ÖNE ÇIKANLAR :

YAZARLAR

Sosyobiyoloji ve kadına tapmak (1)

Ahmet Balki

03 Mayıs 2013 Cuma 09:16
  • A
  • A

Doğru bilgiye ulaşmanın üç vasıtası vardır: Akıl yürütme, duyu organlarının faaliyetleri ve haber. Allah ve Resulünün bize ilettiği bilgiler yani vahy, haber kısmına girer. Aslında vahiyden bağımsız üreteceğimiz bilgi; yeryüzü kaynaklı, içinde şüphe olan ama buna rağmen mutlakıyetçi bir bilgidir. İdeolojilerin tamamı vahiyden bağımsız inşa edilmişlerdir. Ama vahiy gibi işlem görmek istemektedir.
Kelamullah’tan kopan bilgi; siyasi otoritelerin kitleleri arzularına göre yönetmelerine yarayan bir güçtür. Bu sebeple bilgi egemenlerin hizmetine dönüştüğünden bu yana bilim haline dönüşmüş ve adeta ilah gibi kanun koyucu olmuştur. Artık beşer, haram ve helali Allah’tan değil kendisi gibi olan; doktor, politikacı, filozof, gazeteci vs.’den almaya başlamıştır.

Örnek: Biyoloji…

Disiplinin amacı; insanı ve hayvanı (ve canlı organizmaları) tanımak, onun hastalık ve sağlık hallerini keşfetmek ve diğer tıp gibi ilim dallarına işe yarar bilgiler vermektir. Biyoloji, âlemi tanımak, bilinmeyenlere ulaşmak için gerekli değil elzem bir ilim sahasıdır. Ama ilk başta nötr gibi duran bu ilim dalı pozitivizmin etki sahasındadır. Aslında modern zamanlar da üretilen her bilgi ideolojilerin hizmetine sunulmak için üretilmiştir. Bu paradigmaya göre bilgi ve hakikatin müstakil bir değeri yoktur. Bilgi, gücün bir aracıdır.

Modern Biyoloji, ahlak ve ahkâm üreticidir. Adeta ilahtır. İlahın bir özelliği olan kader yazıcılığı da bilginin bir diğer rolüdür. Sosyal hayatla da içli dışlıdır. Bu sebeple sosyoloji ile koalisyon kurmaktadır. Bu yeni duruma yani sosyoloji ile biyolojinin ittifakına “sosyobiyoloji” diyebiliriz. Sosyobiyoloji; ırkçılığa ve sömürüye rasyonalite getirmesi bakımından önemli bir bilgi dalıdır.

Sosyoloji de biyoloji de ilhamını fizik ve kimya biliminden alır. Modern kimya ve fizik de ilerlemeci ve mekaniktir. Tez şudur: İnsan ve âlemde bir mekaniklik ve bu mekaniklikle uyumlu bir ilerleme mevcuttur. Bilimlerin nihai amacı mekanizmin yasalarını ve ilerlemenin evrimsel aşamalarını tespit etmektir. Bu amacı bulurken kutsala hem ihtiyaç yoktur hem de gerek yoktur. Kutsal Kitaplar ve Resullerin sözleri ancak modern bilime uygun ise alınabilir. Burada gerçek hakem vahiy değil bilimdir. Bilime aykırı görüşler sadece entelektüel malzemedir. Ama durun!.. Bu işte bir yanlışlık var… Osmanlı’da Kürtlerin durumu daha iyi değil miydi? Ucuz bir polemik mi dediniz? Öyleyse modern kanunlarınızla vahyin hükümlerini kıyaslayın o zaman… Sizin kanunlarınız yerlerde sürünmüyor mu?

Modern bilgi için ilerlemenin anahtar kavramı evrimdir. Zira sadece mekanizm kitleleri bilimin etkisi altına almaya yetmez. Evrim, sürekli yeni yalanlar üretmeye zemin hazırlar ve aynı zamanda kitleler üzerinde büyülü bir etki oluşturur. Maymundan insana tekâmülü araştıran evrimciler, nedense maymunun nereden geldiği sorusu ile pek fazla ilgilenmezler. Kurgu bilim anlayışı ile âlemi anladığını zanneden bilim adamları, zanlarını aydınlanma ideolojisine dönüştürerek beşeri bir din icat etmişlerdir. Kapitalizm, komünizm ve faşizm gibi ideolojileri insanlığın başına bela eden mevcut bilim anlayışı ve bilim adamlarıdır.

Sosyobiyoloji, modern yaşam kültürüne zemin hazırlayan bir disiplindir. Şaşırtıcı da olsa sosyobiyolojinin protipi erkektir. Hem de kadın-erkek eşitliğini savunmanın zirveye çıktığı bugünler de. Sosyobiyoloji de erkek üstündür ve kadın erkeğe benzemek için her şeyini feda etmelidir. Bayan da erkek gibi sokaklara dökülmeli ve erkeğin yaptığı tüm işleri yapmalıdır. İşte tam burada feminizm devreye girmekte iki cins arasında savaş çıkartmaktadır. Yani modern bilim ile ideoloji birbirini beslemektedir. Aslında modern bilgi ve ideolojiler, bilgi temelli disiplinler değildir. İnsanın heva ve hevesinin bir ürünüdür. Allahü Teâlâ (cc) müşriklerin ilah anlayışını Nisa Suresi’nde şöyle açıklamaktadır: “Onlar, O'nu bırakıp da (bir takım) dişilere taparlar. Onlar o her türlü hayırla ilişkisi kesilmiş şeytandan başkasına tapmazlar.” (Nisa Suresi: 117) M. Hamdi Yazır (rh.a) bu ayetin ışığında müşrik mantığı şöyle resmetmektedir:

“Allah'a ortak koşanlar Allah'ı bırakarak ancak inâs (dişiler)a dua ederler, kancıklara çağırır ve kancıklara taparlar, onların en çok taptıkları, gönül verip yalvardıkları veya adına davet ettikleri tanrıları kancıklar olur. Bunların nazarında ilâh düşüncesi, mabud tasavvuru, her şeyden önce bir kadın hayalidir. Ve bunun içindir ki, putların çoğunluğu dişi şeklinde, dişi ismindedir. Bunlar nefislerinden başka bir fail (yapıcı) görmek istemediklerinden, tanrılarını etkin, hakim, faal olmak üzere değil, kendilerine itaat etmek mevkiinde bulunacak, isteklerine boyun eğecek dişi unsurlarda alıngan durumlarda ararlar ve bu ruh halinden dolayıdır ki, bir işte kendilerine bir başkan seçecek olsalar, böyle yumuşakları ve acizleri seçerler. Arap müşriklerinin "el-Lat", "el-Uzzâ", "menât" gibi kadın isimleriyle isimlenmiş bir çok putları vardı ki, "el-Lât", "el-Lâh"ın dişisi; "el-Uzzâ", "el-Aziz"in dişisidir. Ve denilmiştir ki, Arabın her kabilesinin bir putu vardı. Ve "filan oğullarının unsâsı, filan oğullarının unsâsı" diye anarlardı. Yani puta unsa (dişi) derlerdi.

Yunanlılar ve diğerleri gibi putperest toplumların putlarının çoğunun da dişi olduğu bilinmektedir. Müşrik ruhunun, tanrıdan gayesi kadındır. Onun kanaatince tapınmanın en büyük misali kadına tapmadır (culte de femme), o bütün zevkini, bütün ilhamını kadından almak ister, kadın zevki onun için en büyük lezzet olur. Onun bütün hayallerinin başında bir kadın hayali vardır. Ve bundan dolayı, her oturduğu yerde, her hürmet edeceği mevkide güzel bir kadın resmi arar. Putların ve hele pek çok putların kadın ismiyle isimlendirilmiş olması da kadına tapmanın rûha hakim olmasından doğmuştur. Putların yerleri buna bir remiz, bir timsal olmaktan ibarettir. Bu şekilde fevkalade veya hayal edilen güzellerin resimleri genelleştirilerek, onların hayalleri karşısında, diğer kadınlar hakir görülür. Ve en çirkin bir kadının, en güzel bir puttan daha kıymetli olması gerekirken, tanrısını kadın kabul eden müşriklerin elinde gerçek kadınlar öyle bir aşağı düşerler ki, hürmet şöyle dursun, en basit insani haklardan bile mahrum edilirler. Davaya bakarsınız kadın her şeydir, tatbikata bakarsınız kadın oyuncakların en düşüğü olmuştur. Bu hal müşriklerin öyle bir sapıklığı ve şeytanların öyle bir aldatmacasıdır ki, herhangi bir şeyi sevecek olsalar, ona mutlaka bir kadın tasavvuru karıştırırlar. Güneşe taparlar, dişi tasavvur ederler. Yıldıza taparlar, dişi tasavvur ederler. Meleklere taparlar, dişi tasavvur ederler ve bu şekilde bütün tapmanın zevkini şehvetlerde toplayıp, hakları, gerçekleri hayallere feda ederek, kadın hayalleri karşısında gerçek kadınları ayak altında süründürürler. (…)

Evet, müşrikler Allah'ı bırakırlar da ancak "inas" (dişi)a dua ve ibadet ederler. Veya Allah'ın kudreti altındakilere kadın gibi yalvarırlar ve böyle yapmakla inatçı şeytana dua ve ibadet etmiş olmaktan başka bir şey de yapmış olmazlar. Bunu onlara yaptıran, teşvik eden şeytandır. Onların dişiye tapmaları ya şeytana tapmanın aynı veya başlangıcı veya sonucudur. En yüksek sevgilerini bir Allah'a tahsis etmeyip de kadınlara tahsis etmiş olanlar, şeytana aldanmaktan, şeytana kul olmaktan kurtulamazlar. Nitekim "Kadınlar şeytanın ağlarıdır" denilmiştir. Şeytanlar başka yol ile aldatamadıklarını en çok kadınla aldatırlar. Bu şekilde müşriklerin putlara tapışları da şeytanın emridir. Aynı şekilde bütün hareket ve kuvvetin kaynağı olan Allah'ı bırakıp da O'nun dışındakilere kadın gibi yalvaranlar, kendilerini inatçı bir şeytana teslim etmiş olmaktan başka bir şey yapmış olmazlar.”

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.