ÖNE ÇIKANLAR :
İSTANBUL32°C
Az Bulutlu
EKONOMİTÜMÜ
  • GÜNCELLEME: 28 Şubat 2013 Perşembe 13:13

"28 Şubat ekonominin balans ayarını bozdu"


Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler Derneği (KOBİDER) Başkanı Nurettin Özgenç, 28 Şubat süreci ile ekonominin balans ayarının bozulduğunu, ülkenin uçurumun kenarına itildiğini vurguladı.

Nurettin Özgenç, askeri ve sivil ayağı ile tartışılan müdahalenin ardından Türkiye’nin Uluslar arası Para Fonu (IMF)’na muhtaç duruma geldiğini ifade etti.

KOBİDER Başkanı Özgenç, siyasi ve sosyal hayatın yanında ekonomiyi de sekteye uğratan 28 Şubat süreci ile ilgili yazılı açıklama yaptı.

Özgenç, açıklamasında postmodern darbeden bu yana 16 sene geçtiğini, dönemin olayları ve figürlerinin halen belleklerde olduğunu dile getirdi. “Kimi çevreler kendi menfaatleri uğruna halkın seçtiği iradeyi hiçe sayarak ülkeyi uçuruma itti. 28 Şubat’ta ‘Demokrasiye balans ayarı yaptık’ diyenler hakiki anlamda ülke ekonomisinin balans ayarını bozmuş ve ekonomiyi adeta uçurumun kenarına itmişlerdir. Ve ne enteresandır ki tüm bunları yaparken ‘Atatürkçülük’ adı altında yaptıklarını iddia etmişlerdir. Oysa Gazi Mustafa Kemal yabancı tahakkümüne karşı verdiği mücadeleler ile biliniyor bunlar ise kendi menfaatleri için Türkiye'yi IMF'ye muhtaç hale getirdiler. Olumlu olmayan ve siyasi gerginliklerden fazlası ile nasibini alan reel sektörümüz içinden çıkılamayacak bir duruma sürüklenmiştir. Bütün bunların müsebbibi olarak malum darbeci anlayışını görmekteyiz.” ifadelerini kullandı.

1997 ve sonrasında Türkiye’nin önünün menfaat ve siyasi ikbal peşinde olan karanlık çevreler tarafından kesildiğini belirten Özgenç, açıklamasında şu yorumlara yer verdi:

“Postmodern darbenin Türkiye’ye yapmış olduğu etkinin ekonomik boyutunu ele alırsak TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonunun '28 Şubat sürecinin ülke ekonomisine maliyetine’ dair raporunda zararın boyutlarının korkutucu rakamlara çıktığı görülüyor. Raporda, 28 Şubat depreminin artçı sarsıntılarıyla birlikte ülke ekonomisine 100 milyar dolar civarında zarar verildiği beyan edilmiştir. Ve bu külfet masum halka yüklenmiştir. 28 Şubat için ‘Demokrasiye balans ayarı yaptık’ diyenler esasen ülke ekonomisinin gidişatında direksiyona müdahale edilmesi sonucu ani fren yapılmasıyla Türkiye'yi şarampole yuvarladılar.

28 Şubat sürecinde sermaye ressam tablosu gibi renklendirildi, ticari kurumlar, esnaf fişlendi. İşletmeye, işletmenin yaptığı istihdama verilen zarar ve ziyana bakılmaksızın ticaretin önü kesildi. Anadolu sermayesine çok büyük bir darbe vuruldu. Devlet bankalarından aldıkları krediler kesilerek, vadesinden önce geri talep edilerek, ihaleleri iptal edilerek ve yeni ihale verilmeyerek Anadolu sermayesine büyük darbeler vurulduğu bilinen bir hakikat.
Dolayısıyla Türkiye zamanımızda dünyanın 10 büyük ekonomisi arasına girememişse bana göre bunun en önemli nedenlerinden biri 28 Şubat'ta demokrasinin kesintiye uğratılmasından ötürü ekonominin felç olmasıdır. Kaldı ki felç olan ülke ekonomisi adeta üst üste geçirdiği operasyonlar ve fizik tedavi ile yeniden ayakta durabilmiş ve on yıldan beri de ilerlemeye başlamıştır.
Ülkenin kaçınılmaz bir gerginlik havasına sokulduğu o dönemde birileri fırsatçılık yaparak siyasi ve ticari rant elde ettiler. Bunların kimileri holdinglerin yönetiminde yer aldı. Kimileri de bankaların tepe yönetiminde bulunarak finans kuruluşlarının hortumlanmasının bizzat içinde bulunup soyguna ön ayak oldular. Nihayetinde bankacılık görevini yerine getiremeyecek hale gelen şirketlerin yönetimlerine TMSF tarafından el konuldu.
Ayrıca o dönemde ‘Pek çok kurumdan alışveriş yapmayın’ dendi. Bireylerin hür iradesiyle alışveriş yapması engellenmek talep edildi. Halkı ve esnafı ikiye ayırmaya çalıştılar. 28 Şubat'ın hemen devamında 2001 bunalımı geldi. Burada birçok banka battı, Türkiye ekonomisine milyarlarca lira zarar yazıldı ve ülke en az 20 sene geriye gitti. Şimdi ise 28 Şubat depreminin yıkıntılarının vermiş olduğu sıkıntıları yeni yeni üzerimizden atıyoruz.
Oysa demokrasi fikirdir; bir kafa sorunudur. Ancak mide sorunu olarak algılayanlar işlerine gelmeyince hortumları kesilince demokratik iradeyi hiçe saydılar. Nitekim ‘28 Şubat bin yıl sürecek’ dediler ancak dedikleri kadar sürmedi ama bu yıkıma sebep olanların bin yıl unutulmayacağı kesin.

28 Şubat'ın organizedir. Bunun içinde tek asker değil, sivil toplumdan medyaya, sanayiciden devletin ayrı kurumlarına kadar pek kişinin olduğu görülüyor. İşin en acı yanı ise konumu "sivil toplum kuruluşu" olan Oda ve sendikalar bu darbenin yardım ve yataklığını yaptılar. Kendi menfaatlerini devletin menfaatine gibi yansıtıp devleti manipüle edenlerin 28 Şubatta önemli bir katkısı olmuştur.

28 Şubat sürecini yaşatanların değirmenine su taşıyanların sivil toplum örgütlerinden olması durumun en acı yanıdır. O dönemde kendilerini beşli çete olarak adlandırdıkları bilinen TOBB, Türk-İş, TİSK, DİSK ve TESK ülke ekonomisinin tekerine çomak sokmuşlardır.

Kaldı ki sanayici ve tüccarın büyük bir kesimi bu sebepten dolayı oldukça rahatsızlık duymaktadır. 28 Şubat sürecinde ‘beşli çete’ diye anılan bu kuruluşlar geçmişten kalan ayıplarını şimdi temizlemelidirler. Kendi alanlarıyla ilgisi olmayan eylemler yaparak halkın oyları ile seçilmiş hükümeti hedef almış ve askeri kışkırtmakta geri durmamıştır. Oda ve sendikalar üyelerinin sorunlarını bırakıp rejimi kollama derdine düşmüşlerdir. Seçilmiş hükümetin sahibi millettir. Dolayısıyla 28 Şubat millete karşı yapılmıştır.”

Özgenç, 28 Şubat ile ilgili özür dilenmediğinden yakınırken, şunları kaydetti:

“28 Şubat'ın sivil toplum kuruluşlarının günümüzdeki başkanları yapılanın yanlış olduğunu kuruluşlarının üzerindeki ‘Darbeci sivil toplum örgütleri’ algısının değişmesi için halktan resmi olarak özür dilemeliler ve bunu kamuoyuna deklare etmeliler. Sanayicilerin büyük bir kesimi bu durumdan oldukça rahatsızlık duymaktadır. Bu ayıpla yaşamayı meslek kuruluşlarının ve Odaların temsilcileri aldırmayabilir ama temsil ettiği zümreyi bu ayıba ortak etmemeli.

Ayrıca darbecilerini ve 28 Şubat'ın faillerini yargılayan Türkiye, maalesef ki 'post modern' darbenin sivil toplum ayağını oluşturanlara dokunamadığı görülüyor.

Türkiye tarihindeki darbelerin kınandığı, darbe planlarının yargılandığı bu günlerde 28 Şubat post-modern darbesinin son tortuları birer birer kaldırılıyor. Fakat 28 Şubat’ın temel taşlarından olan ‘başörtüsü yasağı’ hala orta yerde duruyor.

28 Şubat 1997’de sivil siyasete inen darbe ile başını örten kadınlara devletin alanı olarak ilan edilen kamusal alanın kapıları sımsıkı kapatıldı. Bir sürek avı ile bu kadınların askeriyede, bürokraside ya da herhangi bir resmi karar makamında olan aile fertleri belirlenip türlü şekilde cezalandırıldı. Başörtüsü yasağını hukuk dışı bir uygulama olarak gören hâkimler, savcılar sürgün edildi ya da görevlerinden ihraç edildi. Teş başa örtülen örtüyü değil, onun yerine ikame edilen şapkaları ve ideolojik olduğu iddia edilen perukları dahi yasaklayan uygulama doğrudan başları örtülü kadınları, dolaylı olarak da onların aile üyelerini ve toplumu hedef aldı. Ayrımcılığa maruz kalan pek çok kesime başlarını örten kadınlar da eklendi. “
 

KAYNAK:
CİHAN
ETİKETLER:
ÖNCEKİ HABER

SONRAKİ HABER