şekilde ilerlediği bizzat iktidara yakın yazarlar tarafından ifade edilmiştir. KCK Davaları, memnuniyetsizlikleri arttırmaktadır. Bu durumda ya Hükümet, ön alıp bu davaları kanunen boşa çıkartacak (yani siyasi af) ya da bu davalar yine yargı eliyle çökerken hükümeti de beraberinde çökertecektir. Hükümet, ön alır ve toplumun tüm kesimleriyle hukuka uygun bir sosyal sözleşme vaat ederse hem Türkiye vakit kazanır hem de MOSSAD’ın devleti ele geçirmesine engel olur.

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.