ÖNE ÇIKANLAR :

YAZARLAR

Hikmetli bir hikâye...

Ahmet Balki

11 Nisan 2013 Perşembe 09:54
  • A
  • A

“Kişi, beyaz kâğıdın mürekkeple siyahlaştığını görünce kâğıda sordu: “Bembeyaz yüzüne ne oldu? “ Kâğıt; “O mürekkep, yüzümün sahasına indi” dedi.
Bu sefer, mürekkebe sordu. Mürekkep de şöyle dedi: “Ben divitte bulunuyordum. Kalem bana saldırdı.” Bunun üzerine kaleme, sebebini sordu. Kalem;
“Elden ve parmaklardan sor!” deyince adam “ele” “Neden kalemi çalıştırıyorsun?” dedi. El, dedi ki:
“Ben, et kemik ve kandan ibaretim. Beni harekete geçiren kudrettir!” Adam bu sefer kudrete durumu sordu. Kudret;
“İrade geldi beni zorladı.” Kişi bu sefer iradeye;
“Kudreti neden hareketlendirdin? diye sorunca irade de: “Ben ilim, akıl ve kalbin emrindeyim” diye cevap verdi.
Bu sefer adam; ilim, akıl ve kalbe yönelip meseleyi onlardan talep etti.
Akıl; “ben bir lambayım, yakıldım.” Kalp ise; “ben de bir levhayım, yayılmadım yaydırıldım” diyerek zaafını belirtti.
İlim ise şöyle dedi: “Bana gelince, irademle yazmadım Bu bakımdan benim durumumu kaleme sor; zira yazı ancak kalemle olur.”
İşte o anda bu cevap adamı hoşnut etmedi ve şöyle söyledi: “Yeniden başa döndük. Bu nasıl kalemdir.”
İlim kişiye şöyle dedi: “Sen bu yolda ilerleyemezsin. Eğer hedefe ulaşmak istiyorsan kulağını bana ver. Bundan sonra ki âlem melekût âlemidir. O benim arkamdadır. Melekût âleminde yürümek için yakin derecesinin artmasına bağlıdır.”
Adam bu sözler üzerine; “İşte şimdi şaşırdım. Melekût âleminde gezebilmenin bir alameti var mıdır?” dedi. İlim bu soruya da şöyle cevap verdi:
“Evet vardır! Gözünü aç! Gözlerinin ışığını derle! Onu bana doğru tez bir şekilde yönelt!”
Bunun üzerine sâlik dedi ki: “Gözümü açtım ve keskinleştirdim. Allah'a yemin ederim. Ben ne kamış, ne de odun görmüyorum.”
Bunun üzerine, ilim dedi ki:
“Talebi pek uzak gösterdim.
Bilmiyor musun, evin eşyası ev sahibine benzer!
Bilmez misin, Allah Teâlâ'nın zatı, diğer zatlara benzemez, o halde O'nun eli ellere, kalemi kalemlere, kelâmı kelâmlara, yazısı da diğer yazılara benzemez.”
Bu sözleri ilimden dinleyen adam nefsinin perdelerle kaplı olduğunu anlar ve kendisine kızmaya başlar.
Kalbi alev alev yanar. Bu alevler kalbindeki perdeleri yakmaya başladı. Bir de ne görsün!.. İlahi kalem karşısındaydı. Ağaç ve kamıştan değildi. Ne ucu vardı ne de kuyruğu…
Durmadan bütün beşerin kalbinde ilmin çeşitlerini yazıyordu. Kaleme sordu:
“Ey Kalem! Sen neden kalplere hükümler yazıyorsun?” Kalem ona şu cevabı verdi: “Sen mülk ve şahadet âleminde gördüğünü, zahir kalemin orada vermiş olduğu cevabı veriyorum. O halde, benim durumumu, Yemin'ül-Melik lakabıyla anılan zata sor.”
Bu konuşmadan sonra yolcu, Yemin’ül Mülke kalemi hareketlendirmesinin nedenini sordu. Yemin ona “Benim cevabım şahadet âleminde gördüğün elden dinlediğin cevabın benzeridir. O da kudrete havale etmektir; zira haddi zatında elin hükmü yoktur.”
Bunun üzerine arif zat, kudret'e sordu. Kudret; “Ben ancak bir sıfat ve niteliğim. Git Kadir’e sor.” Bu esnada Huzûr-i Rabbânî'nin çadırlarının perdelerinin ötesinden çağrıldı.
“O (Allah) yaptığından sorulmaz, ama onlar sorulurlar.” (Enibya Suresi: 23)
Perdeler arkasından çağrıldı. Övgüye tamah etmekten ve peygamberlerin efendisinden fazlasını yapmaktan sakın ve ona dön.
Emredileni yap, yasaklananı bırak. O sana ne demişse sen de onu söyle.
Sen sahabelere uy! Peygamberin ashabı yıldızlar gibidirler. Hangisine uyarsan doğru yolu bulursun.” (İhya’dan)
İdrâkin terkinden aciz olmak da idrâktir!

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.