ÖNE ÇIKANLAR :

YAZARLAR

Sosyobiyoloji ve kadına tapmak (2)

Ahmet Balki

03 Mayıs 2013 Cuma 09:19
  • A
  • A

Bilim, ideolojilerin biricik beslenme kaynağıdır. Hepsi diğerinden en önemli farkının bilimcilik anlayışı olduğunu vurgular. Onlara göre bilim yanılmaz ancak bilim adamları yanılabilir. Bilimci Henri Poincare şöyle diyor: “Bilimin mantığı şaşmaz; şayet bilginler bazen yanılıyorlarsa bu, onların bilim kurallarını bilememelerinden ileri gelir.“ Fakat izafiyet teorisi ve atomun parçalanması bütün (mekanik bilimsel dogmaları ve) kuramları altüst etmiştir. Artık kesin kurallar değil genel kurallar devri başlamıştır. İnsanoğlu geç de olsa mutlak bilgiye ulaşamayacağının farkına varmaya başlamıştır.

Modern Biyoloji, yaşamsal sistemler üzerinde işlevsel sınıflandırmalara girişir. Fonksiyonel bölümleme de esas olan yeni ahlaki, siyasi ve sosyal hükümler uydurmaktır. Yani sadece bilgi üretmez, bir paradigma da inşa eder. J. Robert Nelson’u beraber okuyalım: “DNA ve hücre gelişimi ile ilgili bilgiler hızla arttıkça yalnızca hayatın tabiatı değil, gayesi ve değeri de sorgulanmaya başlanmaktadır. Eğer insan organizması görünür bir şekilde bir protein ve aminoasit kümesine indirgenirse ve moleküler seviyede diğer organizmalardan ayırt edilemez bir hal alırsa, insan hayatının ayrıcalığı nerede bulunacaktır? Ve bulunursa, nasıl açıklanacaktır?” Zaten insanın Allah’ın halifesi olduğu hakikati bilim tarafından özellikle üstü kapatılır.

Biyoloji, sadece yaşamsal unsurlarımızı tespit etmez. DNA Teknolojisi ile istikbale hükmedilebileceği vehmine de sahiptir. Zira DNA; insanın geleceğinin de saklandığı bir yapıdır. Bazılarına göre geleceğe has bilgiler “kesine yakın” bir tahminle bilinebilir. Tahmin kavramına, takla attırılarak istikbalin yeniden çizilmesi de mümkün gösterilebilir. Kaderi yazmaya aday olan bilimciler, adeta ilahlıklarını haykırmaktadır.

Ölümsüz insan ideali biyolojinin hedefidir. Bu sebeple cenneti dünyaya getirmeye çalışır. Modern bilim ve ideoloji kutsalın tüm vaatlerini dünyada vaat etmiş ama her vaadi daha çok ölüm ve yıkım armağan etmiştir. Güzel günler bir türlü gelmemiş olan bilime inanıp heba olan nesillere olmuştur.

DNA karşısında atom fiziği bile zayıf kalmaktadır. Atom fizik dünyayı on kez yok etme gücüne sahip iken DNA ise biyolojik sistemleri iyi-kötü şeklinde gerçekleştirebilir, güdükleştirebilir. Tarihi de kurgular. Evrim efsanesiyle, geçmişi montajlar şimdiki hali dizayn etmeye çalışır. Yani yeni bir dünya vaat eder. Arthur Zucker şöyle der: “İndirgemeciler karmaşık bütünlerin moleküler veya diyelim toplumlar- özelliklerini bu molekülleri ve toplumları meydana getiren birimler itibarıyla açıklamaya çalışırlar. Örneğin, bir protein molekülünün özelliklerinin atomları meydana getiren elektronların, protonların, vs.’nin özelliklerine göre özgün olarak tespit ve tahmin edilebileceğini savunurlar. Ve buna benzer olarak insan toplumlarının özelliklerinin de toplumu meydana getiren bireysel davranış ve eğilimlerin toplamından başka bir şey olmadığını savunurlar.” Fakat atom ile bizim aramızdaki izah edilemez farkı el çabukluğu ile gizlemenin yollarını araştırırlar. Hayatın kaynağı gibi sırları proteinle izah etmeye kalksalar da hala atomun yapısı ile ilgili derin cehaletlerini gizleyemezler. Atomun sadece \%4’lük bir kısmına izah getiren bilim adamları atomun \%96’sını oluşturan karanlık madde ve enerjiyi açıklayamazlar. İnsanlığın başına bela olan ideoloji icat etmeleri cahil cesur olur özdeyişine uygundur. Ve bu kadar cehalet; bilmediğini de bilmemek ancak tahsil ile mümkündür.

İndirgemecilik; küçük parçalardaki “sır”lardan yola çıkarak büyük modellere ulaşma çabasıdır. Hâlbuki küçük parçalar ile makro parçalar arasında illa da birebir benzerlik bulunacak diye bir kaideden bahsedemeyiz. Mesela su… Su, özü biri yanıcı diğer patlayıcı mad-de… Şimdi su, yanıcı veya patlayıcı mı? Su, söndürücüdür. Küçük parçalardan makro hayatı anlamlandırma, zandan başka bir şey değildir. Ölüden diri, diriden ölü çıkartmak ancak bir ilahın işi olabilir. Hayat-ölüm, karanlık ve ölüm gibi zıtlıkların bir uyum içerisinde bulunması modern bilime de tüm olasılık hesaplarına da terstir. Uzay gibi hayata meydan okuyan; dahası insan gibi bir canlının yaşamasının imkansız olduğu bir ortamda hayata elverişli bir ortam yaratmak insan havsalasına da meydan okumak demektir. Ölüm ve karanlık her tarafımızda iken yaşamak bütün bilimsel tezleri çöpe atar.

İmam Maturidi “Tevhid” isimli eserinde âlemde var olan dengeden hareketle veya canlı veya cansızların yapısı ile hayata dair hükümler koyulamayacağını akli ve nakli delillerle izah eder. Hâlbuki “Büyük balığın küçük balığı yemesini” gören birçok filozof insanlara vahşi bir hayatı öngörmüş ve buna inanan insanlar dünyayı vahşi bir diyar haline getirmişlerdir. Örnekleri çoğaltmak mümkün. Ama anlatılmak istenen basit: Yaşanan hayattaki tecrübelerimize veya deneysel bilgilerimize dayanarak evrensel ve ebedi yasalar var edemeyiz. Meclisler de ürettiğimiz yasalar, geçici, indi ve çok zaman insan fıtratına aykırıdır. İnsanı yaratan Allah’tır ve insan üzerinde hükmetme hakkı Rabbimize aittir.

Modern anlamdaki bilimsel çalışmalar tarafsız değildir. Biyoloji bilimi ve DNA teknolojisi yerine göre hem liberalizme hizmet etmekte hem de komünizme hizmet edebilmektedir. At gözlüğü ile meselelere yaklaşan bilim adamlarının kimisi organizmayı incelerken “önemli olanın atom” olduğunu organizmanın ona tabii olmak zorunda olduğunu ortaya atarken kimisi de “önemli olanın organizma olduğunu” belirtmektedir. Atomu ön plana alanlar ferdiyetçiliği savunurken diğerleri de toplumculuğu… Atomun parçalanmasından sonra gerek indirgemecilik gerekse de mekaniklik iflas etmiştir. Mekaniklik ve evrimcilik iflas ettiğine göre ırkçılık ve milliyetçilik neden iflas etmemiştir. Zira hiçbir milliyetçinin rasyonel olma ve bilime dayanma gibi bir kaygısı yoktur. Milliyetçilik öyle bir hastalıktır ki, hak ve hakikate karşı gözü kapatır, kulağı duymaz kılar ve kalbi katılaştırır. “Onlar, O'nu bırakıp da (bir takım) dişilere taparlar. Onlar o her türlü hayırla ilişkisi kesilmiş şeytandan başkasına tapmazlar.” Siz hangi puta tapıyorsunuz: Topluma mı? Ferde mi?

Popüler put, post-modernizm. Post modernizmin şanlı hale gelmesinin sebebi atomun parçalanmasından sonra maddeye mana verilememesi. Bilimsel tezlerin adımlarının ritmik takibi sonucu ortaya post-modernizm ideolojisi ortaya çıkmıştır. İşte meselenin nirengi noktası da burasıdır. Bilimsel tezlerin dizemli takibi, bu tezlerle yenidünya görüşlerinin icadı. Birbirini nakzeden bilimsel görüşlerin etrafında yiten bir insanlık…

Sorunlarımızın ana kaynağı hakikatin bilgisinden mahrumiyettir. Vahyi dışlayan bilim ve ondan beslenen ideolojiler, sorunlarımıza sorun katmaktadır. Fıtratımızı bozmakta ve bizi birbirimize düşürmekte. Faşizm, Liberalizm, Komünizm, gibi ideolojiler ve ulus devlet gibi kurumlar problemin kendisidir. Çözüm, sorunun kaynağında aranmaz. Bu ülkede sorunlar çözülecekse ilk önce bilimcilik anlayışı ve ondan semiren felsefi sistemler terk edilmelidir. Unutmayalım: Terör ve giden canlar birer sonuçtur. Fitnenin kökeni bu zihniyettir. Ve dikkat edelim: “Fitne, katliamdan büyüktür.”

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.