ÖNE ÇIKANLAR :

YAZARLAR

Kavram çarpıtmasından iktidar devşirmek ve irtica

Ahmet Balki

29 Nisan 2013 Pazartesi 08:39
  • A
  • A

İttihad ve Terakki Fırkası’nın iktidarından bu yana Türkiye’de “irtica ve bölücülük temel liberalizm ve komünizm konjonktürel düşman” ilan edilmiştir. Fakat başta irtica olmak üzere kavramların açılımı yapılmadığından düşmanlık zaman zaman devlet terörüne dönüşmüştür.

Siyasetin üst yapısını kavramların oluşturduğu bilinmektedir. Türkiye’de kavramlara istediği dizaynı veren sivil ve asker bürokratlar, kurguya ve siyasal mühendisliğe dayanan bir rejim icat etmişlerdir.

Türkiye’deki oligarşik yapının kavram çarpıtmasına dayanan bir iktidara sahip olduğunu söyleyebiliriz. İrtica ve laiklik hala resmi tanımı yapılmamış iki önemli iktidar aracı kavramdır. Hatta kavramların tarifini yapmak isteyenler zinde güçler tarafından rejim düşmanı olarak nitelendirilebilmektedir. Bu nasıl rejimdir ki; tarifi yapılmamış bir kavramsal çerçeve üzerinde bulunmakta ve bu kavramlarla insanlara cezalar vermektedir. Evet, ideolojik rejim iddiası koskoca bir yalandan ibarettir. Önemli olan oligarşinin iktidarını devam ettirebilmesi.

Sokaktaki insan da bilmektedir ki; irticadan kasıt İslam Dini’nin özellikle kamu hukuku dalındaki hükümleridir. Bu üzerinde anlaşılan bir tariftir. İrticayı daha geniş anlamda namazdan oruca İslam’ın bütün hükümleri olarak anlayan bir kitlenin de varlığı bilinmektedir. Birçok sivil ve asker bürokratın halkın sosyal hayata yansıyan devlet idaresine etki etmeyen İslami bazı duyarlıklarını bile irtica olarak gördüklerini gizlemenin manası yoktur. Türkiye’de çetelerin yaygınlığı ve devlet adına hareket etmesini de bu flu kavramsal çerçevede aramak lazımdır.

Cahiliyye Devrinde de kavram çarpıtmaları olduğu Resul-i Ekrem (sav) ve ashabına yönelik bu metodun uygulandığı malumdur. Nitekim bu hususu Allahü Teâlâ (cc) şöyle haber vermektedir: “Ben ona, 'alabildiğine geniş kapsamlı bir mal (servet) verdim, Göz önünde-hazır çocuklar (verdim),Ve önüne sayısız imkân ve fırsatları döşeyip-serdim. Sonra, daha da arttırmam için tamah eder (doyumsuz istekte bulunur). Hayır; çünkü o, bizim ayetlerimize karşı 'kesin bir inatçıdır.' Onu alabildiğine sarp bir yokuşa sardırıp-süreceğim. Çünkü o, düşündü ve bir ölçü tesbit etti. Kahrolası, nasıl bir ölçü koydu? Yine kahrolası, nasıl bir ölçü koydu? Sonra bir baktı. Sonra kaşlarını çattı ve yüzünü ekşitti. Sonra da sırt çevirdi ve büyüklük tasladı (istikbâr). Böylece: "Bu, yalnızca 'aktarılarak öğrenilen' bir büyüdür" dedi."Bu, bir beşer sözünden başkası değildir." Onu ben, cehenneme sürükleyip-atacağım.” (Müddesir Suresi: 11-26)
Okuduğumuz bu ayet-i kerimenin Mekke Devleti’nin ileri gelenlerinden Velid b. Muğire hakkında indiği rivayet edilmiştir. Mekke içerisinde Velid b. Muğire devletin akıl hocasıydı. Müfessirler onun oldukça zengin birisi olduğunu söylemiştir. Ayette geçen “Ve önüne sayısız birçok imkân ve fırsatları döşeyip serdim” ibaresi hakkında âlimlerimiz; mal, makam ve devlet idareciliği manasını vermişlerdir. Ayette geçen “sonra daha da arttırmamı ister” kısmı hakkında “iktidar gücünün sürekli artmasını ister” denilmiştir. O, imtiyazlarının tartışılmaz olmasını istiyordu. O’nun; “Eğer Muhammed’in söylediği gibi cennet ve cehennem varsa ben ahiret gününde mutlaka yüksek mevkide olurum” dediği rivayet edilmiştir.

Bilindiği gibi “Mekke Hükümeti'nin düzenlediği büyük "Panayır"lar mevcuddu!.. Buraya bütün Arap yarımadasından kimseler gelir, değişik yarışmalar düzenlenirdi. Peygamberimiz(sav)'in bu panayırlar vesilesiyle "Tevhid Mücadelesi'ni" bütün diyarlara ulaştıracağından endişeye kapılmışlardı. Mekke Hükümeti'nin ileri gelenlerinden Muğire, Kureyş'in ağzı laf yapan tiplerini toplayarak; "Ey Kureyş'in önde gelenleri, panayır zamanı yaklaşıyor. Her taraftan heyetler Mekke'ye gelecekler ve bu heyetler Muhammed'in durumunu duyduklarında, merak edip soracaklardır. Farklı cevaplar vererek birbirimizi yalanlar durumuna düşmeyelim. Bu durumda hepimiz güç durumda kalırız" dedi. Orada bulunanlar: "Ey Muğire; sen bizim en yaşlımız, en tecrübelimizsin!.. Sen nasıl emredersen öyle hareket ederiz" cevabını verdiler. Muğire: "Hayır hayır siz söyleyin" dedi. Oradakiler: "O bir kâhindir diyelim" teklifinde bulundular. Muğire: "Hayır, o kâhin değil! Biz çok kâhin gördük, onlardaki sırrı gizleme özelliği bunda yok" dedi. Birisi: "O bir şâirdir diyelim" teklifinde bulundu. Diğerleri: "Hayır!.. O şair de değil. Biz şiirin her şeyini biliriz. Vurgularını, sırasını, tertibini, veznini iyi anlarız. Onun söyledikleri şiir değil" dedi. "O halde delidir diyelim" teklifinde bulundular. Muğire bu teklife de karşı çıkarak: "Hayır, üzerinde hiç delilik alâmeti yok!.. Biz çok deli gördük, delilerdeki saldırganlık, tehlike, saflık ve sayıklama mevcut değil" dedi. Heyet: "O halde, bu bir sihirbazdır" deriz, teklifinde bulundu. Muğire şu karşılığı verdi: "O sihirbaz da değil!.. Biz çok sihir ve sihirbaz gördük. Bu onlar gibi ipler bağlayıp, üflemiyor." Bunun üzerine heyet: "O halde gelen yabancılara ne diyelim, onu nasıl tanıtalım?" diye sordu. Muğire: "Vallahi o çok tatlı sözlüdür. Sözlerinden güzellik akıyor. Onun hakkında ne derseniz, yalan olduğu anlaşılır. Mamafih "Sihirbaz" diyebilirsiniz. Şunu da ilave edersiniz: "Çünkü o öyle bir şey getirdi ki, evladı babadan, kardeşi kardeşten, kadını kocasından, vatandaşı toplumundan ayırdı" dedi ve öylece dağıldılar.”( Yusuf Kerimoğlu; Emanet ve Ehliyet; c.1, Madde: 753)

İslami yaşam tarzına veya İslam kanunlarına “irtica” demek de Velid b. Muğire’nin tavrından pek farklı değildir. Türkiye’de derin devletin çeteleşmesini bu kavram kargaşasında aramamız lazımdır. Zira Türk Anayasal Sisteminde İslam ve müslümanların hukuki statüsü belirlenmemiştir. Müslümanların kendi aralarında cemaat olmaları ve kendi meselelerini dinlerine göre çözme hakkı kanunen yoktur. Durum bu menzilde olunca müslümanların hangi davranışları suç kapsamında hangi davranışları serbest belli değildir. Bu durumu fırsat bilen birileri de Türkiye’deki İslami gelişmeleri “tehdit” olarak lanse edebilmekte ve zinde güçleri harekete geçirebilmektedir. Gerçi resmi devletin konu hakkında sabıkası hayli kabarıktır. Sahi İskilipli Atıf Hoca (rh.a) hangi suçtan idam edildi?

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.