ÖNE ÇIKANLAR :

YAZARLAR

İşgal nedir? Fetih nedir?

Adnan Şensoy

30 Mayıs 2013 Perşembe 23:24
  • A
  • A

Onlara:Yeryüzünde fesat çıkarmayın, denildiği zaman, Biz ancak ıslah edicileriz derler. Bakara, 11.ayet
Dünya ve ahiret sıkıntılarının tümünden kurtuluş ve esenlik, dünya/ahiret huzur ve mutluluğu üzerinize olsun.

İşgal, bir yeri zorla ele geçirmek ve ele geçirilen yerde zulumle zorla hükmetmek ,

Fetih: Arapçada İslama ve hükümlerine, hoşgörü ve adaletine açmak anlamında, herkesin ilgi ve takdirini kazanarak, kahramanlıklar göstererek savaş ile bir yeri elde etmek manasındadır.

Aralarındaki fark ise birinin beşeri bir amaç ile gerçekleştirilmesi, diğerinin ise ilahi bir amaca hizmet etmesidir.Bizim konumuzla ilgili olan kısmı da budur.

MS. 71 yılına dek, Kudüs Yahudilerin başkentiydi. Ancak o yıl Roma Orduları Yahudilere karşı büyük bir saldırı düzenlediler ve büyük bir vahşetin ardından onları bölgeden sürdüler. Yahudiler için diaspora dönemi başlarken, Kudüs ve çevresi de terkedilmiş bir toprak haline gelmiş oluyordu.

Ancak Roma İmparatorluğunun İmparator Konstantin döneminde Hıristiyanlığı kabul etmesinin üzerine, Kudüs yeniden ilgi odağı oldu. Hıristiyan Romalılar Kudüste kiliseler inşa ettiler, Yahudilerin de bölgede yerleşmesine yönelik yasakları kaldırdılar. Filistin 7. yüzyıla dek Roma Bizans toprağı olarak kaldı. Kısa bir süre Persler bölgeyi ellerinde tuttular, ama sonra Bizans yeniden Filistinin hakimi oldu.

Hz.Adem ile başlayıp, Hz.Muhammed ile kemal ve olgunluğa eren İlim, merhamet ve sevgi medeniyeti İslam’ı bizlere hediye eden Sahibimiz Allah'ımız,her fiiliyatımızda olduğu gibi imanın zirvesi olduğunu Habibi lisanıyla bizlere tefsir ettirdiği CİHADı da ilahi bir amaç olarak bizlere buyurur. İşte Fetih ile İşgal arasını tamamıyle ayıran çizgide budur.

Filistin tarihindeki en büyük dönüm noktası , 637 yılında bölgenin İslam orduları tarafından fethedilmesiydi.

Bu fetih, asırlardır savaşlara, sürgünlere, yağma ve katliamlara sahne olan, farklı inançlar arasında sık sık el değiştiren ve değiştirdikçe de yeni vahşetler yaşayan Filistine, barış ve huzurun yerleşmesi anlamına geliyordu. İslamın hakimiyeti, Filistinde farklı inançların bir arada yaşayabileceği bir çağın başlangıcı olmuştu.

Filistin, Sevgili Peygamberimizin ikinci halifesi olan Hz Ömer tarafından fethedildi. Hz Ömerin Kudüse girişi, ardından buradaki farklı inançlara karşı gösterdiği sonsuz hoşgörü, olgunluk ve nezaket, başlayan güzel dönemin habercisiydi İngiliz tarihçi ve Ortadoğu uzmanı Karen Armstrong, Kutsal Savaş adlı kitabında, Hz Ömer’in Kudüs fethini şöyle anlatır:

Halife Ömer Kudüs’e beyaz bir devenin üzerinde girdi, yanında ise kentin Yunan yöneticisi Başrahip Sophronius vardı Halife kendisinin öncelikle Tapınak Tepesine (yıkık olan Hz Süleyman mabedinin yerine) götürülmesini rica etti ve Hz Muhammed’in Gece Yolculuğunu (Mirac) yaptığı bu noktada eğildi ve dua etti Başrahip bu sahneyi korku içinde izliyordu Son Günlerin artık yaklaştığını sanmıştı Daha sonra Halife Ömer Hristiyan tapınaklarını görmek istedi ve tam Kutsal Mezar Kilisesine gittiğinde, namaz vakti geldi Başrahip kendisini kibarca namazını bu kilisede kılmaya davet etti, ama Halife Ömer bu teklifi kibarca reddetti Eğer bu kilisede namaz kılarsa, sonra bazı Müslümanların bu olayı anıtlaştırmak amacıyla buraya bir cami inşa etmek isteyebileceklerini, bunun ise Kutsal Mezar Kilisesi’nin yıkılması anlamına geleceğini izah etti Bu nedenle Halife kiliseden çıkıp biraz daha ilerdeki bir noktada namazını kıldı; nitekim bugün tam bu noktada, Kutsal Mezar Kilisesinin tam karşısında Halife Ömerin adına inşa edilmiş küçük bir cami bulunmaktadır Tarafsız bir tarihçi olarak o günleri anlatan Karen Armstrongın naklettikleri Hz Ömerin Hristiyan cemaatin inanç özgürlüğüne ne derece önem verdiğini göstermektedir Hz Ömer bu toprakların yeni hakimi olarak pekala söz konusu kiliseyi camiye dönüştürebilirdi Fakat böyle yapmak yerine çok ince bir davranış sergilemiş, söz konusu kiliseyi camiiye dönüştürmek bir yana ileride yanlış anlaşılmalar olmasın diye namazını başka bir yerde kılma yoluna gitmiştir Hz Ömer’in bu davranışı, farklı inanca sahip bir cemaatin inanç ve ibadet özgürlüğünün mutlak anlamda korunmasının eşsiz bir örneğidir

Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın Adalet yapın O, takvaya daha yakındır Allah’tan korkup-sakının Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır Maide Suresi, 8.ayet

HZ. ÖMERIN KUDÜS HAKKINDA VERDIGI EMANNAME
Bismillahirrahmanirrahim.
Bu, Allah’ın kulu, Müminlerin Emiri Ömer b. el-Hattab’ın ilya (Kudüs) halkına verdiği emandır.
Bu emanı, canlarına, mallarına, kilise ve mabetlerine, hastalarına, sağlıklılarına ve sair halka vermiştir. Kiliseleri Müslümanlarca kullanılmayacak ve yıkılmayacaktır. Kiliseden ve arsasından, Hıristiyanların haçından ve mallarından hiçbir şey eksiltilmeyecektir. Din değiştirmeleri için baskı yapılmayacak, hiçbiri bu uğurda zorlanmayacaktır. ilya’da onlarla birlikte hiçbir Yahudi oturmayacaktır. ilya halkı Medain halkı gibi cizye verecektir. Buradan ayrılarak Rum’a Bizans ve Lusut’a gitmekte serbesttirler. Ayrılan kimsenin canı ve malı gideceği yere varıncaya kadar güvendedir. Şehirde kalanlar da güvendedirler. ilya halkından mabetlerini ve haçlarını bırakıp mallarıyla birlikte Rum’a gitmek isteyenlerin canları, malları ve haçları gidecekleri yere varıncaya kadar güvencededir. Falan savaştan önce, orada oturan herhangi bir kimse de, dilerse Ilya halkı gibi cizye vermek şartıyla orada kalabilir, dilerse Rum’a da gidebilir.
Allah’ın ahdi ve Resulü’nün, halifelerin ve müminlerin zimmeti, üzerlerine düşen cizyeyi verdikleri sürece burada yazıldığı şekildedir.Halid b. Velid, Amr b. el-As, Abdurrahman b. Avf ve Muaviye b. Ebu Süfyan buna şahittir. Hicri 15. yılda kaleme alınmıştır.
Bu şehrin dinimizde çok özel bir yeri olduğu için Hz. Ömer, şehrin vakıf olduğunu ve hiç kimsenin burada toprak alıp satamayacağını, hibe edemeyeceğini ilan etti. O, Mescid-i Aksaya İsra ve Miraç hadisesinde olduğu gibi Peygamberimizin girdiği yerden girmeyi tercih etti ve Mescid-i Aksanın içinde tahıyyetul-mescit namazı kıldı. Öğlen namazı vakti geldiğinde ise herkes Efendimizin müezzinine baktı. O eski günleri tekrar yaşamak istiyorlardı. Fakat Bilal (r.a.), Efendimiz (s.a.v.)in vefatından sonra hiç ezan okumamıştı, ancak bu an farklıydı. Ve Bilal (r.a.) kalkıp ezan okudu, bütün gözlerden aşk ile yaşlar süzüldü.
Bu kutsal şehir, despotizm yönetiminden kurtulup güven ve barış içine girdi. Kısa fetih tarihçesini verdiğimiz şehrin bugünkü haline baktığımızda Hz. Ömerin fethinden önceki dönemi görüyoruz. Bugün şehrin üzerinde oynanan oyunlar eskisinden daha fazladır. Bu şehrin önemi yanlızca kutsallığından ileri gelmiyor; tarihe bakıldığında Kudüs ümmetin gücünü ve izzetini göstermektedir.
Hz. Ömer döneminde Kudüsün fethi yeni bir dönemin başlangıcıdır ve bu fetih, ümmetin zaferine işaret ederken İslam dininin de bir çığ gibi yayılmasına vesile olmuştur. Bu şehri kaybetmek, ümmetin tehlikede ve zayıf olduğunu gösteriyordu. Şehrin hüküm süreçlerine baktığımızda bunu açıkça görüyoruz. İnsanlığın yüz karası Haçlı Seferlerinde işgal edilen Kudüs şehri Selahaddin-i Eyyübinin fetihleri döneminde ümmetin izzetinin, kerametinin ve güçlülüğünün tacı olmuştur. Fakat şehir kaybedilince ümmetin içine zayıflık girmiştir.
Osmanlı dönemine gelindiğinde, Osmanlı Kudüse 400 yıl hakim olmuştur. Bu dönemlerde Osmanlı Devleti dünyadaki en büyük güçtü; zayıflama döneminde ise gücünü, hakimiyeti altında bulunan Kudüs şehrinden alıyordu. Osmanlı düşmanları, Osmanlının elindeki bu gücün farkında oldukları için saygı ve korku içindeydiler. Bundan dolayı Sultan Abdülhamid Han bütün baskılara rağmen bu şehirden vazgeçmedi. Abdülhamid Han, bu şehrin öneminin surlar, evler ve camilerden ibaret olmadığının farkındaydı. Bu şehri kaybettiği zaman devletin tamamını kaybedeceğini biliyordu

Bir yazarın dediği gibi ZULMÜN HAKİMİYETİ BİR ANDIR, ADALETİNKİ KIYAMETE KADAR.

Kuran ahlakıyla birlikte Kudüse ve tüm Filistine medeniyet getiren İslam dini Filistin’de her çeşit inançtan insanın ve toplulukların asırlar boyu barış ve huzur içinde yaşamalarına olanak sağlamıştır

Müslümanlar hiç kimseyi zorla İslamlaştırmaya çalışmamışlar ancak İslamın Hak Din olduğunu gören bazı gayrimüslimler kendi rızalarıyla İslamı seçmişlerdir

Filistin’deki barış ve huzur, bölge Müslümanların hakimiyetinde olduğu sürece devam etmiştir Bu da aynı bölgede Kuran ahlakına uygun yaşandığında geçmiş dönemlerde olduğu gibi adaletin ve hoşgörünün sağlanabileceğine işarettir

Filistin bize Hz. Ömerin emaneti,
Selahaddin Eyyübinin yadigarıdır.
Filistinin her karışı bize anamızın ak sütüdür.
Biz, Filistine bir başkası gibi bakamayız.
Filistinlilere onlar gibi davranamayız.
Biz biriz Hz.Adem nesliyiz, biz tek bir milletiz Hz.İbrahim milletiyiz, biz kardeşiz.
Hz.Muhammed Mustafa ümmetiyiz, Muhammediyiz.
Biz, birbirimize emanetiz.

Şimdi bu birlikteliğin önüne geçmek için ARAPLAR BİZE İHANET ETTİLER, SIRTIMIZDAN VURDULAR şeklinde fitnevari sözler koyuyorlar değil mi?
Şimdi aşağıda arz edeceğim resimlere dikkat ediniz lütfen.
Çünkü o resimlerde göreceksiniz ki filistinde OSMANLI SANCAĞI ALTINDA arabı, kürdü, türkü son kanlarına kadar hep birlikte mücadele ettiler ve şehadete ulaştılar.
Geçmişimizden alacağımız derslerle geleceğimize FETİHLER yapabilmek duasıyla.
Rabbimiz hepimize Nefs Mekkesinden gönül Medinesine hicreti ihsan etsin.
Selam ve dua…

YORUM YAZ
Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.