ÖNE ÇIKANLAR :

YAZARLAR

Çözüm süreci, politik dil ve yalan

Ahmet Balki

27 Nisan 2013 Cumartesi 08:42
  • A
  • A

Çözüm Sürecinde asla ırkçı olmadıklarını söyleyen birileri Türkler ile Kürtlerin eşit olmasına da karşı… Ama bu ırkçılık değilse ırkçılık nedir? Anadilde eğitimi yasaklamak, Allah’ın dil ayetini yasaklamak değil mi? Politika arenası böylesi keskin ve açık sözlere açık değil… Onun dili flu genellikle…

Yalan ve şüphelerle otorite kuranlar, tarifi yapılmamış ideolojileri konjonktüre göre yorumlayabilmekte ve halkın taleplerini “irtica veya bölücülük” adı ile bastırmaktadırlar. Allah (cc) bu tip idareciler hakkında şöyle buyurmaktadır:

“İnsanlardan öylesi vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider ve kalbindekine rağmen Allah'ı şahit getirir; oysa o azılı bir düşmandır. O, iş başına geçti mi (ya da sırtını çevirip gitti mi) yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye çaba harcar. Allah ise, bozgunculuğu sevmez. Ona: "Allah'tan kork" denildiğinde, büyüklük gururu onu günaha sürükler, kuşatır. Böylesine cehennem yeter; ne kötü bir yataktır o.” (Bakara Suresi: 204,206)

Ayet-i kerime Sakifli Ahnes İbn-i Şerik hakkında inmiştir. Bu şahıs müslüman olduğunu ve Resulullah (sav)’i çok sevdiğini söyledi. Buna rağmen müslümanların bazısının ekinlerini yaktı ve hayvanlarını öldürdü. Bunun üzerine bu ayet nazil oldu. Ayetin hükmü umumidir ve münafık ve riyakârları kapsar.
Ayetteki fesat; insanların kalbine şüphe sokmak ve onları yalanlarla birbirlerine düşürmektir. Allah (cc) Fir’avun’un ileri gelenlerin Firavun’a şöyle dediğini nakleder:

“Musa'yı ve kavmini yeryüzünde fesat çıkarsınlar diye mi bırakıyorsun?" (Araf Suresi: 127)

Buradaki fesat, insanların üzerinde bulundukları “din”den ayırmak anlamındadır. Oligarşik rejimlerini korumak için “milli birlik” efsanesine sarılanlar ile Firavun’un meleleri arasında mahiyet farkı yoktur. Bir başka ayette de Allah (cc) şöyle buyurmaktadır:

“İşbaşına geçerseniz, yeryüzünde fesat çıkaracak ve akrabalık bağlarını keseceksiniz Öyle mi?" (Muhammed Suresi: 27)

Buna göre fesat; şüphe/yalan ve çirkin fiillerdir. İnsanları ayrıştıran, kavimlerin diline ve dinine jakobence saldıranlara karşı mücadele etmek her dürüst insanın vazifesidir. Meşhur bir sözdür: “Bir memlekette namuslular en az namussuzlar kadar cesur olmadıkça o ülke düzelmez.” Bu ilke bizim Allah’a verdiğimiz misakın kapsamındadır. Allah (cc) şöyle buyurmaktadır:

“Andolsun ki daha önce onlar, sırt çevirip kaçmayacaklarına dair Allah’a söz vermişlerdi. Allah’a verilen söz mesuliyeti gerektirir.” (Ahzab Suresi: 15)

Aydınlanmanın ortaya çıkarttığı modernizm; hayata yeni ve rasyonel bir çatı kurmak için icat edilen kavramlaştırmadır. Tek düze, profan ve din dışı bir hayat tarzını tek seçenek olarak dayatan modernizm Batı toplumları tarafından bile sorgulanmaktadır.

Modern ötesi anlamına gelen postmodernizm; hakikatin tekliğini inkâr ederek (nazariyatta) çoğulcu bir toplum yapısını ön görür. Fakat postmodernizmin temel de modernizmin beslendiği kaynaklardan beslendiği ve dini ancak saygı gösterilmesi gereken bir olgu olarak kabul ettiği de açıktır. Hakikatin tekliği de yok sayılınca yalan ve yalanlara kapılar da otomatik olarak açılmaktadır.

Postmodern ideolojilerin egemen olduğu bu zaman diliminde insanların hakikate karşı herhangi bir saygısı ve ciddiyeti kalmamış ve suya sabuna dokunmayan farazi bir dil ön plana çıkmaya başlamıştır. Geçmişte de aynı politik dil gündeme gelmiştir. Allah (cc) şöyle buyurmaktadır:

“Kavminden, ileri gelen inkârcılar: "Biz seni yalnızca bizim gibi bir beşerden başkası görmüyoruz; sana, sığ görüşlü olan en aşağılıklarımızdan başkasının uyduğunu görmüyoruz ve sizin bize bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Aksine, biz sizi yalancılar sanıyoruz" dedi.” (Hud Suresi: 27)

Ayette sözü edilen seçkinlerin yüce Allah'ın peygamberine ve bağlılarına yönelttikleri sonuncu suçlama budur. Fakat bu suçlamayı, mensubu oldukları sınıfın, yani Aristokrasi'nin yöntemleri uyarınca yapıyorlar. Söylemek istediklerini Aristokratlara yaraşır bir ihtiyatlılıkla dile getiriyorlar; "olduğunuz kanısındayız" diyorlar. Neden derseniz, dobra dobra konuşmak ve kesin doğrultulu tercihi yapmak, bu beylere göre, taşkın ve ilkel düşünceli halk yığınlarının özelliklerindendir. O halde ileri görüşlü ve sağlam düşünceli seçkinler, hiçbir zaman bu düzeye düşmemelidirler! Bu davranış türü ve bu konuşma üslubu Hz. Nuh'un zamanından beri sürekli tekrarlanan bir örnektir. Yani sözünü ettiğimiz cepleri dolu, kalpleri boş, burnu büyük, iddialı, boyun damarları çıkık ve şiş göbekli sözde seçkinler her zaman böyle konuşurlar, böyle davranırlar. İşte onlar sırf böyle davrandıklarından yani hakikate pazarlıksız yaklaşmadıklarından hidayeti bulamazlar. Yalancılar asla hidayet bulamaz. Allah (cc) buyuruyor:

“Şüphesiz ayetlerimizi yalanlayanlar ve onlara karşı büyüklenenler, onlar için göğün kapıları açılmaz ve halat (ya da deve) iğnenin deliğinden geçinceye kadar cennete girmezler. Biz suçlu günahkarları işte böyle cezalandırırız.“ (Araf Suresi: 40)

Sorunlarımızı çözmek için açıkyürekli olmak zorundayız. Irkçı değilsek adam gibi ırkçı olmadığımızı göstermek zorundayız ve tüm kavimlerin insanlıkta kardeş ve eşit olduğunu haykırmalıyız… Eğer Türkler ve Kürtler eşit değildir diyorsak da halkı kandırmadan ırkçı olduğumuzu söylemeliyiz. Yalanlarla iflah olunmaz. Politik dil, yalandan arınmalı.

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.