ÖNE ÇIKANLAR :

YAZARLAR

Gayba iman ve kader

Ahmet Balki

11 Mayıs 2013 Cumartesi 22:16
  • A
  • A

Minik Mustafa AIDS olmuştu; kan alma işleminde hemşirenin bir başkasına ait iğne ile kanını alması sonucu. AIDS, küçük bir virüs; mikroskoplarla bile görünmüyor, bağışıklık sistemini felç ediyor. Babası, oğlunun ölecek olmasına zor da olsa kendini alıştırmıştı; ama gecenin karanlığını delen Mustafa’nın acı feryadına dayanamıyordu. Artık oğlu ölmeliydi; acılardan kurtulup huzura ermeliydi. Ne garip, ciğerparesinin yaşamasını değil ölmesini arzuluyordu.
İşte somut realite; görmesek de sırrını tam olarak anlamasak da etrafımızdaki virüs, ciğerparemizi elimizden alıyordu. Çevremizde daha neler neler vardı; kim bilir?

“Bir de bilmediğin şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz, gönül, bunların her biri yaptıklarından mesuldür.” (İsra Suresi: 36)

İlim tavsiye edilmişken bilmediklerimizin arkasından gitmemiz yasaklanmış. Öyleyse buradaki murat başka; cahili olduğumuz hususlardan bir usul dairesinde gitmiyorsak takibi yasaklanmış… Usul yoksa kuruntu ve safsatalara bir ömrü harcamak mümkün.

Âlemdeki muhteşem düzenden ve fıtri sesten zaruri olarak âlemi yaratanı buluruz da, O’nu tanımak için O’nun bize seslenmesi lazım. Tarih bilgimizle sabittir ki; Allah, beşere yine insanlardan elçileriyle seslenir.
Elçinin doğru kişi olduğunu anlamak için iki kıstas şart: Biri mucize diğeri sadakat.

Peygamber, olağanüstü şeyler gösterebilmelidir. Mesela ayı yarmalı. O zaman anlarız bu kişi Rabb’in elçisi. Yalan söylememesi ve Allah’ın elçisini hiçbir zaman yalancı duruma düşürmemesi de bir diğer gereklilik.

İşte bu şartlar tamam olunca elçiyi tasdik eder, itaat eder ve O’na uymadığımız zaman Allah’tan afv dileriz.

Hz. Ebubekir’in mirac karşısındaki tavrını biliriz. Müşrikler, “arkadaşın bu sefer de bir gecede yatağından kalkıp Allah ile görüştüğünü söylüyor” diye mırıldadığında O, “O, söylüyorsa doğrudur” hakikatini haykırmıştı. İyi ama niye?
Hz. Muhammed (sav) doğru sözlü olduğu için mi? Elbet etkiliydi ama yeterli değildir. Doğru sözlülerde yanılabilir; arada yalan söyleyebilir. Öyleyse neden Ebubekir (ra)’ın tavrı. Cevabı basit aslında… Bir kişinin elçi olduğuna inanıyorsanız “O, söylüyorsa doğrudur” demeniz gerekir. İstisna ve ihtimal olamaz.

Cennet var, cehennemde kâfirler ebedi olarak kalacaklardır, melekler günah ve sevabımızı yazıyor, kader vardır ve siz amel etmek zorundasınız diyorsa söylediği her şey mutlak hakikattir. Mü’min böyle inanır:

“Onlar gayba inanırlar, namazı dosdoğru kılıp verdiğimiz rızıktan da infak ederler.” (Bakara Suresi: 3)

İçyüzü ihata edilemeyenlere inanmak insan ile hayvan arasında bir nüans. Mahiyetini kavramadığımız şeylere iman, diğer insanlar ile aramızdaki ayrım. Zira hiç kimse gördüğüne “inandım” demek gibi abesle meşgul olmaz.

Varlığın iç yüzüyle ilgili insanlar öyle veya böyle açıklama getirirler. Bu izah Allah’tan gelenlere dayanıyorsa ismi; “gayba iman”dır. Etrafımız gayb ile sarılmıştır. Işık… Çırağ; atomların titreşimlerinden ibaret; bizler ışığın akşedişini görüyoruz. Elektrik, ses ve bilumum şeyler de böyle. Gerçek görünmeyendir. Görülebilen tecellileri.

Allah, melekler ve ahiret gaybdır lakin onların görülmesi mümkündür. Gayb görülemeyen değil görünmeyen demektir. Mü’minler delilsiz gayba değil elçinin beyanlarına inanıyoruz:

“O, evveldir, sondur, zahirdir ve batındır.” (Hadid Suresi: 3)

İki türlü gayb var. Hiçbir delili olmayan gayb: “Gaybın anahtarları O’nun katındadır, O’ndan başka hiç kimse gaybı bilmez.” (Enam Suresi: 59)

İkinci tür gayb: Kanıtı olandır: “Onlar gayba inanırlar, namazı dosdoğru kılıp verdiğimiz rızıktan da infak ederler.” (Bakara Suresi: 3) Sahabelerin en azim meziyetleri bu gayba inanmalarıydı. İbn-i Mesud (ra) şöyle der: “Allah’a yemin ederim ki, hiçbir kimse, gayba imandan daha faziletli bir şeye inanmamıştır.”

Gaybın ilk basamağı akılla kavranamayacak olguların olduğunu idrak etmektir. Vayh ve peygamberlik müesseselerini görsek de havsallarımız ihata edemez.

Kader de rasyonel açıklaması muhtemel olmayan inanç parsellerinden; elbette saçma bir inanç değil ama akıl algılayamaz.

Doğru çıkan rüyalarımız, duygusal tepkimeleri bünyesinde taşıyan DNA ve önceden olacağını hissettiğimiz bazı hadiseler… Kaderin varlığının küçük işaretleri. O, hiçbir delili olmayan gayb değil; hissederiz onu, çaresiz kaldığımızda teslim oluruz.

Kader; ölçü, belirlenen miktar, bir şeyi belirli düzene göre yapmak, onu takdir ederek tayin ve tahsis etmek demektir. Kur’an’da şöyle buyrulur: “Şüphesiz biz her şeyi kadere göre yarattık.” (Kamer Suresi: 49)
Çevrene bir baksana!.. Her şey kaderin varlığını haykırıyor.

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.